Medyum, Büyü ve Fal Dolandırıcılığı: Ceza, Şikayet ve Para İadesi

Bir medyum, büyücü ya da falcı tarafından dolandırıldıysanız, yaşadığınız şey bir kader değil; yasalarca cezalandırılan bir suçtur ve gönderdiğiniz para için hukuki yollara başvurabilirsiniz. Büyü yapma, büyü bozma veya gelecekten haber verme vaadiyle kişilerden para, altın ya da ziynet alınması, Türk Ceza Kanunu’nda nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenir. Bu eylemler çoğu zaman dini inanç ve duyguların istismarıyla (TCK m. 158/1-a) ve giderek internet üzerinden işlenmektedir. Süreç ilerledikçe failin tehdit ve şantaja yönelmesi, paranın yurt dışına veya İBAN zincirlerine dağılması, mağdurun delil toplamada zorlanması işi karmaşıklaştırır. Bu rehberde suçun cezasını, şikayet sürecini, paranızı geri alma yollarını ve haklarınızı 2026 itibarıyla güncel uygulama ışığında ele alıyoruz.

Medyum, Büyü ve Fal Dolandırıcılığı Nedir?

Medyum, büyü ve fal dolandırıcılığı; gerçekleştirilmesi mümkün olmayan metafizik vaatlerle (büyü yapma, büyü bozma, nazar/muska, gelecekten haber verme) kişilerin kandırılarak para veya değerli eşyalarının alınmasıdır. Fail, bilimsel hiçbir dayanağı bulunmayan iddialarla mağdurun denetleme imkânını ortadan kaldıracak yoğunlukta bir hile kurar; mağdurun korku, kaygı ya da çaresizliğinden yararlanır. Uygulamada en sık görülen kalıplar şunlardır:

  • Büyü / büyü bozma vaadi: “Üzerinizde büyü var” denilerek önce para, ardından altın/ziynet ve “adak” istenir.
  • Online medyumluk: Arama motorlarındaki anahtar kelimelere göre kurulmuş tuzak siteler, sahte “memnun müşteri” yorumlarıyla güven oluşturur.
  • Kademeli ödeme: “Malzeme”, “ikinci işlem”, “toprak kabul etmedi” gibi bahanelerle ödeme defalarca tekrarlatılır.

Uygulamada, failler önce küçük bir miktarla güven kazanır, sonra talebi büyütür; mağdurun ödemeyi kesmesiyle birlikte eylem tehdit ve şantaja dönüşebilir. Bu kademeli yapı, aşağıda göreceğimiz zincirleme suç hükümleri bakımından önemlidir.

Hangi Suç Oluşur? Hukuki Niteliği (TCK 157 ve 158)

Medyum, büyü ve fal dolandırıcılığı kural olarak nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur. Dolandırıcılığın temel hâli TCK m. 157’de düzenlenir; ancak eylem dini inanç ve duyguların istismarıyla işlendiğinde TCK m. 158/1-a devreye girer ve ceza ağırlaşır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, dinin bir aldatma aracı olarak kötüye kullanılması ve bu hile ile haksız yarar sağlanması bu nitelikli hâlin özüdür.

İnternet üzerinden işlenmesi (TCK m. 158/1-f)

Eylem internet, sosyal medya veya banka/bilişim sistemleri araç kılınarak işlenmişse, ayrıca TCK m. 158/1-f uygulanır. Bu bent, cezanın alt sınırını dört yıla yükseltir ve adli para cezasını suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacak şekilde belirler. Önemli bir ayrım: dört yıllık alt sınır artışı yalnızca kanunda sayılan (e), (f), (j), (k), (l) bentlerine özgüdür; dolayısıyla suç yalnızca dini istismarla (158/1-a) ve internet kullanılmadan işlenmişse temel ceza (üç yıldan on yıla kadar) geçerli olup, dört yıllık taban ancak 158/1-f gibi bir bent eklendiğinde uygulanır.

Falcılık/büyücülük faaliyetinin ayrı boyutu (677 sayılı Kanun)

Dolandırıcılıktan bağımsız olarak, falcılık, büyücülük ve üfürükçülük faaliyetinin yürütülmesi de 677 sayılı Kanun kapsamında ayrıca yasaklanmış bir fiildir. Bu, dolandırıcılık suçundan farklı ve daha hafif bir düzenlemedir. Ancak pratikte bu kanun neredeyse hiç uygulanmamaktadır.

