yağma suçu

Yağma Suçu ve Cezası

Yağma Suçu Nedir?

5237 sayılı TCK’nın 148. ve 150. Maddeleri arasında düzenlenen yağma suçu, başkasına ait taşınır bir malın “cebir” veya “tehdit” kullanılarak alınmasıyla gerçekleşir.

Buradaki tehdit ve cebir kişinin kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibariyle büyük bir zarar uğratacağından bahisle gerçekleşmelidir.

Yağma suçu “malın yağması” ve “senedin yağması” olmak üzere iki farklı alanda incelenir. TCK md. 148’in ilk fıkrası malın yağmasını anlatırken, ikinci fıkrası ise senedin yağmasını anlatır.

Burada korunan hukuki değer mağdurun malvarlığı, mülkiyeti ve zilyetlik haklarıdır.

Yargıtay içtihatlarındaki görüşe göre yağma suçunun konusunu yalnızca taşınır mallar oluşturup, taşınmaz mallar yağma suçunun konusu olamazlar.

Yağma suçunun oluşabilmesi için;

  • Başkasına ait malın alınması
  • Malın cebir veya tehdit kullanılarak alınması gerekmektedir.

Kanun bu suçun oluşabilmesi için “cebir” veya “tehdit” hareketlerinden en az birinin gerçekleşmesini öngörür. Hareketlerden ikisinin de birlikte gerçekleşmesi şart değildir.

Yağma suçunda tehdit yaşama hakkı, vücut dokunulmazlığı, cinsel dokunulmazlık ya da malvarlığı hakkına yönelik olmalıdır. Bu dört hakka yönelik olmayan tehdit, yağma suçu için geçerli olmayacaktır.

Cebir ise kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle kişinin iradesi ve hareketleri üzerinde zorlayıcı etki bırakmak suretiyle gerçekleşmelidir.

Yağma Suçunun Cezası

Yağma suçunun en basit şeklinin cezası 6 yıl ile 10 yıl arasıdır. Nitelikli yağmada suçun cezası artmaktadır.

Yağma Suçunun Nitelikli Halleri (TCK Md. 149)

Suçun temel şekline eklenen ve cezanın artırılmasını veya indirilmesini gerektiren hallere, suçun nitelikli unsurları denir. Yağma suçunda hem cezanın arttırılmasını, hem de azaltılmasını gerektiren nitelikli haller kanunda verilmiştir.

Daha Fazla Cezayı Gerektiren Haller (Nitelikli Haller)

  • Yağma Suçunun Silahla İşlenmesi: Önemli olan failde silahın korkutucu etkisinden yararlanma iradesinin olmasıdır.
  • Kişinin Kendisini Tanınmayacak Bir Hale Koyması Suretiyle İşlenmesi: Failin dış görünüşünü değiştirmesine rağmen tanınması, nitelikli halin uygulanmasına engel oluşturmayacaktır.
  • Suçun Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte İşlenmesi: Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için faillerin “birlikte fail” olarak hareket etmeleri gerektiğinden azmettirme ve yardım etme durumlarında bu nitelikli hal uygulanmayacaktır.
  • Yol Kesmek Suretiyle ya da Konutta, İşyerinde ve Bunların Eklentilerinde İşlenmesi: Tesadüfen yolda işlenen yağma suçlarında bu nitelikli hal uygulanmaz.
  • Beden ve Ruh Bakımından Kendisini Savunamayacak Durumda Bulunan Kişiye Karşı İşlenmesi
  • Var Olan veya Var Sayılan Suç Örgütlerinin Oluşturdukları Korkutucu Güçten Yararlanılarak İşlenmesi
  • Suç Örgütüne Yarar Sağlamak Maksadıyla İşlenmesi
  • Suçun Gece Vakti İşlenmesi 

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

 Daha Az Cezayı Gerektiren Haller

  • Suçun Bir Hukuki İlişkiye Dayanan Alacağın Tahsili Amacıyla İşlenmesi: Bu durumlarda kişi sadece tehdit ya da kasten yaralama fiillerinden cezalandırılır.
  • Malın Değerinin Azlığı nedeniyle verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.

Yağma Suçuna İştirak

Suça iştirak, bir kişi tarafından işlenebilecek bir suçun aralarında anlaşarak ve işbirliği yaparak birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesidir. Ancak kasten işlenen suçlar iştirak halinde işlenebilir, taksirle işlenen suçlara iştirak mümkün değildir. Bu iştirak hallerinden bahsetmek gerekirse:

  • Dolaylı faillik: bir suçun işlenmesinde bir başkasının araç olarak kullanılmasını,
  • Müşterek faillik: Birden fazla kişinin bir suçu işlemek üzere ortak karar alıp her bir failin ortak suç işleme kararı ile suça fiili bir katkıda bulunmasını,
  • Suça yardım etme: Suç işleme kararını vermiş olan kişinin suç işlemesine maddi ve manevi katkıda bulunmasını,
  • Suça azmettirme: Suç işleme konusunda bir kimsenin henüz böyle bir düşüncesi yokken ikna edilmesini ifade eder.

Yağma suçunda iştirakin her türlüsünün gerçekleşmesi mümkündür.

Yağma Suçuna Teşebbüs ve Gönüllü Vazgeçme

Ceza hukukunda suça teşebbüs, işlenmesi amaçlanan bir suçun kanunda yazılı icra hareketlerine başladıktan sonra failin iradesi dışındaki sebeplerle suçun tamamlanamamasıdır.

Fail ya icra hareketlerine başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamıştır ya da icra hareketleri tamamlanmasına rağmen failin iradesi dışında gerçekleşen engellerden dolayı netice meydana gelememiştir.

