tarım arazisi miras

Tarım Arazisi Miras Paylaşımı

Mirasbırakanın vefat etmesinden sonra mirasçılar, mirası paylaşmakta çoğunlukla anlaşmazlığa düşerler. Özellikle miras kalan şey tarım arazisi ise bu anlaşmazlık artmaktadır.

Tarımsal arazilerin paylaşılması, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda özel olarak yer almıştır. Bunun nedeni ise tarım arazilerinin bölünerek küçülmelerini engellemek ve araziyi kullanmaya ehil olan mirasçıya vermek amaçlanmıştır.

Tarım Arazisi Miras Paylaşımı

Tarımsal arazilerin paylaşılması problemi birden fazla mirasçının söz konusu olduğu ve bu mirasçıların kendi aralarında anlaşamadığı durumlarda gerçekleşir. Terekedeki tarımsal arazilerin paylaşılmasında Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (TKAKK) 8/B-1 madde hükümleri uygulanır.

Kanun koyucu, tarım arazilerinin paylaşılması konusunda azami bir süre belirlemiştir. Bu süre 1 yıldır. Mirasın açılmasından itibaren bir yıl içinde, tarım arazisi mirasçılardan birine ya da üçüncü bir kişiye devredilmemesi veya dava açılmaması halinde TKAKK 8/Ç gereği, tarım arazisinin mirasçılardan birine veya üçüncü bir kişiye devri konusunda yetkili kurum Tarım ve Orman Bakanlığı olacaktır.

Mirasçıların Tarım Arazisini Paylaşması 

Mirasçılar, oybirliği ile anlaşarak miras kalan tarım arazisini diledikleri gibi paylaşabilecektir. Mirasçılar arasında anlaşma olmaması halinde ise TKAKK hükümleri uygulanacaktır. Mirasçılar, tarımzal araziyi bir mirasçıya devredebilecekleri gibi üçüncü bir kişiye de devredebilirler. Mirasçıların birlikte anlaşarak tarımsal araziyi devredeceği kişide tarımsal faaliyeti yürütmeye ehil olması durumu aranmaz.

Tarım arazisi, TKAKK ekli listesinde belirtilen asgari büyüklüğün altına düşmemek koşuluyla bölünebiliyorsa, tarım arazisinin aynen paylaşılması imkanı da olacaktır.

Mirasçılar, aralarında yazılı olarak da anlaşarak tarımsal arazinin özgüleneceği mirasçıyı belirlemesi de mümkündür. Bu durumda Türk Medeni Kanunu 676. madde uygulanacaktır.

Paylaşma sözleşmesi
Madde 676- Mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar.
Paylaşma sözleşmesiyle mirasçılar, tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul edebilirler.
Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

Sözleşme yapıldıktan sonra mirasçılar tarım arazisinin devrinden kaçınırsa, ilgili mirasçı tescile zorlama davası (TMK m. 716) açarak, tarımsal arazinin mülkiyetinin hükmen geçirilmesini talep edebilir.

Tarımsal Arazinin Üçüncü Kişiye Devri 

Mirasçıların tümü birlikte anlaşarak, tarım arazisini üçüncü bir kişiye devredebilir. Üçüncü kişi gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilecektir. Devredilecek kişinin tarımsal faaliyeti yürütmeye ehil olması da gerekmez. Bölünme imkanı olmayan arazilerin tek parça halinde devredilmesi gerekir.

Tarım Arazisinin Dava Yoluyla Mirasçılara Paylaştırılması 

Mirasçıların anlaşmaması ve mirasçılardan birinin 1 yıl içinde dava açmaması halinde, TKAKK 8/Ç hükmü gereğince, tarımsal arazinin ehil mirasçıya, ehil mirasçı olmaması halinde en yüksek fiyatı veren istekli mirasçıya devrinin gerçekleşmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı’na dava açma yetkisi verilmiştir.

Tarımsal Arazinin Özgülenmesi Davası 

Tarımsal arazinin özgülenmesi davası mirasbırakanın son yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılmalıdır. Davanın mirasçılardan birinin veya Bakanlığın açmasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.

bilişim

Bilişim Sistemine Girme Suçu ve Cezası

Bilişim, kısaca, “teknoloji ve bilgi kullanılarak üretilen sonuçlar” olarak tanımlanabilir. Bilgi ve hesaplamayı bir araya getiren bilim dalıdır. Bilişimin birkaç yönü vardır; bilgisayar yazılımı ve donanımı, bilgisayar kullanıcısı vb..