Medyum ve Büyü Dolandırıcılığının Cezası (2026)

Medyum ve büyü dolandırıcılığının cezası, nitelikli dolandırıcılık olarak üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır (TCK m. 158). Mevcut uygulamada bu ceza aralığı, 158’in güncel düzenlemesine göre belirlenir; eski içtihatlardaki “iki-yedi yıl” aralığı yürürlükteki hâli yansıtmaz. Aşağıdaki tablo, sık karşılaşılan durumları özetler:

Hukuki Durum Değerlendirme Sonuç
Yüz yüze büyü/fal ile dini istismar TCK m. 158/1-a (nitelikli) 3 – 10 yıl hapis + 5.000 güne kadar adli para cezası
İnternet/sosyal medya üzerinden işlenmesi 158/1-a + 158/1-f birlikte Alt sınır 4 yıldan başlar; adli para, menfaatin 2 katından az olamaz
Aynı kişiden defalarca para alınması Zincirleme suç (TCK m. 43) Ceza belirli oranda artırılır
Ödeme kesilince tehdit/şantaj Tehdit (106) / Şantaj (107) ayrı suç Dolandırıcılığa ek ayrı cezalandırma

Uygulamada, failin mağdurdan kademeli olarak defalarca para alması en sık karşılaşılan tablodur; bu durumda zincirleme suç hükümleri uygulanarak ceza artırılır.

  • Büyü/fal/medyum/cincilik vaadiyle para alma olaylarında Yargıtay'ın belirleyici ölçütü "sahneye koyma" (mise en scène) eşiğidir: Mağdurun dini inanç ve duygularına yönelik, ritüel/mizansenle (muska üretme, su/tuz okuma, altın "okuyup geri verme", kapı kilitleme, korkutma) desteklenmiş, basit yalanı aşan yoğun ve ustaca hareketler varsa fiil TCK m.158/1-a (dini inanç ve duyguların istismarı) kapsamında nitelikli dolandırıcılık sayılır ve mahkumiyet/iddianame çıkar (cezası 2 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 5.000 TL'ye kadar adli para cezası).
  • Buna karşılık salt "büyü yaparım/fal bakarım" denip ritüel kurgu, korkutma, mizansen ve mağdurun zaafından yararlanma olgusal olarak ispatlanamıyorsa; veya olay sözleşmeden doğan bir edim ilişkisine indirgenebiliyorsa, savcılıklar "basit yalan / hukuki ihtilaf" deyip KYOK, mahkemeler ise delil yetersizliği/unsur yokluğu nedeniyle beraat verebiliyor.
  • "Eksik borç" gerekçesinin büyü/fal olaylarına taşınması doktrin ve yerleşik içtihat mantığı bakımından hatalıdır: Büyü/fal sözleşmesi baştan hileli bir aldatma ilişkisidir; geçerli bir borç ilişkisi (eksik borç) varsayımına dayanan KYOK'lar, dini duyguların istismarının resen kovuşturulması gereken bir kamu suçu olduğu gerçeğini gözden kaçırmaktadır.

Şikayete Bağlı mı? Zamanaşımı Süreleri

Medyum, büyü ve fal dolandırıcılığı şikayete bağlı bir suç değildir; Cumhuriyet savcılığı olayı öğrenir öğrenmez re’sen (kendiliğinden) soruşturma başlatır. Bu nedenle belirli bir “şikayet süresi” işlemez; ancak hakkın kaybolmaması için dava zamanaşımı süreleri içinde harekete geçmek gerekir. Yürürlükteki düzenleme uyarınca temel zamanaşımı süreleri şöyledir:

  • Nitelikli dolandırıcılık (TCK 158): kural olarak 15 yıl dava zamanaşımı.
  • Basit dolandırıcılık (TCK 157): kural olarak 8 yıl dava zamanaşımı.

Uygulamada, soruşturma işlemleriyle zamanaşımı kesilebilir ve yeniden işlemeye başlayabilir; somut sürede hak kaybı yaşamamak için gecikmeden başvuru önerilir.