Ceza hukukunda gönüllü vazgeçme, işlemeyi amaçladığı bir suçun icra hareketlerine başlayan failin kendi iradesi veya çabasıyla hareketlere son vermesi veya suçun meydana gelmesini engellemesidir (TCK md. 36).

Yağma suçu, failin suç konusu olan malı bulunduğu yerden almasıyla tamamlanmaktadır. Yani bu suç sırf hareket suçudur. Esasında bu suça teşebbüsün mümkün olmaması gerekirken, fail suçu gerçekleştirmeye elverişli hareketlerle yani cebir veya tehdit kullanmasına rağmen yağma konusu suç unsurunu ele geçirememişse yağma suçu tamamlanamayarak teşebbüs aşamasında kalacaktır.

Yağma suçuna TCK md.36’da belirtilen koşullar gerçekleştirildiği takdirde gönüllü vazgeçme de uygulanır.

Suça teşebbüs durumunda fail için bir cezaya hükmedilir, ancak verilen cezada indirim yapılır. Gönüllü vazgeçme halinde kural olarak faile ceza verilmez, ancak failin vazgeçme anına kadar sergilediği davranışlar başlı başına başka bir suç oluşturuyorsa fail bu suç nedeniyle cezalandırılır.

Yağma Suçunda Etkin Pişmanlık

Etkin pişmanlık, kişinin işlediği suç dolayısıyla özgür iradesiyle sonradan pişman olması, suç teşkil eden fiilin doğurduğu olumsuzlukları gidermesi ve ceza adaletine olumlu davranışlarıyla katkıda bulunması halinde TCK’daki bağışlama hükümlerinin uygulanmasını sağlayan ceza kurumudur.

Mala karşı işlenen suçlarda etkin pişmanlık TCK md. 168’de düzenlenmiştir.

Yağma suçu için etkin pişmanlık mümkündür. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen kişi, suç ortaklarının, azmettirenlerin veya suça yardım edenlerin isimlerini verdiği takdirde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilir. Aynı zamanda mağdurun uğradığı zararın aynen iade veya tazmin edilmesi ile de etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilir.

Yağma suçunda suçun işlenmesinden sonra ve dava açılmadan önce etkin pişmanlıkta bulunulursa verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Dava açıldıktan sonra fakat hüküm verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulursa verilecek ceza 1/3’üne kadar indirilebilir.

Yağma Suçunun Şikayet Süresi ve Zamanaşımı

Yağma suçu şikayete bağlı bir suç değildir. Suçun işlendiği herhangi bir şekilde öğrenildiğinde savcılık tarafından soruşturma başlatılmalıdır. Yağma suçu açısından herhangi bir şikayet süresi olmamasına rağmen suçun dava zamanaşımı 15 yıl olup, suçun işlendiği tarihten itibaren 15 yıl içinde suç savcılığa bildirilmelidir. Aksi durumda dava zamanaşımı süresi dolacağından suç ile ilgili soruşturma yapılmayacaktır.

Yağma Suçunda Görevli Mahkeme

Yağma suçu için görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemeleridir.

 

Yağma Suçu Şikayet Dilekçesi ve daha ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için bizimle İLETİŞİME geçebilirsiniz.

Güveni Kötüye Kullanma

Güveni Kötüye Kullanma Suçu ve Cezası

Güveni Kötüye Kullanma Suçu Nedir? 

Güveni kötüye kullanma suçu Türk Ceza Kanunu’nun Malvarlığına Karşı Suçlar bölümünde 155. maddede düzenlenmiş bir suç tipidir. Bu suç, güveni kötüye kullanma suçu ve bu suçun nitelikli hali olan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu olarak iki şekildedir.

Okumaya devam et

tereke tespit davası

Tereke Tespit Davası

Tereke Nedir?

Tereke, ölen ya da gaipliğine karar verilen kişilerin mirasçılarına geçen maddi mal varlığı ile şahsına bağlı olmayan hak ve borçlarının tümüne verilen addır. Parasal veya benzer değeri olan işlemlerdir. Örneğin; taşınır ve taşınmaz mallar, vadeli ve vadesiz alacaklar, faizler, borçlar ve masraflar terekeye dahildir. Doğrudan ölenin şahsına bağlı olan hak ve alacaklar ise terekeye dahil değildir. Örneğin; nafaka alacakları, manevi tazminat alacakları, intifa hakkı ve oturma hakkı terekeye dahil değildir.

Tereke Tespit Davası Nedir?

Kişinin ölümünden sonra geride bıraktığı mal varlığı ve terekeye dahil diğer hak ve borçlar, mirasçılar tarafından tam olarak bilinmeyebilir. Dolayısıyla, terekenin kapsamının bilinmesi veya varlığı ya da yokluğu iddia edilen hakların ya da diğer hukuki ilişkilerin tespit edilebilmesi için tereke tespit davası açılmalıdır. Terekenin tespiti davasının açılmasının bir diğer sebebi ise malvarlığının tespiti ile bunların kayıt altına alınarak terekenin korunmasını sağlamaktır. Her bir mirasçının, tereke üzerindeki haklarının mirasın paylaşımı sırasında zarara uğramaması için doğru tespitin yapılmasıyla mirasçıların haklarının hukuki olarak kayıt altına alınması amaçlanır. Örneğin; tereke paylaştırılana kadar bazı mirasçıların terekeden mal kaçırma durumu söz konusu olabilir. Bu durumun engellenmesi için mirasçılar mahkemeye başvurarak tereke defterinin tutulmasını talep edebilir. Tereke defteri, tereke mallarının ve borçlarının yazıldığı deftere denir. Mirasçıların terekenin tespiti için açtıkları davalarda mahkeme ölenin tüm malvarlığı ve borçlarını araştırır ve bunları tereke defteri ile kayıt altına alır. Terekenin tespiti amacı ve tereke defteri tutulması sebebi ile açılan bu tür davalara terekenin tespiti davası denmektedir.