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bilişim alanında işlenen suçlarda da artış görülmüştür. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu’na da bilişim ile ilgili maddeler de eklenmiştir.

Bilişim sistemine girme suçu, Türk Ceza Kanunu 243. maddesinde düzenlenmiştir.

Bilişim Sistemi Nedir ?

Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma
olanağını veren manyetik sistemlerdir.

Bilişim Sistemine Girmek Nedir ?

Bilişim sisteminin oluşturduğu yazılıma, programa girilmesi durumudur. Bilişim sistemine girme durumu, ağ aracılığıyla olabileceği gibi, doğrudan bilişim sisteminin bulunduğu cihaza fiziksel olarak müdahale etme şeklinde de gerçekleşebilir.

Bilişim Sistemine Girmenin Cezası 

Madde 243- (1) Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.
(2) Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir.
(3) Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Bir bilişim sisteminin kendi içinde veya bilişim sistemleri arasında gerçekleşen veri nakillerini, sisteme girmeksizin teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bilişim Sistemine Girme Şikayet 

Bu suçun işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturma re’sen yapılacaktır.

Bilişim Sistemine Girme Suçu Görevli Mahkeme 

Bilişim sistemine girme suçunda görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi’dir.

Bilişim Sistemine Girme Örnekleri

  • İzinsiz bir şekilde bir başkasına ait olan mail hesabına girmek,
  • Facebook adresine bilgisi ve rızası olmaksızın girmek,
  • Bir başkasına ait twitter hesabına ondan izinsiz girmek,
  • İnternet bankacılığı hesabına izinsiz girilmesi,

Bilişim Sistemime İzinsiz Giriş Yapıldı Ne Yapmalıyım ? 

Bilişim sisteminize izinsiz bir şekilde girildiğini anladığınız an öncelikle önünüze çıkabilecek olumsuzluklara karşı önlem almanız gerekmektedir. Örneğin; mobil bankacılığınıza girildiğini anladığınız an bankayı arayıp gerekli önlemleri almalısınız. Daha sonra uzman bilişim avukatına danışmanızı önermekteyiz.

şantaj

Şantaj Suçu ve Cezası

Bir kimseyi, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamanın özel bir şekli olan şantaj suçu TCK’ nın 107. maddesinde ele alınmıştır.

Şantaj Ne Demek ?

Şantaj, herhangi bir çıkar sağlamak amacıyla bir kimseyi, kendisiyle ilgili karalatıcı, lekeleyici veya gözden düşürücü bir haberi yayma veya açığa çıkarma tehdidiyle korkutma” anlamına gelmektedir.

Şantaj Suçu Nedir ?

Bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlamak, şantaj suçunu oluşturur.

Şantaj Cezası 

Şantaj suçunun cezası Türk Ceza Kanunu 107. maddesinde belirtilmiştir.

Madde 107- (1) Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
(2) Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci
fıkraya göre cezaya hükmolunur.

Şantaj Suçu Şikayetten Vazgeçme

Şantaj suçu şikayete tabi midir ? Şantaj suçu şikayete tabi suçlardan değildir. Bu nedenle mağdur kişi şikayet etmezse bile adli makamlar suçu haber alır almaz gerekli soruşturmayı ve kovuşturmayı re’sen yürütmelidir.

Mağdur kişi sonradan şikayetinden vazgeçse dahi açılmış olan soruşturma veya kovuşturma devam edecektir. Bu nedenle şantaj suçlarında şikayetçi olmadan önce uzman bir ceza avukatına danışmanızı önermekteyiz.

Şantaj Suçu Uzlaşmaya Tabi Mi ?

Şantaj suçu uzlaşmaya tabi bir suç değildir. Bu nedenle soruşturmadan önce veya sonra uzlaştırma kurumu devreye girmeyecektir.

Şantaj Suçu Memurluğa Engel Mi ?

Kasten işlenen bir suçtan dolayı 1 yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkum olan kişi memuriyete kabul edilemez. (657 sayılı kanun m.48/5)

Kasten işlenen bir suçtan 1 yıl veya daha fazla hapis cezasının memuriyet görevi sırasında işlenmesi halinde, kişinin memuriyet görevi sona erer.

Eğer şantaj suçundan 1 yıl veya daha fazla hapis cezası alınırsa bu durum memurluğa engel oluşturacaktır.

Bana Şantaj Yapılıyor Ne Yapabilirim ?

Öncelikle belirtmek gerekir ki, ne olursa olsun ne hata yaparsanız yapın hiçbir zaman şantajcıya boyun eğmemeniz gerekir. Boyun eğdiğiniz durumlarda, şantaj yapan kişi, sizi zor duruma düşürdüğünü düşünür ve her zaman sizden daha fazlasını isteyecektir. Bu nedenle bu kişiler karşısında öncelikle kendinizden emin ve güçlü durmanızı öneririz.