Şikayet ve Suç Duyurusu Süreci: Adım Adım

Medyum/büyü dolandırıcılığını Cumhuriyet Başsavcılığına veya en yakın kolluğa (polis/jandarma) yapacağınız bir suç duyurusu ile bildirebilirsiniz. Süreç pratikte şu adımlarla ilerler:

  1. Delilleri kaybetmeden saklayın: yazışmalar, dekontlar, hesap bilgileri (sonraki bölümdeki listeye bakınız).
  2. Yazılı bir suç duyurusu (şikayet dilekçesi) hazırlayın; olayı tarih, tutar ve fail bilgileriyle somutlaştırın.
  3. Başvuruyu Cumhuriyet Başsavcılığına elden, kolluk aracılığıyla veya e-Devlet/CİMER üzerinden yapın.
  4. Banka/İBAN ve telefon kayıtlarının (HTS) temini için savcılıktan talepte bulunun; fail bu kayıtlardan tespit edilebilir.
  5. Mağdur olarak ceza davasına “katılan (müdahil)” sıfatıyla dahil olun; böylece şahsi haklarınızı da takip edebilirsiniz.

Uygulamada, başvurunun erken yapılması paranın izinin sürülmesi (İBAN zincirinin takibi, hesaplara tedbir/elkoyma) bakımından belirleyicidir; gecikme, paranın çekilmesi veya aktarılması riskini artırır.

Kaybedilen Para Nasıl Geri Alınır?

Dolandırılan parayı geri almanın iki temel yolu vardır: ceza sürecinde failin gönüllü iadesi (etkin pişmanlık) ve hukuk mahkemesinde açılacak maddi-manevi tazminat davası. Ceza davasına katılan (müdahil) olarak da haklarınızı takip edebilirsiniz.

Etkin pişmanlık (TCK m. 168)

Failin zararı tamamen gidermesi hâlinde cezasında indirim uygulanır; bu, çoğu zaman iadeyi teşvik eder. Soruşturma aşamasında tam iade cezanın üçte ikisine kadar, dava açıldıktan sonra hükümden önce yapılan iade ise yarısına kadar indirim sağlar. Kısmi iadede mağdurun rızası aranır.

Tazminat ve uzlaşma ayrımı

Maddi ve manevi zararınız için ayrıca hukuk mahkemesinde tazminat davası açabilirsiniz. Dikkat: basit dolandırıcılık uzlaşmaya tabi olsa da, nitelikli dolandırıcılık (158) uzlaşma kapsamında değildir; bu nedenle medyum/büyü dolandırıcılığında iadenin yolu uzlaşma değil, etkin pişmanlık ve tazminattır.

Uygulamada, paranın geri alınma ihtimali; failin tespiti, hesaplara erken konulan tedbir ve paranın yurt dışına/kripto varlıklara aktarılıp aktarılmadığıyla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle hız ve doğru hukuki strateji belirleyicidir.

Dolandırıcılığın Tehdit ve Şantaja Dönüşmesi

Mağdur ödemeyi kestiğinde fail çoğu zaman tehdit ve şantaja yönelir; bu eylemler dolandırıcılıktan ayrı ve bağımsız suçlar oluşturur. “Size/ailenize zarar gelir” türü ifadeler tehdit (TCK m. 106); “para göndermezsen…” baskısı şantaj (TCK m. 107) kapsamına girebilir. Fail büyü bahanesiyle özel/müstehcen görüntü elde etmişse, özel hayatın gizliliğini ihlal ve görüntülerin yayılması gibi ek suçlar da gündeme gelir.

Uygulamada, içerik internette yayılmışsa erişimin engellenmesi ve içeriğin kaldırılması için ayrıca hızlı başvuru yapılması; bu sırada görüntü/yazışmaların delil olarak güvenli biçimde kaydedilmesi önemlidir.

Büyü - Fal - Medyum Dolandırıcılığı İle İlgili Yargıtay Kararları

Yargıtay CGK'nın 04.02.2014 tarihli, 2013/262 E., 2014/37 K. sayılı kararı bu alanın temel emsalidir. Kayseri'de "bohçacı" kılığında bir eve giren iki sanık, düğününden bir gün önce kına hazırlığı yapan mağdura "sende ve nişanlında büyü var, büyüyü bozalım, içinize cin girmiş, cini çıkartalım" diyerek çeyiz odasına geçmiş, kapıyı kilitlemiş, ziynet eşyalarını "mendile sarıp su dökeceğiz" mizanseniyle alıp mağduru su getirmeye gönderdikleri sırada kaçmışlardır. Kararın gerçek lafzı şöyledir: "…sanıkların basit bir yalanı aşan, mağduru yanıltacak ve kandıracak yoğunluk ve güçteki sözleri ile planlayıp ustaca sergiledikleri hareketlerinin hileli davranış olarak kabulü gerektiğinden, hileli davranışlarla haksız menfaatin elde edilmesi ile gerçekleşen eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturacağı…" CGK, "büyüyü bozma ya da cini çıkarma" gibi hususların mağdurun dini inanç ve duygularına yönelik olduğunu belirterek eylemi TCK 158/1-a kapsamında nitelikli dolandırıcılık saymış; bunun hırsızlık olduğu yönündeki Cumhuriyet Başsavcılığı itirazını oyçokluğuyla reddetmiştir.