Terekenin Tespit Davasını Kimler Açabilir?

Terekenin tespiti davasını, terekenin tespit edilmesinde hukuki yararı bulunan kişiler, başka bir deyişle mirasçılar açabilirler. Miras bırakanın ölümünden sonra her bir mirasçı, bir diğerinden onay almaksızın bu davayı açabilmektedir. Ancak vasiyetle kendisine mal bırakılmış olan kişiler veya alacaklılar terekenin tespiti davasını açamazlar.

Tereke Tespiti Nasıl Yapılır?

Tereke tespit davasında önce terekedeki aktif ve pasifler belirlenir. Aktif denilen mallar; menkul, gayrimenkul, para ve alacaklar iken miras bırakanın borçları ve masraflarına ise pasif denilmektedir. Miras bırakanın aktif ve pasifleri tespit edildikten sonra birbiriyle denkleştirilir ve miras bırakanın net terekesi tespit edilmiş olur. Tereke malvarlığı hesaplanırken miras bırakanın ölüm tarihindeki değerleri esas alınır.

Terekenin Paylaşımı (Mirasın Taksimi)

Birden çok mirasçı bulunması halinde tereke mirasçılar arasında paylaştırılana kadar bütün mirasçılar terekeye dahil her bir malvarlığı üzerinde eşit paya sahiptirler. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Bu durum miras ortaklığı olarak adlandırılır. Tereke hakkında mirasçılar kendi oranlarında anlaşmaları veya kendileri tarafından belirlemiş oldukları oranlar üzerinden anlaşmaları halinde paylaşım yapabileceklerdir. Fakat mirasçılardan birisinin yapılan paylaşıma rızası yok ise terekenin tespiti davasıyla birlikte mirasın paylaştırılması talebinde de bulunabilecektir. Her mirasçı, terekedeki belirli malların aynen, olanak yoksa satış yoluyla paylaştırılmasına karar verilmesini sulh mahkemesinden isteyebilir. Terekenin tespiti ile birlikte mirasın paylaştırılmasına ilişkin talepte bulunulmazsa mahkeme taleple bağlı olduğundan terekenin paylaştırılmasına  kendiliğinden karar veremeyecektir.

Tereke Temsilcisi Nedir?

Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh hukuk mahkemesi, tereke mirasçılar arasında paylaştırılana kadar miras ortaklığının yönetimi için bir temsilci atayabilir. Sulh mahkemesi temsilci atarken aynı zamanda temsilcinin yetkilerini de belirler. Miras ortaklığına temsilci atanması sonrasında terekedeki mallar, alacaklar ve borçlar miras ortaklığı temsilcisi tarafından tutulan deftere göre belirlenir. Bu defter sulh hukuk hakimine teslim edilir ve hakim defterin onaylı bir örneğini mirasçılara tebliğ ettirir

Terekenin Tespiti Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Terekenin tespiti davası miras bırakanın ölmeden önce son yerleşim yerinde bulunan Sulh Hukuk Mahkemesinde açılmalıdır.

Tereke Tespit Davası Süresi ( Zamanaşımı) 

Terekenin tespiti davasında herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre bulunmamaktadır.

Terekenin Tespiti Davasında Harç ve Masraflar

Terekenin tespiti davasında; başvurma harcı, vekalet harcı, peşin harç, gider avansı ve vekalet pulu gibi masraflar bulunur. Ancak davanın devamında mahkemenin yapacağı araştırma giderleri için ayrıca ücret ödenmesi gerekebilir. Bu masrafları davayı açan mirasçı öder. Dava neticelendiğinde yapılan masraflar terekenin tespiti davasını açan mirasçıya öncelikli olarak ödenir.

Daha ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için bizimle İLETİŞİME geçebilirsiniz.

ÖZel hayatın gizliliği

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Kişinin özel anları, kişisel bilgileri, özel durumlar yani kısaca özel hayatının kişinin rızası dışında ihlal edilmesi durumunda bu suç oluşmaktadır.

Özellikle teknoloji ve sosyal medyanın gelişmesi ile beraber bu suç oranında da artış meydana gelmiştir. Çünkü insanlar özel hayatlarını sosyal medyada daha sık paylaşmaya başlamıştır. Bu durum da bu bilgilerin daha kolay ele geçirilmesi ve yayılması tehlikesini doğurmuştur.

Türk Ceza Kanunu 134. Maddede Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu belirtilmiştir. 

(1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.
(2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

134. maddede Maddede iki ayrı suç düzenlenmiştir. Bunlardan ilki maddenin birinci fıkrasında düzenlenen özel hayatın gizliliğinin ihlali suçu, ikincisi maddenin ikinci fıkrasında düzenlen özel hayatın gizliliğinin ifşa yolu ile ihlali suçudur.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu (TCK md. 134/1)  

Madde, kişilerin gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının saptanmasını ve kaydedilmesini cezalandırmaktadır. Suçun oluşması için ilgilinin rızasının bulunmaması şarttır.

Özel hayatın gizliliğinin ihlali suçu taksirle işlenebilir ancak kanunda taksirle diye bir ceza bulunmamaktadır. Örneğin; dışarıda kamera ile çekim yaparken görüntüye yatak odasında öpüşen bir çiftin girmesi bu sebepten kişilere ait özel bir anın kamera ile kayıt altına alınması eyleminde failin bu yönde bir kastının olmaması, eylemin taksir ile gerçekleştirilmesi ve taksir ile özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi eyleminin ceza kanununda suç olarak düzenlenmemesi sebebiyle eylem suç oluşturmayacaktır.

Özel Hayatın Gizliliğinin İfşa Yolu İle İhlal Suçu

Madde metninden, özel hayata ilişkin görüntü ve seslerin yetkisiz kişilere ifşa edilmesinin bu suçu oluşturacağı anlaşılmaktadır. Bu suçun en önemli hareket unsuru “ifşa” fiilidir. İfşa etmek kelime anlamı ile gizli bir şeyi ortaya dökmek, açığa vurmak, yaymak, ilan etmek, afişe etmek, reklam etmek anlamlarına
gelmektedir.

Söz konusu görüntü ve sesler kişilerin rızası ile veya başka herhangi bir hukuka uygunluk sebebi ile hukuka uygun olarak elde edilmiş bile olsa ilgili kişinin rızası olmaksızın ifşa edilmesi bu suçun
oluşumu açısından yeterlidir.

İfşanın aleniyet anlamına gelmediğini belirtmekte fayda vardır. Diğer bir ifade ile ses ve görüntülerin sayısız kişinin öğrenebileceği şekilde ifşa edilmesi şart değildir. Bir kişiye bile bu ses ve görüntülerin
gönderilmesi, izletilmesi yeterlidir.

Vefat etmiş kişiler bu suçun mağduru olamaz. Vefat eden kişinin fotoğrafının basında onur kırıcı şeklinde paylaşılması durumunda bu suç oluşmaz. TCK 130. maddede belirtilen kişinin hatırasına hakaret suçunu oluşturacaktır.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçunda Hukuka Uygunluk Nedenleri

1-) Savunma hakkı

Özel hayatın gizliliğini ihlal eden bir fiilin savunma hakkı kapsamında hukuka uygun kabul edilerek suç oluşmadığı sonucuna varabilmek için,
>Suç soruşturması veya kovuşturmasına konu olabilecek bir eylemin mevcut olması,
>Bu eylemin kişinin kendisine veya ailesine yönelen haksız bir saldırı niteliğinde olması,
>Olayın ani gelişmesi,
>Yetkili makamlara başvurma imkânının olmaması,
>Bir daha kanıt elde etme imkânı bulunmaması,
>Gizliliği ihlal eden eylemin yetkili makamlara sunulmak üzere suçu kanıtlamak amacıyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Yargıtay’a göre gizli kamera ile yapılan ses ve görüntü kaydı ancak bu kayıtların bir suç soruşturma veya kovuşturmasında diğer şartların da varlığı halinde savunma hakkı kapsamında kullanılması ile hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilebilir. Bu şartlardan birinin eksikliği halinde söz konusu delil hukuka aykırı delil haline geleceğinden hem suçun kanıtlanmasında kullanılamayacak hem de kaydın yapılması
başlı başına özel hayatın gizliliğinin ihlali suçunu oluşturacaktır.

2-) İlgilinin Rızası

Türk Ceza Kanununda en önemli hukuka uygunlu sebebi ilgili kişinin fiilin yapılmasına rıza göstermesidir. Kişinin özel hayatı olduğu için özel hayatı konusundaki kararları da kendisine aittir. Kişinin rızasıyla çıplak fotoğraf, çıplak videosunun çekilmesi hukuka uygunluk oluşturacağından dolayı suç sayılmayacaktır.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu Şikayet

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal suçu şikayete tabi suçtur. Mağdur kişi şikayet etmeden şüpheli hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmaz. Özel hayatın gizliliğinin ihlali suçunda suçtan zarar gören görüntü veya sesleri kaydedilen, takip edilen, gizlice dinlenen, ifşa edilen, özel hayata dair hakları ihlal edilen kişidir.

Şikayet süresi 6 aydır. Bu süre fiil veya faili öğrenmeden itibaren başlayacaktır. Şikayetten vazgeçme ve feragat mümkündür. Bu durumlarda soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, kovuşturma aşamasında ise düşme kararı verilmesi gerekir.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Zamanaşımı

Özel hayatın gizliliğinin ihlali suçunun cezasının yukarı sınırı 3 yıl, ifşa suretiyle gerçekleştirilmesi halinde ise 5 yıl olması olması hasebiyle TCK’nın 66. maddesi gereğince dava zamanaşımı sekiz yıldır. Nitelikli hallerin mevcudiyeti halinde de ise verilecek cezanın üst sınırının beş yılı aşması halinde zamanaşımı süresi on beş yıl olarak hesaplanır. Bu süre fiilin işlendiği tarihten itibaren başlar ve bu süreler içerisinde faile kesinleşmiş bir mahkumiyet verilememesi halinde, söz konusu eylem için faile artık ceza verilemez.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Uzlaştırma

Özel hayatın gizliliği suçu uzlaştırmaya tabi bir suçtur. Soruşturma aşamasında veya kovuşturma aşamasında taraflar uzlaşabileceklerdir.

 

Daha ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için bizimle İLETİŞİME geçebilirsiniz.

işçinin haklı nedenle feshi

İşçinin Haklı Nedenle Feshi

İşçi, İş Kanunu 24. maddede belirtilen nedenlere dayanarak iş sözleşmesini bildirim süresini beklemeksizin feshedebilecektir. Aşağıda Yargıtay’a göre işçi tarafından haklı nedenle fesih durumlarından bir çoğu belirtilmiştir.

İşçinin İş Sözleşmesini Haklı Nedenle Feshedebilme Durumları

Okumaya devam et

Hizmet tespit davası

Hizmet Tespit Davası

Hizmet Tespit Davası Nedir? 

Hizmet tespit davası5510 sayılı Kanun’a göre sigortalı sayılan işlerde çalışanların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tespit edilemediği hallerde veya eksik bildirilmiş hizmetlerin tescil edilmediği sonradan öğrenildiğinde bu hizmetleri tespit etmek amacıyla açılan davadır. Yani bir işçinin sigorta primleri hiç yatırılmamış veya sigortalı gösterilmemişse ise bu davayı açması gerekmektedir.

Hizmet tespit davasını 4-a kapsamında olan işçiler açabilecektir.

Hizmet tespit davasında 3 taraf vardır. Bu taraflar; işveren, işçi ve Sosyal Güvenlik Kurumudur. İşçi davacı konumundadır. İşçi vefat ederse mirasçısı da bu davayı açabilecektir. İşveren davalı konumdadır. SGK ise davaya feri müdahil olarak davaya katılacaktır. Dilekçede talep edilmemesi durumunda bile hakim resen olarak SGK’yı davaya feri müdahil olarak dahil etmesi gerekir.

*Sigorta priminin eksik yatırılması veya hiç yatırılmaması gibi anlaşmalar yapılamaz. İşveren ve işçi arasında yapılan bu tür sözleşmeler geçersiz olacaktır.

Hizmet tespit davası, kamu düzenine ilişkin bir davadır. Bu nedenle re’sen araştırma ilkesine tabidir. Yani hakim, tarafların dayanmadığı delillere ilişkin araştırmayı bile kendiliğinden yapabilecektir. Hakimin yapacağı araştırmalardan bir tanesi de fiili çalışmanın var olup olmadığıdır. Ülkemizde yaygın olarak eş, dost hiç çalışmadan sadece emeklilik için sigortalı olarak gösterilmektedir. İşte bu nedenle hakim, fiili çalışmanın olup olmadığını araştıracaktır.

Asıl işveren ve alt işveren söz konusu ise davada her iki işveren de taraf tutulmalıdır.

Sigorta Priminin Eksik Yatırılması Halinde Hangi Dava Açılır ? 

5000TL maaş alıp sigortada 3000 TL olarak gösterilmesi durumunda eksik prim söz konusudur. Ortada bir hizmet vardır o yüzden hizmetin tespit edilmesine gerek yoktur. Prime esas kazancın tespiti davası açılması gereklidir.

Hizmet Tespit Davası Hak Düşürücü Süre

Bu dava 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Erkek işçinin askere gitmesi hak düşürücü süreyi kesmektedir. Ancak, askerden döndükten sonra çok uzun bir süre ara verilmeden aynı işverenle çalışılması gerekir. Örneğin, işçi Temmuz 2017 tarihinde işinden ayrılması halinde, hak düşürücü süre 2017 yılının sonundan başlar. İşçinin, sigorta bildirimi hiç yapılmamışsa 5 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaz. Dolayısıyla işçinin bir günlük dahi bir sigorta bildirimi yapılmışsa burada 5 yıllık hak düşürücü süreden söz edilemez. Bu durumda sigortalı gösterilmeyen günler için her zaman dava açılabilecektir.

Hizmet Tespit Davası Ne Kadar Sürer ? 

Ülkemizde davalar maalesef uzun sürmektedir. Hizmet tespiti davası da mahkemenin yoğunluğu ve diğer durumlara göre değişkenlik gösterse de ortalama olarak 1-2 yıl sürmektedir.

Hizmet Tespit Davası Arabuluculuk ve SGK’ya Başvuru

Bu davada arabuluculuğa gitme zorunluluğu yoktur. Dava öncesi SGK’ya başvuru zorunluluğu da bulunmamaktadır.

Hizmet Tespit Davası Görevli ve Yetkili Mahkeme

Bu davalarda görevli mahkeme İş Mahkemesidir. İş Mahkemesinin olmadığı yerlerde İş Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi davaya bakar. Yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. Bu durumda davanın işverenin bulunduğu yer mahkemesinde yahut işin yapıldığı yerde açılması mümkündür.

Hizmet Tespit Davası Feragat

İşçinin dava açmasından sonra işçi davadan feragat edebilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, dava kamu düzeni ile ilgili olduğundan dolayı işçinin davadan feragat edemeyeceği, feragat edilse dahi hakimin davaya devam etmesine gerektiğine yönelik bir kararı bulunmaktadır. Ancak bu konu tartışmalıdır. Karşıt kararlar da bulunmaktadır.

Emekli Olan İşçiler Hizmet Tespit Davası Açabilir Mi? 

Evet açabileceklerdir. Emekliler, destek priminin ödenmesi kaydıyla sigortalanarak çalışırlar. Bu nedenle emekli maaşı alan işçiler de bu davayı açabileceklerdir. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Kararları)

Hizmet Tespit Davası Zamanaşımı

Bu davada zamanaşımı uygulanmayarak hak düşürücü süre uygulanır. Hak düşürücü süre de 5 yıldır.

Hizmet Tespit Davası Dilekçe Örneği

Hizmet tespit davası ile ilgili dilekçe ve hukuki danışmanlık için bizim İLETİŞİME  geçebilirsiniz.

edinilmiş mallara katılma

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi

Mal rejimi, evlilikten önce veya sonradan evlilik süresince eşlerin sahip olduğu malvarlığı üzerindeki hak ve yükümlülükleri ve evlilik sona erdiğinde bu değerler üzerindeki tasarrufları düzenlemektedir.

1 Ocak 2002 tarihinden beri eşler arasındaki yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. Bu tarihten önce ise mal ayrılığı rejimi uygulanmaktaydı. Bu yazımızda Edinilmiş mallara katılma rejimini detaylı olarak anlatacağız.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi 

Bu mal rejimi hukukumuzda şuan geçerli olan yasal mal rejimimizdir. Eşler herhangi bir mal rejimi seçmemişlerse, evlenince uygulanacak olan mal rejimidir. 2002 tarihinden önceki evliliklerde mal ayrılığı rejimi uygulanacaktır. 2002 tarihinden sonra edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanacaktır.

Edinilmiş mal nedir? Evlilik birliği içinde eşlerin her biri tarafından karşılığını vererek elde edilen mal varlığı değerleridir.

Edinilmiş mallara neler dahildir? 

  • Çalışmasının karşılığı olan edinimler,
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personelle yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminat,
  • Kişisel malların gelirleri,
    edinilmiş malların yerine geçen değerlerdir. (TMK 219. madde)

Edinilmiş mallarda her iki eşin de karşılıklı olarak söz hakkı vardır. Kişisel mallarda ise söz hakkı sadece o mala sahip eşe aittir.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Tasfiyesi

Tasfiye aşamasında her iki eşin mal varlıkları ayrı ayrı belirlenerek tasfiye edilir. Bir eşin katılma alacağı
hesaplanmasında öncelikle edinilmiş malların toplam değeri belirlenir. Edinilmiş malların toplam değerine, eklenecek değerler ilave edildikten sonra denkleştirme yapılır; edinilmiş mallara ait borçlar çıkan sonuçtan çıkarıldıktan sonra çıkan miktar, eşler arasında yarı yarıya paylaştırılır. Ayrıca bir eşin, diğer eşin kişisel malına yapmış olduğu katkıyı değer artış payı olarak istemesi de mümkündür.

Edinilmiş Mal Rejimi Davasında İspat Yükü 

Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen malların onların paylı mülkiyetinde sayılacaktır. Bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilecektir.

Mal Rejimi ile ilgili dilekçe ve hukuki sorunlarınız için Bakırköy Avukat ile iletişime geçebilirsiniz.

Mirasın Hükmen Reddi

Mirasın Hükmen Reddi

Mirasın Hükmen Reddi Nedir ? 

Miras bırakanın ölümü tarihinde terekesinin borca batık olduğu açıkça belli veya resmen tespit edildiği takdirde, miras reddedilmiş sayılacaktır.

Miras bırakanın ölümü ile birlikte miras, yasal mirasçılara hiçbir talep olmaksızın kendiliğinden geçer. Mirasçıların kabul beyanı vermesine gerek yoktur. Miras tüm aktif ve pasifleriyle birlikte mirasçılara geçecektir.  Bu durumda mirasçılar, murisin (miras bırakan) borcundan yalnızca tereke miktarı ile değil; ayrıca kendi malvarlıkları ile de sorumlu olurlar.

Mirasın Hükmen Reddinin Şartları

1-) Miras Bırakanın Ölümü Anında Borçlarını Ödemekten Aciz Olması Gerekir

Terekenin ( malvarlığının) borca batık olması mirasın açılması anında var olmalıdır. Yargıtay uygulamasına göre terekenin borca batık olup olmadığının tespitine dair tensiben araştırma yapılması kabul edilmektedir. Buna göre mahkemece murisin aktif ve pasifine dair malvarlığı araştırması yapılmak üzere; tapuya, bankalara, trafik tescil müdürlüğüne, vergi dairesine, sosyal güvenlik kurumuna, ticaret sicil müdürlüğüne ve belediyelere müzekkereler yazılmakta, bu hususa ilişkin kolluk araştırması yaptırılıp, tanık dinlenmesi gerekir.

2-) Murisin Aczinin Açıkça Belli veya Resmen Tespit Edilmiş Olması Gerekir

Murisin (miras bırakan) ölümü anında borçlarını ödemekten aciz olması tek başına yeterli değildir. Ayrıca bu acziyetin açıkça belli olması veya resmen tespit edilmiş olması da gerekmektedir.

3-) Mirasçılar Tarafından Açık veya Zımni Olarak Mirasın Kabul Edilmemiş Olması Gerekir

Gerek açık, gerekse zımni olarak miras kabul edilmiş ise artık kabul eden açısından ret hakkının kullanılması durumu olmaz. Çünkü miras kesin olarak kazanılmış sayılır.

4-) Mirasın Hükmen Reddi Davası Muris Öldükten Sonra Açılması Gerekir

Mirasın hükmen reddi davası, ancak miras hakkının mirasçıya geçmesinden sonra mümkün olacaktır. Muris hayatta iken mirasın hükmen reddi davası açılması mümkün değildir.

Mirasın Hükmen Reddi Davası

Açılacak olan dava mirasın hükmen reddinin tespiti davasıdır. Yargıtaya göre, mirasın hükmen reddi davaları aslında menfi tespit davası özelliği göstermektedir.

Mirasın hükmen reddi durumunda mirasçı terekeden hiçbir hak talep edemeyecektir. Murisin kalan borçlarından da hiçbir şekilde sorumlu tutulmayacaktır.

Mirasın hükmen reddini isteyen mirasçı veya mirasçılar, davayı tereke alacaklıları aleyhine karşı açmalıdır. Mirasın hükmen reddi davasının tüm alacaklılara karşı açılması şart olmayıp, icra takibine başvuran, dava açan veya mirasçılar açısından böyle bir tehlike barındıran alacaklıya karşı açılması yeterlidir. Zaten dava açıldıktan sonra mahkeme murisin aktif ve pasif tüm malvarlığı bilgisini araştıracaktır.

Somut uyuşmazlıkla ilgili hukuki niteleme hâkime ait olup, mirasın hükmen reddi davası hasımsız olarak açılmışsa dava husumet eksikliğinden hemen reddedilmeyip, davacıya tereke alacaklısını davaya dahil etmesi için makul bir süre verilip sonucuna göre hareket edilmelidir. (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi)

Mirasın Hükmen Reddi Görevli Mahkeme

Mirasın hükmen reddi davasının malvarlığına ilişkin bir davadır. Bu nedenle mirasın hükmen reddi davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Mirasın Hükmen Reddi Yetkili Mahkeme

Mirasın hükmen reddi davalarında da yetkili mahkeme davalı olan tereke alacaklılarının dava tarihi itibariyle yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir.

**Mirasın hükmen reddi davasının avukat aracılığı ile açılması durumunda vekaletnamede bu davanın
açılabileceğine dair özel yetki bulunmalıdır.

Mirasın Hükmen Reddi Zamanaşımı 

Mirasın hükmen reddi davaları her hangi bir süreye tabi olmayıp her zaman açılabilir

Mirasın Hükmen Reddi Dava Dilekçesi

Mirasın hükmen reddi dava dilekçesi ve hukuki sorunlarınız için Bakırköy Avukat ile iletişime geçebilirsiniz.

Tedbir nafakası

Tedbir Nafakası

Tedbir Nafakası Nedir? 

Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davasının devamı süresince zor durumda kalan eşin barınması ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin olarak hükmedilen nafaka türüdür.

TMK 169. madde :

“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”

Yukarıdaki maddeden anlaşılacağı üzere, tedbir nafakasına hakim kendiliğinden karar verebilir. Bunun için talebe gerek yoktur. Davanın devamı süresince tedbir nafakası taraflarca talep edilmemiş olsa dahi, hakim tarafından kendiliğinden tedbir nafakasına hükmedilebilir.

Tedbir Nafakası Alma Şartları

  • Boşanma davası veya ayrılık davasının açılmış olması gerekir.
  • Eşlerin ayrı yaşamaları gerekir. Bir boşanma davası söz konusu değilse eşlerin ayrı yaşayıp kanunen ayrılık sürecinin mevcut olması gerekmektedir. Kadın lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi için kadının ayrı yaşamada haklı olduğunu artık ayrı yaşamanın onun için bir zorunluluk olduğunun ispatı re’ sen bağlanacak tedbir nafakası için genel bir şarttır. Şöyle ki; kadın eşinin kendisine şiddet uyguladığını, başka bir kadınla ilişkisinin olduğunu veya bunun gibi birçok evliliği derinden sarsacak sebeplerle ayrı yaşamak zorunda kaldığını ispat ederse hakim tarafından kendisine uygun bir miktarda tedbir nafakası bağlanacaktır.

Tedbir Nafakası Ne Kadar Olur ?

Hakim, eşe ve çocuğa uygun bir miktarda tedbir nafakası bağlayacak ise kanunen bunun bir takım sınırları ve kriterleri olmalıdır. Tedbir nafakası alacak olan kişinin ve verecek olan kişinin de maddi durumları, yaşam koşulları, çocuğun ihtiyaçları gibi durumlar dikkate alınacaktır. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur.

Tedbir nafakası kararında eş için ayrı çocuk için ayrı bir şekilde hükmedilmelidir. Nafaka miktarı makul ölçüde olmalıdır.

Tedbir Nafakası Ne Zaman Başlar ?

Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davasının açıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Boşanma davasının kesinleştiği güne kadar devam edecektir. Davanın açılmasından 2 ay sonra tedbir nafakasına karar verilse dahi Nafaka her ay peşin olarak ödenir.

Tedbir Nafakasında Kusur Durumu

Aldatan eş tedbir nafakası alabilir mi? Kusurlu eş tedbir nafakası alabilir mi? gibi sorulara cevap verecek olursak;

Eşlerin kusurlu olup olmaması bu nafakanın verilmesinde dikkate alınmaz. Burada önemli olan zor duruma düşecek eşin ihtiyaçlarını gidermektir. Bu nedenle tedbir nafakası tayininde kusur araştırması yapılmaz.

Örnek Yargıtay Kararı (Hukuk Genel Kurulu 2011/2-533 esas, 670 karar sayılı kararı)

Lehine önlem alınacak olan taraf kusurlu olsa dahi, önlemi gerektirici sebebin varlığı halinde kanunda belirtilen geçici nitelikteki önlemlerin alınması gerekir. Öyleyse ev hanımı olup herhangi bir geliri ve mal varlığı bulunmayan davalı yararına dava tarihinden geçerli olmak üzere uygun bir miktarda tedbir nafakası takdir edilmesi gerekirken kusurlu olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Tedbir Nafakasına İtiraz

Boşanma veya ayrılık davasının görülmesi sırasında tayin edilen tedbir nafakasına itiraz edilebilir. Nafaka ödemek zorunda olan taraf bu itirazı davanın görüldüğü mahkemeye yapacaktır. Hiç nafaka ödemek istemiyorsa nafakanın kaldırılması veya nafaka miktarının fazla olduğunu düşünüyorsa nafakanın azaltılması itirazında bulunabilir.

Tedbir Nafakası İcra Takibi 

Mahkemece her ne kadar tedbir nafakasına hükmedilse de ödeme yükümlüsü taraf nafakayı ödemeyebiliyor. Nafakayı ödemekten kaçınan kişi hakkında İcra takibi başlatılabilir. İcra takibine rağmen ödemeyi yapmayan kişi tazyik hapsi cezası alacaktır.  Tedbir nafakasına itiraz veya nafakanın kaldırılması gibi bir talepte bulunduysa, hakim cezanın ertelenmesine karar verebilir.

Tedbir Nafakası Dilekçe Örneği

Tedbir nafakası ile ilgili dilekçe ve hukuki sorunlarınız için Bakırköy Avukat ile iletişime geçebilirsiniz.

 

Anlaşmalı Boşanma

Anlaşmalı Boşanma İle İlgili Soru Cevap

Yaklaşık 9 Aydır Evliyim Eşimle Anlaşamıyoruz. Anlaşmalı Olarak Boşanabilir Miyiz?

Hayır anlaşmalı olarak boşanamazsınız. Anlaşmalı boşanmaya karar verilebilmesi için eşlerin en az 1 yıl evli kalması gerekir.

Çekişmeli Boşanma Davası Açtım. Eşimle Anlaştık Anlaşmalıya Çevirebilir Miyiz? 

Evet çevirebilirsiniz. Mahkemeye sunacağınız anlaşma ile davanız anlaşmalı olarak sonuçlanacaktır.

Anlaşmalı Boşanma İçin Eşimle Birlikte Mi Başvurmamız Gerekiyor ? 

Anlaşmalı boşanma için eşlerin birlikte başvurması veya eşlerden birinin başvurup diğerinin davayı kabul etmesi gerekir.

Anlaşmalı Boşanmada Duruşmaya Gitmemiz Şart Mı ? 

Evet. Anlaşmalı boşanmalarda eşlerin her ikisinin de duruşmaya gitmesi şarttır. Hakimin tarafları dinlemesi gerekir. Aksi takdirde anlaşmalı boşanmaya karar verilmez.

Anlaşmalı Boşanmak İstiyoruz Ama Nafaka Konusunda Anlaşamadık. Ne Yapabiliriz? 

Anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesi için tarafların her konuda anlaşması gerekmektedir. Nafaka konusunda anlaşmazlık olması halinde anlaşmalı boşanma gerçekleşmeyecektir. Çekişmeli olarak dava açılması gerekir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Neler İçermeli? 

Boşanma protokolünde mali konular (maddi ve manevi tazminat, altın), çocuk varsa velayet konusu, nafaka konusu (yoksulluk nafakası, iştirak nafakası, eğitim nafakası vs.), çocuklarla kişisel ilişki kurulması, ev eşyası konularına mutlaka yer verilmelidir.

Duruşmada Anlaşmalı Boşanma Protokolünü Kabul Etmezsek Ne Olur?

Hakim, eşlere protokolü kabul edip etmediğini soracaktır. Eşlerden biri kabul etmediğini belirtirse anlaşmalı boşanma kararı verilemez.

Eşim Akıl Hastası Anlaşmalı Boşanabilir Miyiz? 

Akıl hastası bir eşin anlaşmalı olarak boşanması mümkün değildir. Vasinin de anlaşmalı boşanmayı kabul etmesi mümkün değildir.

Eşim Cezaevinde Anlaşmalı Olarak Boşanabilir Miyiz?

Cezaevinde olan kişinin vasisi, anlaşmalı boşanma yapması mümkün değildir. Dava anlaşmalı olarak değil, çekişmeli olarak görülecektir.

Hakim Anlaşmalı Boşanma Protokolünü Değiştirebilir Mi? 

Hakim, tarafların yaptığı anlaşmayı uygun bulmaması halinde, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak gerekli olan değişiklikleri yapabilir. Ancak bu değişiklikleri de tarafların kabul etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde anlaşmalı boşanma gerçekleşmez.

Anlaşmalı Boşanma Kararı Verildi. Pişman Oldum. Kararı Bozabilir Miyiz? 

Yargıtay, anlaşmalı boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşlerden biri tek taraflı olarak irade beyanından dönebilecektir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Örneği 

Anlaşmalı boşanma protokolünün eksiksiz olarak hazırlanması gerekmektedir. Bunun için de uzman bir avukattan hukuki destek almanız sizin lehinize olacaktır.

Anlaşmalı Boşanma Davamız Kesinleşti. Yoksulluk Nafakası Talep Edebilir Miyim?

Hayır talep edemezsiniz. Anlaşmalı boşanma davasında kararlaştırılan hususlar yeniden dava konusu edilemez. Dikkat edilmesi gereken durum boşanmanın kesinleşmesidir. Bu nedenle anlaşmalı boşanma davanız kesinleştikten sonra yoksulluk nafakası talep edemezsiniz.

Anlaşmalı Boşanma Davamız Kesinleşti. İştirak Nafakası Talep Edebilir Miyim?

Evet talep edebilirsiniz. Anlaşmalı boşanma davasında kararlaştırılan hususlar yeniden dava konusu edilemez. Ancak bunun tek istinası, çocuklara yönelik olan iştirak nafakasıdır.

Anlaşmalı Boşanma Davamız Kesinleşti. Manevi Tazminat Talep Edebilir Miyim?

Hayır talep edemezsiniz. Kesinleşen anlaşmalı boşanma davasından sonra hiçbir tazminat talep edemezsiniz.

Daha ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için bizimle İLETİŞİME geçebilirsiniz.