Bu konuda atacağız en önemli adım uzman bir ceza avukatına danışmanız olacaktır. Olayın tamamını hiç çekinmeden anlatmanız gerekmektedir. Elinizdeki tüm delilleri de beraberinizde getirerek işinizi kolaylaştırabilirsiniz.

Eski Sevgilimin Elinde Çıplak Fotoğrafım Var ve Bana Şantaj Yapıyor ?

Özellikle teknolojinin gelişmesiyle birlikte sosyal medya aracılığıyla işlenen şantaj suçu artmaya başlamıştır. Özellikle sevgili iken birbirine müstehcen fotoğraflar atan kişiler, ayrıldıktan sonra bu fotoğrafları şantaj olarak kullanmaya başlayabiliyorlar. Eski sevgilinin elinde bulunan çıplak fotoğraf veya çıplak video sebebiyle taraflardan biri mağdur olmakta diğer tarafta çıkar sağlayarak şantaj suçunu işlemektedir.

Bu gibi durumlarda hiç vakit kaybetmeden uzman bilişim avukatına danışmanız gerekmektedir. Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığınızda bizimle İLETİŞİME geçebilirsiniz.

İnternette Konuştuğum Birine Çıplak Fotoğrafımı Yolladım ve Bana Şantaj Yapıyor Ne Yapabilirim? 

Vakit kaybetmeksizin uzman bilişim avukatına danışmanız gerekmektedir. Elinizdeki delilleri silmemeniz ve avukatla paylaşmanız gerekir.

Şantaj Suçu Şikayet Dilekçesi 

Şikayet dilekçesinin hazırlanması sanıldığı kadar kolay değildir. Dilekçenin düzgün bir şekilde doldurulması gerekir. Olayın anlatış şekli, failin varsa bilgileri gibi detaylar atlatılmamalıdır.

Şantaj Suçu Savunma Dilekçesi 

Şantaj suçu savunma dilekçesinin hazırlanması uzmanlık gerekmektedir. Bu nedenle uzman bir ceza avukatından yardım almanızı önermekteyiz.

geçerli sebeple fesih

İş Sözleşmesinin Geçerli Sebeple Feshi

Geçerli Sebep Nedir ?

İş Kanunumuzda sayılan haklı nedenler kadar ağır olmayan ancak iş sözleşmesinin devam ettirilmesini güçleştiren nedenlere “geçerli sebep” denilebilir.

Geçerli nedenle fesih kavramı 4857 sayılı İş Kanunumuzla düzenlenmiştir. Bu kavramın kanunumuza girmesinden önce işverenler sadece haklı nedenle fesih sebeplerine dayanarak işçiyi işten çıkartabiliyordu.

Geçerli Sebeple Fesih Nedenleri 

İş Kanunumuzda 18. maddede geçerli sebebe dayanılarak iş sözleşmesinin feshinden bahsedilmiş olmasına rağmen bu sebepler açıkça belirtilmemiştir. Kanun koyucu, bu maddenin düzenlenmesinde hangi nedenlerin geçerli sebeple fesih oluşturmayacağını belirtmiştir.

Feshin geçerli sebebe dayandırılması
Madde 18 – Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz.

Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66 ncı maddesindeki süreler dikkate alınır.

Özellikle aşağıdaki hususlar fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz:
a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak.
b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak.
c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak.
d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler.
e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek.
f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde
öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık.

İşçinin altı aylık kıdemi, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler
birleştirilerek hesap edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde,
işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir.

Geçerli Sebeple Fesih Kıdem Tazminatı

İşverenin geçerli sebeple işçinin iş sözleşmesini feshederse işçiye kıdem tazminatı ödemek zorundadır.

Geçerli Sebeple Fesih İhbar Tazminatı

İşverenin geçerli sebeple işçinin iş sözleşmesini feshederse işçiye ihbar süresi bildirilmeli veya ihbar tazminatı ödenmelidir.

Geçerli Sebeple Fesih ve Haklı Nedenle Fesih Arasındaki Farklar

  • Haklı nedenle fesih hükümleri İş Kanunu kapsamındaki bütün işyerleri için geçerli iken, geçerli nedenle fesih iş güvencesi kapsamındaki 30 kişi ve üzeri çalışanı bulunan işyerleri için geçerlidir.
  • Haklı sebeple fesihte ihbar tazminatı almak ya da vermek söz konusu olmayacaktır ve fesih 25. maddeye dayanıyorsa kıdem tazminatı da yoktur. Ancak geçerli sebeple fesihte, ihbar tazminatı da kıdem tazminatı da ödenmesi gerekir. 
kişisel veri

Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Kaydedilmesi Suçu ve Cezası

Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi suçu Türk Ceza Kanunu 135. maddede düzenlenmiştir.