Yargıtay 15.CEZA DAİRESİ Esas:2017-36091 Karar:2021-5605 Karar Tarihi:20.05.2021

Sanığın, suç tarihinde yanında kimliği tespit edilemeyen bir diğer kişiyle birlikte, ... Kuaförü isimli işyerine gelip kendisini tarikat mensubu olarak tanıtarak mevlüt okutmak için yardım talep ettiği, müşteki ...'un da dükkanda bulunan 1 adet margarini vermesi üzerine sanığın "üzerinizde bir felaket dolaşıyor, evinizde muska var" diyerek müştekinin ailesini tarif etmeye başladığı, muskayı bulması için evlerine götürdükleri sanığın müşteki ...'den su istediği, bu suyu okuyacağını söyleyip ayrıca tuz ve domates gibi çeşitli yiyecekler istediği, sonra da evin gelini olan katılan ...'u çağırıp diğerlerini odanın dışına çıkarttığı, ...'a "sana büyü yapmışlar, o sarılarla da banyo yapman lazım" diyerek altınlarını getirmesini istediği, katılan ...'nin inanarak 3 adet bilezik, 2 adet künye, 2 adet taşlı yüzük, 1 adet alyans, 1 adet söz yüzüğü, 16 adet çeyrek altın, 2 takım küpe ve 1 adet kolyeyi getirip sanığın ortaya koyduğu mendilin içine koyup sıkıca bağladığı, sanığın bu mendili ...'nin kayınvalidesi katılan ...'a vermesini istediği, bu nedenle katılan ...'in de sanığın bulunduğu odaya girdiği, sanığın katılan ...'dan da büyüyü bozmak için altınlarını getirmesini istediği, bunun üzerine katılan ...'in de 7 adet bileziği getirerek sanığa verdiği, sanığın bütün altınları bohçaya koyacağını, gelinin bu bohçanın üstüne oturmasını, üzerine kapıyı kilitleyeceğini, birlikte dışarı çıkıp 7 ev gidip geri gelerek kilidi açınca büyünün bozulacağını söylediği, müşteki ile katılanların da inandıkları ancak sonrasında sanığın altınları alarak uzaklaştığını anladıkları ve sanığın bu eylemleri ile atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık savunması, müşteki ve katılanların beyanları ile tüm dosya kapsamından atılı suçun sanık tarafından işlendiğine ilişkin mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yargıtay 15.CEZA DAİRESİ Esas:2017-26468 Karar:2020-10683 Karar Tarihi:26.10.2020

Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, O yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Katılanın bir rahatsızlık geçirmesi nedeniyle sanığın yanına fal baktırmak için gittiğini, sanığın fal bakarken çok kötü bir büyü yapıldığını, bu büyüyü çözdürebileceğini, ancak bu işlemi Suriye'de muska yaptırarak halledeceğini söyleyip, masraf olarak 650,00 TL istediği, ertesi gün katılanın iş yerinde çalışan tanık ... ile söz konusu parayı gönderdiği, katılanın 3 gün sonra sanığın evine giderek yapılan muskayı alıp boynuna taktığı, katılanın durumdan şüphelenerek bir cami hocasına muskayı açtırdığında, muskanın içinde rahatsızlığı ile ilgili değil de öylesine bir dua olduğunu anladığı, bu şekilde sanığın dolandırıcılık suçunu işlediği iddia edilen olayda; sanık savunmaları, katılan beyanları, tanık anlatımları, bilirkişi görüşü ve dosya kapsamına göre; sanığın katılanın üzerindeki büyüyü bozacağını belirtip, böylece dini inanç ve duyguları aldatma aracı olarak kötüye kullanması suretiyle katılandan haksız menfaat temin ettiği anlaşılmakla; eylemin, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde beraat hükmünün tesisi,

Kanuna aykırı olup, O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca, hükmün BOZULMASINA, 26/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay CG.CEZA GENEL KURULU Esas:2019-264 Karar:2022-451 Karar Tarihi:15.06.2022

"Hile\", Türk Dil Kurumu sözlüğünde; \"Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika\" (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s. 891.) şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; \"Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez.\" biçiminde tanımlanmıştır.