Madde 135- (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki
eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır. 

Kişisel Veri Nedir ?

Kişisel veri, gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Sadece gerçek kişinin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi onun kesin teşhisini sağlayan bilgiler değil, aynı zamanda kişinin fiziki, ailevi, ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerine ilişkin bilgiler de kişisel veridir.

Suçun Manevi Unsuru 

TCK 135. maddede tanımlanan suçların manevi unsuru kasttır. Failin suçu hangi saikle işlediğinin bir önemi yoktur. Bu suç taksirle işlenmesi mümkün değildir.

Suçun Hukuka Aykırılık Unsuru 

Kişisel verilerin hukuka uygun olarak kaydedilmesi veya ilgili kişinin rızasının bulunması durumunda hukuka uygunluk oluşur ve herhangi bir suç oluşmaz.

Suçun Nitelikli Halleri

Türk Ceza Kanunu 137. maddede suçun nitelikli halleri sayılmıştır:

  • Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,
  • Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

İşlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır.

Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Kaydedilmesi Suçunda Şikayet 

Bu suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı değildir. Soruşturma makamı re’sen soruşturma yapabilecektir.

Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Kaydedilmesi Suçunda Görevli Mahkeme

Bu suçla ilgili davalara bakmakla görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi’dir.

Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Kaydedilmesi Suçunda Dava Zamanaşımı 

Bu suçlarda dava zamanaşımı süresi Türk Ceza Kanunu 66/1-e maddesine göre 8 yıldır. Nitelikli hallerin uygulanması halinde dava zamanaşımı süresi değişecektir.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu 

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir.

Kişisel Verilerin İşlenmesi 

Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hale getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi ifade etmektedir.

basit yargılama usulü

Basit Yargılama Usulü

Basit yargılama usulü hem hukuk hem de ceza alanında bulunmaktadır. Bu makalemizde hukuk alanındaki basit yargılama usulünü inceleyeceğiz. Basit yargılama usulü Hukuk Muhakemeleri Kanunu 316 – 322. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Basit Yargılama Usulü Nedir ?

Basit yargılama usulü, uzun dava sürelerinin kısaltılmasıyla daha hızlı ve daha basit bir yargılamanın yürütülmesi usulüdür.

Basit Yargılama Usulüne Tabi Davalar 

Basit yargılama usulü, kanunlarda açıkça belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır:

  • Sulh hukuk mahkemelerinin görevine giren dava ve işler.
  • Doğrudan dosya üzerinden karar vermek konusunda kanunun mahkemeye takdir
    hakkı tanıdığı dava ve işler.
  •  İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti gibi geçici hukuki koruma talepleri ile deniz
    raporlarının alınması, dispeççi atanması talepleri ve bunlara karşı yapılacak olan itirazlar.
  •  Her çeşit nafaka davaları ile velayet ve vesayete ilişkin dava ve işler.
  •  Hizmet ilişkisinden doğan davalar.
  • Konkordato ve sermaye şirketleri veya kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden
    yapılandırılmasına ilişkin açılacak davalar.
  • Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.
  •  Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin
    uygulanacağı belirtilen dava ve işler.

Basit Yargılama Usulü Dilekçeler Aşaması

Basit yargılama usulünde dava açılması ve davaya cevap verilmesi dilekçe ile olur.

Basit yargılama usulünde cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak mahkeme durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkansız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek bir süre verebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhal bildirilir.

Basit yargılama usulüne tabi davalarda taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremezler.

Dava ve cevap dilekçeleri yönetmelikte belirlenecek formun doldurulması suretiyle de verilebilir.

Basit Yargılama Usulü Delil Sunma

Basit yargılama usulünde taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır.

Basit Yargılama Usulü İddia ve Savunmanın Genişletilmesi veya Değiştirilmesi Yasağı

Basit yargılama usulünde iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar.

Basit Yargılama Usulü Ön İnceleme ve Tahkikat

Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verecektir.

Daha önce karar verilemeyen hallerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hakim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.

Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hakim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir.

Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır.

Basit Yargılama Usulü Hmk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.

boşanma davasında kusur

Boşanma Davasında Kusur

Eşlerin evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açma hakkı vardır. (Türk Medeni Kanunu 166. Md.)

Boşanma Davasında Kusur Oranı

Boşanma davası sürerken çoğu zaman taraflar karşı tarafa kusur yüklemektedir. Eşlerden biri tam kusurlu olursa diğer taraf kusursuz olacaktır. Eşlerden biri ağır kusurlu olursa diğer eş az (hafif) kusurlu olacaktır. Diğer bir oran da iki eşin eşit kusurlu sayılmasıdır.

Tam Kusurlu Eşin Boşanma Davası Açması 

Türk Medeni Kanunu 166. maddesini, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.

Tam kusurlu eş boşanma davası açamaz. Davayı açan eşin davası da reddedilir. Çünkü, tam kusurlu eşin kendi hatasından kaynaklı bir menfaat elde etmesine engel olunur. Bu nedenle tam kusurlu eşin, hiçbir kusuru olmayan eşe karşı boşanma davası açmaya hakkı yoktur. Dava açan tam kusurlu eşin davası mahkemece reddedilmesi gerekir.

Ağır Kusurlu Eşin Boşanma Davası Açması 

Daha ağır kusurlu eş boşanma davası açabilir mi ? Eşlerden birinin ağır kusurlu diğerinin de hafif kusurlu olduğu durumlarda her iki eşin de boşanma davası açmaya hakkı vardır. Yani, ağır kusurlu eşin de boşanma davası açmaya hakkı vardır.

Ağır kusurlu eşin boşanma davası açması neticesinde, az kusurlu olan eş boşanmak istemezse o zaman nasıl bir karar verilecektir ? Böyle bir durumda, ağır kusurlu eşin davasının reddedilebilmesi için az kusurlu eşin itirazının hakkın kötüye kullanılmasının olmaması gerekmektedir. Daha basit açıklayacak olursak; az kusurlu eş sırf ağır kusurlu eşi süründürmek amacıyla hareket ediyorsa burada hakkın kötüye kullanılması mevcuttur. Hakkın kötüye kullanılması mevcut ise o zaman ağır kusurlu eşin boşanma davası kabul edilmesi gerekir.

Eşit Kusurlu Eşlerin Boşanma Davası Açması

Her iki tarafında eşit olarak kusurlu olması halinde boşanma davası açma hakkı bulunmaktadır. Ancak, Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez.

Az Kusurlu Eşin Boşanma Davası Açması 

Az (hafif) kusurlu eşin boşanma davası açmasında hiçbir engel yoktur. Eşlerden biri kendisinin az kusurlu diğer eşin de ağır kusurlu olduğunu ispat ederse boşanma davası az kusurlu eş lehine sonuçlanacaktır.

değer artış payı

Mal Rejiminde Değer Artış Payı

Türk Hukukunda yasal mal rejimi edinilmiş mal rejimidir. Çiftler arasında gerçekleşecek olan mal rejiminin tasfiyesinde birçok sorunla karşılaşılabilmektedir. İşte bunlardan bir tanesi de değer artış payı alacağının belirlenmesidir.

Değer Artış Payı Nedir ?

Değer artış payı; bir eşin, evlilik birliği devam ederken diğer eşin gerek mal edinmesine, gerek mevcut malının iyileştirilmesine veya malının korunmasına katkıda bulunduğu oranda sahip olduğu alacak hakkıdır. Değer artış payı alacağı Türk Medeni Kanunu 227. maddede belirtilmiştir. Bu alacak kanundan doğmaktadır.

Madde 227 – Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.

Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.

Değer Artış Payı Hesaplama

Mal rejiminin tasfiyesi sırasında en çok merak edilen sorulardan bir tanesi, “değer artış payı nasıl hesaplanır ? “

Değer artış payı oransal bir hesaba dayanmaktadır. Söz konusu mala ilişkin değer artış payı alacağının hesaplanması için öncelikle malın değer artışının bulunması, bu değer artışında, talepte bulunanın payının oranının hesaplanması ve nihayet bu oranın değer artışı sonucu ortaya çıkan yeni değerle çarpılması ile değer artış payı alacağının ne kadar olduğunun hesaplanması gerekecektir. Örnek vererek açıklayacak olursak;

Bir eşe 400.000 TL’lik evin miras kaldığını varsayalım. Diğer eş de bu eve 50.000 TL değerinde tadilat yapmıştır. Tadilat yapan eş 1/8 oranında eve katkı yapmıştır. Tasfiye sırasında evin değerinin 800.000 TL ye çıkması durumunda, katkı yapan eşin değer artış payı alacağı 100.000 TL olacaktır.

Değer Artış Payı Alacağı Koşulları 

  • Değer artış payını talep eden eş, diğer eşin adına kayıtlı malın alınması esnasında, malın korunması için ya da malın iyileştirilmesi için katkıda bulunmuş olması gerekmektedir.
  • Değer artış payı alacağını talep eden eşin bağışlama iradesi olmamalıdır. Yani eş, söz konusu mala yapılan katkının karşılığından vazgeçmemelidir.
  • Değer artış payı talep eden eş, zamanında diğer eşin malına yaptığı katkıyı, zaten eşten almışsa, diğer bir ifadeyle, yaptığı katkının karşılığı kendisine ödenmişse, bu durumda eşin, değer artış payını talep etme hakkı doğmayacaktır.
  • Mal rejiminin tasfiyesi talep edilmelidir. Tasfiye başlamadan değer artış payı alacağı istenemeyecektir.
hatalı diş tedavisi

Hatalı Diş Tedavisi Nedeniyle Tazminat

Diş doktorlarının yapmış oldukları tıbbi müdahaleler kişinin bedenine doğrudan müdahale niteliğindedir. Bu yüzden diş doktorunun herhangi bir hatası söz konusu olduğunda bu durum haksız fiil ve suç oluşturmaktadır.

Diş Hekiminin Hukuksal Sorumluluğu 

Diş hekimin hukuksal sorumluluğu demek, doktorun tıbbi hatalardan dolayı olan sorumluluğu anlamına gelmektedir.

Diş hekiminin tıbbi hatalardan dolayı sorumluluğunun üç türü vardır:
• Ceza Sorumluluğu
• Tazminat Sorumluluğu
• Disiplin Sorumluluğu
Her üç halde de hekim bir yaptırım ile karşı karşıya kalacaktır. Ancak bu yaptırımlar birbirinden oldukça farklı niteliktedir. Biz bu yazımızda hekimin tazminat sorumluluğu üzerinde duracağız.

Diş Hekiminin Tazminat Sorumluluğu 

Tazminat sorumluluğu, diş doktorunun hatalı tıbbi müdahalesi ile meydana gelen gerek maddi ve gerekse manevi zararı karşılaması konularını kapsamaktadır. Bu tazminatların miktarı önceden belli değildir. Mahkeme tarafından meydana gelen somut zarara göre veya manevi tatmin amacına yönelik olarak belirlenecek ve hekim veya hastane tarafından bizzat hastaya veya hasta yakınlarına ödenecektir.

Hastanın sağlığının kötüleşmesine, acı çekmesine neden olduğu takdirde, hastanın kendisine tazminat ödemesi yapılacaktır. Ölümü halinde ise hasta yakınlarına ödeme yapılacaktır. Tazminat, hastanın veya yakınlarının uğradığı maddi ve manevi zararlar karşılığında ödenecektir.

Maddi tazminat, hastanın hatalı tıbbi müdahale dolayısıyla iyileşmek amacıyla yapmış olduğu harcamaların karşılığı olarak ödenecektir. Hastanın hatalı tıbbi müdahale dolayısıyla ikinci bir ameliyat yaptırması, bazı ilaç veya medikal malzemeyi kullanmak zorunda kalması durumunda, bu ikinci ameliyatın, ilaç ve medikal malzemelerin masrafları diş hekiminden talep edilebilecektir. Uygulamada Yargıtay hastanın sigortasının bu masrafları ödemesi durumunda, hastanın ayrıca bu masrafları talep edemeyeceğine karar vermektedir. Ancak bu takdirde de bu kez sigortanın diş hekiminden bu masrafları talep etmesi olanaklıdır.

Maddi tazminat ancak hastanın belgeleyebildiği harcamaların karşılığı olarak ödenir. Belgelenemeyen harcamaların ödemesi yapılmayacaktır.

Manevi tazminat ise hastanın hatalı müdahale dolayısıyla çektiği acının, ıstırabın karşılığı olarak ödenmesi gereken tazminattır. Bu tazminat özellikle hastanın ölümü durumunda büyük önem kazanır ve hasta yakınlarına hastanın ölümü dolayısıyla çektikleri acıyı hafifletmek amacıyla ödenir. Manevi tazminat miktarı maddi tazminattan farklı olarak hakimin takdirine bırakılmıştır. Somut olayın durumuna, hastanın veya yakınlarının maruz kaldığı olaylara göre hakim bu miktarı belirleyecektir.

Diş hekimi kamu görevlisi ise, başka anlatımla bir kamu hastanesinde görev yapıyorsa, hasta veya yakınları doğrudan hekim aleyhine tazminat davası açamaz. Bu durumda tazminat davası kurum aleyhine (Sağlık Bakanlığı, üniversite gibi) ve idare mahkemesinde açılır. Sonuçta kurum hakkında tazminat ödeme kararı çıkarsa, kurum bunu hastaya ödeyip, daha sonra ise diş hekiminden talep eder.

malpraktis

Malpraktis Davaları

Malpraktis Nedir ? 

Malpraktis, kötü, hatalı uygulama anlamına gelmektedir. Uygulamada; bir meslek mensubunun mesleklerini uygulaması esnasında ortaya çıkan kusurlu hareketlerdir.

Tıbbi malpraktis (doktor hatası) kavramı ise, sağlık çalışanlarının tedavi sırasında standart güncel uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya tedavinin eksik ya da yanlış yapması sonucu oluşan zarar şeklinde tanımlanabilir. Tıbbi ihmal, görev ihmali, görevi kötüye kullanma da denebilir.

Doktor hatası nedeniyle tazminat davası açabilirsiniz. Çünkü; doktor hatası sonucunda haksız fiile, sözleşmeye aykırılığa, vekaletsiz iş görme gibi hukuka aykırı fiillerle karşı karşıya kalmış oluyorsunuz.

Malpraktis davaları, sağlık çalışanlarının hatası nedeniyle oluşan dava türleridir. Hem ceza hem de tazminat davalarını kapsamaktadır. Bu makalemizde doktor hatası nedeniyle tazminat davası konusu hakkında bilgi verilecektir.

Malpraktis Davaları Nasıl Açılır ?

Hasta eğer hekimin kusurunu, zararın varlığını, kusur ve zarar arası nedensellik bağını ispat ederse maddi- manevi tazminat talebinde bulunma hakkına sahiptir. Zararın ispatı zarar görene düşmektedir. Maddi tazminat talebi halinde, ölüm ya da cismani bir zarar olmalıdır. Ölüm halinde uğranılan zararların bazıları Türk Borçlar Kanunu’nda belirlenmiştir. Bunlara cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin uğradıkları kayıpları örnek verebiliriz. Ölüm halinde tazminat talebini ölenin eşi, çocukları vs. yapabilir. Cismani zarar (bedensel zarar) halinde tazminat talebini sadece hasta yapmalıdır. Bedensel zarar halinde hastanın tedavi giderlerini, kazanç kaybını, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıpların, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıpların tazmin edilmesini isteyebilir. Unutulmamalıdır ki tazminat ve zarar eşit değildir. Yani zararın miktarı ile tazminat eşit olmak zorunda değildir ve tazminat miktarı zarardan fazla da olamaz.

Manevi tazminat talebi için de manevi zarar olmalıdır. Manevi zarar da malpraktis için kişinin sağlığındaki istenmeyen durumun gerçekleşmesi yeterli olacaktır. Manevi tazminat talebini hasta yapabileceği gibi ailesi de duyulan acı, elem ,keder nedeniyle yapabilir.

Malpraktis Davaları Kime Karşı Açılır ?

Kamu kurumlarında çalışan doktorlar için Anayasanın 129. maddesi gereği doktora doğrudan dava açılamaz. Bu nedenle kamu hastanelerindeki hatalı tıbbi uygulama için dava doğrudan ilgili kamu kurumuna açılmalıdır. Kamu kurumunun doktora rücu hakkı vardır.

Özel hastanelerdeki yanlış tıbbi uygulamalar için ise davayı hem tedaviyi gerçekleştiren doktor adına hem de hastane aleyhine açılabilir. Eğer hastaneye karşı dava açılacaksa hastane ve hasta arasındaki sözleşmeye göre dava açılabilir. Ancak özel hastanedeki doktora karşı dava açılacaksa o zaman TBK 49. maddeye göre dava açılması gerekmektedir.

Sağlık çalışanları, hastaya verdiği zararlardan dolayı Türk Borçlar Kanunu 49. madde uyarınca sorumlu tutulabilecektir.

Hekime yardımcı olan şahısların hastaya verdiği zararlardan dolayı yine Türk Borçlar Kanunu 49. madde uyarınca zarar veren şahısa karşı dava yoluna gidilebilecektir. Ya da TBK 66. madde ( Adam çalıştıranın sorumluluğu) uyarınca da istihdam eden hekime karşı dava yoluna gidilebilir.

Malpraktis Davalarında Görevli Mahkeme

Görevli mahkemeler duruma göre değişkenlik gösterir. Bu durumlara bakacak olursak;

  • Özel muayenehanesinde çalışan doktorun hata yapması sonucu açılacak olan tazminat davalarında görevli mahkeme Tüketici Mahkemesidir . Bu durumda hekim ve hasta arasında gerçekleşen sözleşme vekalet sözleşmesidir. Bu dava hekime karşı açılacaktır. Burada hasta tüketici konumundadır.
  • Özel hastanede çalışan bir hekimin hata yapması sonucu açılacak olan doktor hatası nedeniyle tazminat davasında görevli mahkeme Tüketici Mahkemesidir . Burada hekimle yapılan bir sözleşme yoktur. Sözleşme özel hastaneyle yapılmıştır. Dava özel hastaneye karşı açılacaktır. Hastane tacir, hasta tüketici konumundadır. Doktor burada taraf değildir. Doktor, burada TBK 116. maddeye göre ifa yardımcısıdır. Hastane tacir olduğu için Ticaret Mahkemesi görevli değil midir? diye düşünülebilir. Ancak burada özel hüküm olan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun devreye girdiği için görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi olacaktır.
  • Devlet hastanesindeki doktorun hata yapması sonucunda açılacak davada görevli mahkeme İdare Mahkemesi’dir . Ancak öncelikle idareye başvuru şartı vardır. Başvurunun cevaplanmaması veya olumsuz cevaplanması halinde dava Sağlık Bakanlığı’na karşı açılacaktır. Sağlık Bakanlığı tazminat öderse eğer bu tazminat doktora rücu edilecektir. Sağlık Bakanlığı doktora karşı Asliye Hukuk Mahkemesi’nde haksız fiil hükümlerine göre rücu davasını açacaktır.
  • Üniversite hastanelerinde yapılan hata nedeniyle açılacak olan malpraktis davasında görevli mahkeme İdare Mahkemesi’dir. Tazminat davası, üniversitenin rektörlüğüne  karşı açılacaktır. Ancak öncelikle başvuru yapılması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı’na karşı dava açılmayacaktır.
  • Sigorta şirketine (doktorun sorumluluk sigortası) karşı açılacak davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi’dir.

Doktor Hatası Nedeniyle Tazminat Davası Zamanaşımı

Tıbbi malpraktis davalarında zamanaşımı süreleri vardır.

Türk Borçlar Kanunu 49. maddeye (Haksız Fiil) dayanarak açılan davada, 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süresi vardır. Türk Borçlar Kanunu 72. maddeye bakacak olursak;

Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.  Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır

Vekalet sözleşmesine göre açılacak olan davalarda eskiden 5 yıllık zamanaşımı uygulanmaktaydı. Ancak artık 10 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. Vekalet sözleşmesi nedeniyle açılacak olan tazminat davalarında Türk Borçlar Kanunu 146. madde uygulama alanı bulacaktır:

Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.

Eser sözleşmelerinde (Meme estetiği, yağ aldırma, kalça büyütme, saç ekimi gibi tıbbi hatalarda) ise 5 yıllık zamanaşımı uygulanmaktadır.

Malpraktis Davasında İstenebilecek Tazminatlar 

Doktor hatası sonucu zarar gören hastanın tazminat isteme hakkı bulunmaktadır:

1-) Maddi Tazminat – Doktorun hatası sonucu bu hatanın düzeltilebilmesi amacıyla harcanan tüm tedavi masrafları,  ayrıca kişinin iş görmezlikten dolayı da geçici veya sürekli ve bakıcı gideri maddi tazminata girmektedir.

2-) Manevi Tazminat – Bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.

3-) Destekten Yoksun Kalma Tazminatı – Doktor hatası sonucu ölen bir kişinin yaşarken destek verdiği kişilerin aldığı desteğin ölüm sebebiyle ortadan kalkması neticesinde destek alanların uğradıkları zarardır. Bu kişiler bu tazminatı sorumlu kişi veya kurumlardan isteyebileceklerdir.

Malpraktis Davasında Arabuluculuk Zorunlu Mu ? 

Tüketici veya Ticaret Mahkemesinde açılacak olan davalarda arabulucuya başvurmak zorunludur. Ancak İdare Mahkemesinde açılacak olan davalarda arabuluculuğa başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Doktor Mesleki Sorumluluk Sigortası

1219 Sayılı Kanun’a göre doktorlar, diş hekimleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorundadır. Bu sigorta priminin yarısı kendileri tarafından, diğer yarısı döner sermayesi bulunan kurumlarda döner sermayeden, döner sermayesi bulunmayan kurumlarda kurum bütçelerinden ödenir.