Öğretide de hile ile ilgili olarak; \"Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir.\" (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s. 453.), \"Hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir.\" (... Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt I, Beta Yayınevi, 4. Baskı, Eylül 2017, ..., s. 502-503.) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.

Hile söz, hareket veya diğer davranışlarla bir kişinin bilerek aldatılması ve yanıltılmasıdır. Hile ile kendisinde yanlış düşünce uyandırılan kişi belli bir davranışa sürüklenmekte ve buna zorlanmaktadır. Hile aldatıcı nitelikte olmalıdır.

Yargıtay CG.CEZA GENEL KURULU Esas:2012-1535 Karar:2013-400 Karar Tarihi:01.10.2013

toplumda yaşayan insanlar üzerinde yoğun bir etkisi bulunan dini inanç ve duyguların istismarının önlenmesi amaçlanmış ve maddenin bu bölümüne ilişkin gerekçesinde de; “Birinci fıkranın (a) bendinde, dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi için, dinî inanç ve duygular, aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalıdır. Suçun oluşabilmesi için, dinî inanç ve duyguların kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.

Bu aşamada muska ve istismar sözcükleri üzerinde durulmasında da yarar bulunmaktadır.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğüne göre muska; “İçinde dinsel veya büyüleyici bir gücün saklı olduğu sanılan, taşıyanı, takanı veya sahip olanı zararlı etkilerden koruyup iyilik getirdiğine inanılan bir nesne, yazılı kâğıt vb; üçgen biçiminde katlanmış olan şey; taşıyanı, takanı ya da sahip olanı zararlı etkilerden koruyup iyilik getirdiğine inanılan, içinde dinsel ve büyüsel bir gücün saklı olduğu sanılan doğal ya da yapay nesne; insan, hayvan, bitki, nesne ve ürünlerinin uygun düşen bir yerine asıldıkları, bağlandıkları, dikildikleri ya da konuldukları zaman onları ölüm, salgın, yersarsıntısı, su baskını, yıldırım, yangın, savaş, büyü, göz değmesi gibi daha birçok dokuncalardan koruduğuna ve onlara bolluk, varsıllık, iyi bir gelecek, aşılmaz bir güç sağladığına inanılan doğal ya da yapay nesnelerden her biri”,

İstismar ise, Arapça “semere” kelimesinden türetilmiş bir kelime olup TCK'nun 158/1-a maddesinde “sömürme” anlamında kullanılmıştır.

Uygulamada yerleşmiş kabule göre ise; dinin, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve yaratıcı kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünü olduğu, dini inancın dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duyguları olduğu, bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunduğu, bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duyguların aldatma aracı olarak kötüye kullanılması ve bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olması gerektiği açıklanmıştır.

Görüldüğü üzere, TCK'nun 158. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilirken, dinin, dini inanç ve duyguların ya da iyilik yapma hislerinin bir aldatma aracı olarak kullanılması aranmıştır. Önemli olan, dini inanç ve duyguların kötüye kullanılması suretiyle insanların aldatılması olup, aldatma aracı olarak kullanılan din veya mezhebin hangi din veya mezhep olduğunun bir önemi bulunmamaktadır. Örneğin, fitre ya da zekat verileceğinden bahisle para toplanması, gerçekte cami yaptırma niyetinde olmayan bir kimsenin cami yaptıracağından veya yarım kalan camiyi bitireceğinden bahisle izinsiz olarak yardım toplaması ya da cemevi ya da kiliseye yardım duyurusuyla para istemesi veya Hz. İsa’nın dünyaya dönüşünü sağlamak için altyapı oluşturmak üzere para toplaması, cenaze için Kur'an-ı Kerim okunacağı ve ardından zekat verileceğinden ya da sözkonusu okumanın değerli bir ziynet eşyası üzerine yapılacağından bahisle yardım toplanması gibi durumlarda bir kısım dini inanç ve duyguların istismar edildiğinden sözedilebilecektir.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler