Kategori: Yargıtay Kararları Kategori

Hakaret Nedeniyle Manevi Tazminat Yargıtay Kararları

Hakaret Manevi Tazminat Yargıtay Kararları

1-) Haksız fiil tarihinden itibaren sekiz yıl içinde tazminat davası açma hakkı vardır. (TBK.72)

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/12827 Esas 2016/12073 Karar 

Davacı; davalı ile komşu olduklarını, aralarında önceye dayalı husumet bulunduğunu, olay günü de yanından geçerken arabasının camını açarak kendisine hakaret ettiğini, bu durumun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu iddia ederek, uğranılan zararın tazmini isteminde bulunmuştur.

Davalı, cevap dilekçesiyle istemin zamanaşımından ve esastan reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, manevi tazminat davalarında zamanaşımının haksız fiil tarihinden itibaren iki yıl olduğu, fail ve fiilin öğrenilmesinden itibaren iki yıl içerisinde davanın açılması gerektiği, davacının talebine konu olayın 18/03/2010 tarihinde gerçekleştiği, davanın 06/11/2015 tarihinde açıldığı, davacının haksız fiil sebebiyle manevi tazminat talebine ilişkin davasının zamanaşımına uğramış olduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan BK’nın 60/2. maddesinde (TBK.72) tazminat isteminin, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı süresini öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması halinde bu zamanaşımı süresinin uygulanacağı düzenlenmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 125. maddesinde bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişinin, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Aynı Yasa 66. maddesinde ise hakaret suçu yönünden dava zamanaşımı süresi sekiz yıl olarak belirlenmiştir.

Davaya konu olayda; haksız fiil 18/03/2010 tarihinde gerçekleşmiş olup, olay sebebiyle davalı hakkında ….. Mahkemesi’nin ….. esas sayılı dosyasında kamu davası açılmış, yapılan yargılama sonunda …. cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

Şu halde; yukarıda belirtilen yasa maddeleri gereği davacının haksız fiil tarihinden itibaren sekiz yıl içinde tazminat davası açma hakkı vardır. Mahkemece, davanın esastan incelenerek bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile istemin zamanaşımından reddi doğru olmamış, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.

2-) Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer, ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/3335 Esas 2016/6146 Karar 

Türk Medeni Kanunu’nun 25/son maddesine göre; davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 16. maddesine göre ise; haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer, ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Şu durumda, dava konusu olayda, kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddia edildiğinden zarar gören, davayı kendisinin veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde veya haksız eylemin meydana geldiği yer mahkemesinde açabilir. Bu seçeneklerden herhangi birini kullanmak, bu tür davalarda davacıya tanınmış bir haktır.

Somut olayda davacı, bu seçimlik hakkını kendi yerleşim yeri mahkemesinde kullanmıştır. Bu hakkı kullanmanın yasal dayanağı da yukarıda belirtilmiştir. Bu bakımdan işin esası incelenerek karar vermek gerekirken, yasa hükümlerine aykırı olarak yetkisizlik kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

3-) Hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de hem ilmi, hem de kökleşmiş yargı kararlarında ceza mahkemesince belirlenen maddi olgunun hukuk hakimini bağlayacağı kabul edilmektedir. 

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/10596 Esas 2016/6968 Karar 

Dosya kapsamından; … 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/837 karar sayılı dosyası ile davalının davacıya karşı tehdit ve hakaret eylemlerini gerçekleştirmiş olması sebebiyle mahkumiyet hükmü kurulduğu, kararın temyiz edilmekle henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.

6098 sayılı TBK’nın 74. maddesi uyarınca hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de hem ilmi, hem de kökleşmiş yargı kararlarında ceza mahkemesince belirlenen maddi olgunun hukuk hakimini bağlayacağı kabul edilmektedir. Dava konusu olayın özelliği sebebiyle ceza mahkemesindeki davanın kesinleşmesi beklenmeli ve tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, yerinde olmayan gerekçe ile yazılı biçimde karar verilmiş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

Nitelikli Dolandırıcılık Yargıtay Kararları

Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Yargıtay Kararları

1-) Cinsel ilişki vaadiyle para alıp kaçan kişinin davranışının hileli olması ve maddi yarar sağlaması nedeniyle dolandırıcılık suçunun yasal unsurları oluşmuştur. 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2015/1072 Esas 2018/633 Karar 

Olay günü saat 20.00 sıralarında otobüs terminali önünde yol kenarında bekleyen sanığın, aracı ile seyir halindeki şikâyetçiye durması için işaret ettiği, bunun üzerine yanına gelen şikâyetçi ile 40 TL karşılığında cinsel ilişkiye girme konusunda anlaştığı, ardından parayı alıp şikâyetçiye ileride kendisini beklemesini söyledikten sonra ortadan kaybolduğu olayda; akşam saatinde yol kenarında bekleyen sanığın, kendisine ahlâka aykırı bir amaçla yaklaşan şikâyetçiye bu amacın gerçekleşeceği kanaatini verecek şekilde şikâyetçi ile pazarlık yaptığı, maddi yarar sağladıktan sonra ortadan kaybolduğu, şikâyetçinin zararının ahlâka aykırı isteğin yerine getirilmemesi nedeniyle değil, aksine bu isteğin gerçekleştirileceği yönündeki sanığın hileli davranışı neticesinde meydana geldiği, şikayetçinin meydana gelen zararını talep edip edememesinin özel hukuk konusu olduğu ve dolandırıcılık suçunun oluşmasına engel teşkil etmediği, sanığın ahlaka aykırı bir yönteme başvurarak gerçekleştirdiği hileli davranışlarının somut olayda hukuki boyuttan çıkıp cezai sorumluluğu gerektiren aldatıcı nitelikte olduğu ve bu şekilde atılı dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibariyle oluştuğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararı isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Öte yandan, 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinin değiştirilerek, TCK’nın 157/1. maddesinde düzenlenen “dolandırıcılık” suçunun uzlaştırma kapsamına alınması, bununla birlikte Yerel Mahkeme mahkûmiyet hükmünün Özel Dairenin onama kararı ile kesinleşmesi ve itirazın reddine karar verilmiş olması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2 ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 98. maddeleri uyarınca bu hususun infaz aşamasında gözetilmesi olanaklı kabul edilmiştir.

2-) Mağduru arayarak kredi kart bilgilerini öğrenen sanığın katılan rızası hilafına kredi kartından harcama yapması üzerine dolandırıcılık suçu değil banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu oluşur. 

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/12822 Esas 2023/9470 Karar 

III. OLAY VE OLGULAR

Dava konusu olay, 13/11/2015 tarihinde … numaralı hattan bir bayan şahsın arayarak Yapı Kredi Bankasına ait kredi kartının sigortasının bittiğini yenilemek için 450,00 TL para yatırması gerektiğini, pazartesi günü tekrar arayacaklarını söyledikleri ve bir gün sonrasında aynı numaradan tekrar arandığı, kartının sigortasının iptali için son gün olduğunu yenilenmezse para ödemek zorunda kalacağını söyleyerek kredi kartındaki son kullanma tarihi ile güvenlik kodlarını söylemesini isteyince kredi kartının güvenlik kodu bilgilerini verdiğini, işlemin devamı için telefonuna gelecek şifreyi kendisine bildirmesini istediğini, telefon hattını Türkcel hattından Vodafone aboneliğine taşıdığı için şifreyi o an veremediğini sonra bankamatiğe giderek telefon numarasını bankamatiğe tanıttığını ve telefonuna sonra gelen şifreyi verdiğini olay sonrasında hesaplarını kontrol ettiğinde hesabından 642,00 TL’lik alış-veriş yapıldığı, hat sahibi olan sanığın böylce nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasına ilişkindir.

Katılan 16.11.2015 tarihli dilekçe ile Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek kendisine ait kredi kartından 16.11.2015 tarihinde 642,84TL bilgisi dışında harcama yapıldığından bahisle şikayetçi olması üzerine soruşturma başaltılmıştır.

Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. 01-02.12.2015 tarihli yazı cevabında katılana ait kredi kartından 16.11.2015 tarihinde saat 14.10 da … isimli yerden 655,69 TL tutarlı işlemin 3 D secure ile internet üzerinden 24.133.118.244 nolu IP numarası ile gerçekleştiği, üye işyeri banka adresinin Ukrayna/Kiev de bulunduğu, bildirilmiştir.

TİB 17.12.2015 tarihli cevabi yazısında … numaralı hattın İkon İletişim Telekominikasyon A.Ş yetkilisi olan sanık … adına kayıtlı olduğu, abonelik başlangıcının 10.11.2015 olduğu bildirilmiş.

IV. GEREKÇE

Olay ve olgularda belirtilen hususlar dikkate alındığında katılanı arayarak kredi kart bilgilerini öğrenen sanığın katılan rızası hilafına kredi kartından harcama yapmak suretiyle başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçunu işlediği anlaşılmakla yapılan yargılamaya yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine ancak katılanın kendisinden alınan 642,00 TL paranın posta aracılığıyla kendisine gönderildiği her hangi bir zararının olmadığı yönündeki beyanı ve sanık müdafin 10.05.2016 tarihli dilekçe ekinde sunduğu 643,00 TL katılan hesabına havale edildiğine dair 07.03.2016 tarihli PTT ödeme belgesi karşısında sanık hakkında etkin pişmanlık indirim hükümleri uygulanması gerektiği gözetilmeden fazla ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur.

Nitelikli Dolandırıcılık Beraat Yargıtay Kararları

1-) Sanığın savunmasının aksine yüklenen suçtan cezalandırılabilmesi için her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği için nitelikli dolandırıcılıktan beraatına karar verilmesi gerekir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/21154 Esas 2023/3879 Karar 

III. OLAY VE OLGULAR

Sanık hakkında, suç tarihinde şikâyetçi …’e ait facebook hesabının şifresini kırıp mağdurlar … ve … … Coşkun’dan 79,00 TL para istediği, ancak mağdurların şikâyetçi ile görüşmeleri üzerine dolandırılmaya çalışıldıklarını anladıkları ve kendilerinden istenen parayı göndermedikleri iddiasıyla bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçuna teşebbüs ve bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme suçlarından dava açılmıştır.

Suç tarihinde şikâyetçinin facebook hesabına … …’ın işletmiş olduğu internet cafeden erişim sağlandığı tespit edilmiştir.

Sanık savunmasında özetle; şikâyetçi ve mağdurları tanımadığını, yüklenen suçlarla alakasının olmadığını beyan etmiştir.

Şikâyetçi ve mağdurların aşamalarda, facebook hesabına hukuka aykırı olarak giren ve kendilerinden para talep eden kişinin kim olduğunu bilmediklerini, söz konusu kişinin kendilerine telefon numarası ve kimliği ile adresine ilişkin herhangi bir bilgi vermediğini beyan etmiş oldukları anlaşılmıştır.

soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde özetle; sanığın 2012 yılının Mayıs ayında iki hafta boyunca hemen hemen gün aşırı internet cafeye gelerek saatlerce internette zaman geçirdiğini, mağdurlara ulaşarak para isteyen kişinin sanık olduğunu düşündüğünü beyan etmiştir.

Mahkemece, sanık hakkında bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından incelemeye konu mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur.

IV. GEREKÇE

A. Tebliğname Yönünden

SEGBİS aracılığıyla katıldığı duruşmanın 12.05.2015 tarihli celsesinde duruşmadan vareste tutulma talebi bulunan sanık hakkında, Mahkemece duruşmadan vareste tutulma kararı verildiğinin anlaşılması karşısında, Tebliğnamedeki 5271 … Kanun’un 196 ncı maddesine aykırı davranıldığına ilişkin görüşe iştirak edilmemiştir.

B. Sanığın Temyizi Yönünden

1. Bilişim Sistemine Hukuka Aykırı Olarak Girme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden

Hükmün tür ve miktarı itibarıyla 5320 … Kanun’un geçici 2 nci maddesi uyarınca kesin nitelikte bulunduğu anlaşılmakla, sanığın temyiz isteğinin reddine karar verilmiştir.

2. Nitelikli Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden

a. Suç tarihinde şikâyetçi …’in facebook hesabına … …’ın işletmiş olduğu internet cafeden erişildiğinin tespit edilmesi, … …’ın, sanığın, şikâyetçinin facebook hesabına girip mağdurlardan para istediğine ilişkin varsayımı dışında bilgisinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanığın savunmasının aksine yüklenen suçtan cezalandırılabilmesi için her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraat kararı verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçe ile mahkumiyet hükümleri kurulması,

Nitelikli Dolandırıcılık Teşebbüs Yargıtay Kararı

1-) Sanıkların para yatırıldıktan sonra bankaya giderek çekmeye çalışırken yakalandıklarından, eylemlerinin dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yargıtay 23. Ceza Dairesi 2015/7075 Esas 2016/5030 Karar 

KARAR : Sanık …’ın, kendisi adına kayıtlı olmayan cep telefonuyla katılanı arayarak terörle mücadelede polis olduğunu, isminin … olduğunu, adına hat, kredi kartı ve hesaplar açıldığını, terör örgütlerinin bankalardan para aldıklarını, banka içinden birilerinin bu işlemlere yardımcı olduğunu, yardımcı olan kişilerin kimler olduğunun tespiti amacıyla numarasını verdiği … adına açılan hesaba yüklü miktarda para yatırması gerektiğini söylemesi üzerine, katılanın 100.000 TL’yi sanık …’ın beyan ettiği diğer sanık … adına açılan hesaba havale ettiği, sanıkların para yatırıldıktan sonra bankaya giderek çekmeye çalışırken yakalandıklarından, eylemlerinin dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. TCK’nın 53/1. maddesinde düzenlenen ve Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 Sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. Sanıklar müdafiinin, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1-)Hükmolunan cezaların, teşebbüs sebebiyle indirimi yapılırken uygulama maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı davranılması,

2-)Hapis cezası yanında hükmedilen 75 gün adli para cezasının TCK’nın 52/2 maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Erişimin Engellenmesi Yargıtay Kararları

Erişimin Engellenmesi Yargıtay Kararı

1-) Yargıtay 7.Ceza Dairesi 2021-25353 E. 2021-14120 K. 02.11.2021 T.

Zeytinburnu Haber Gazetesi, Zeytinburnu TV, www.zeytinburnuhaber.org isimli internet sitesi ile Facebook ve Youtube isimli sosyal medya kanallarında yer alan “30 yıllık Mensar Kale iflas etti, 150 çalışan sokağa atıldı, Kale Tekstilin 150 çalışanı ne 3 aydır maaşlarını ne de özlük haklarını alabiliyor.” başlıklı yazı ve haber içerikleri sebebiyle ilgilileri Kaleteks Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti, Panelsan Giyim San. ve Tic. Ltd. Şti ve … vekilinin erişimin engellenmesi ve cevap ve düzeltme taleplerinin reddine dair BAKIRKÖY 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 09/11/2020 tarihli ve 2020/5226 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii BAKIRKÖY 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin 21/11/2020 tarihli ve 2020/7037 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 22.06.2021 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.07.2021 tarihli ve KYB. 2021-84312 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Mezkür ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, tekzip talep edenler vekilinin anılan haber ve yazı içerikleri nedeniyle erişimin engellenmesi ile cevap ve düzeltme talebinde bulunması üzerine, talebin reddine ilişkin Bakırköy 1. Sulh Ceza Hakimliği’nce 09/11/2020 tarihli ve 2020/5226 değişik iş sayılı iki adet karar verildiği,

İlk kararda, somut olayda dilekçe ekinde sadece ihtarname bulunması, habere ilişkin hiç bir görüntü, bilgi, fotoğraf ve CD’nin yer almaması nedeniyle talebin reddine karar verildiği,

Yine aynı tarih ve sayılı ikinci kararda ise, “Dosya içeresinde bulunan bilgi ve belgelerden talepte bulunanın muhatabın TV kanalına ait olduğunu beyan ettiği zeytinburnuhabergazetesi@hotmail.com adresine mail yolu ile tekzip talepli ihtarname gönderildiğini beyan etmesine rağmen bu mailin muhataba ulaştığı, usulüne uygun tebliğ edildiği, mailin muhatap tarafından okundğuna dair bir bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Yasanın aradığı bu bilgiler yine yasanın aradığı sürelerin hesaplanması açısından önem arz etmekte olup aksi durumda yasanın öngördüğü süre şartının gerçekleşip gerçekleşmediği Hakimliğimiz tarafından tespit edilememektedir.” şeklindeki gerekçe ile talebin reddine karar verildiği nazara alındığında,

1- 6518 sayılı Kanun’un 93. maddesi ile değişik 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinde yer alan “(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini de isteyebilir.” şeklindeki hüküm gereğince, internet üzerinden yapılan kişilik haklarını ihlal edici yayınlara karşı cevap ve düzeltme talebinde bulunulamayacağı ancak, içerik sağlayıcısından ya da yer sağlayıcısından söz konusu içeriğin yayından çıkarılmasının istenebileceği gibi, doğrudan Sulh Ceza

Hakimliği’nden “içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” talebinde bulunulabileceğinin anlaşılması karşısında, adı geçen internet sitelerinde yayınlanan yazı ve haberlere karşı ilgilileri Kaleteks Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti, Panelsan Giyim San. ve Tic. Ltd. Şti ve … vekili tarafından içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi talebinde bulunulmasını müteakip, mahkemesince içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi hususunun hiç değerlendirilmeyip sadece cevap ve düzeltme talebine ilişkin karar ve verildiği gözetilmeden,

2- Her ne kadar tekzip talebine konu edilen habere ilişkin hiç bir görüntü, bilgi, fotoğraf ve CD’nin Mahkemeye ibraz edilmediğinden bahisle talebin reddine karar verilmiş ise de,

Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 05/07/2018 tarihli ve 2018/3240 Esas, 2018/8229 tarihli ve 2007/17012 Esas, 2011/2329 karar sayılı ilamında yer alan, “… 5187 sayılı Basın Kanunu’nun “düzeltme ve cevap” başlıklı 14. maddesinde; “…Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır….” ve “…Düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirlenen süreler içinde yayımlanmaması halinde yayım için tanınan sürenin bitiminden itibaren, birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayımlanması halinde ise yayım tarihinden itibaren onbeş gün içinde cevap ve düzeltme talep eden kişi, bulunduğu yer sulh ceza hâkiminden yayımın yapılmasına veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu istemi üç gün içerisinde, duruşma yapmaksızın, karara bağlar…” hükümlerinde, zarar gören kişinin, başvuru sırasında ihtarnamesindeki tekzibin, günlük süreli yayında yayınlanmadığını ispatlamak için 3 günlük gazete nüshalarını mahkemeye sunması gibi bir şart aranmamıştır.

Keza Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 08/03/2011 tarihli, 2007/17012 E.-2011/2329 K. sayılı kararında ve Dairemizin 24.05.2018 tarihli, 2018/2526 E. – 2018/6275 K. belirtildiği üzere; “…Cevap yazısının hiç yayımlanmadığı savıyla tekzip istenmesi üzerine “üç günlük gazete nüshasının eklenmediği” gerekçesiyle verilen red kararı; tekzip isteyenin böyle bir yasal zorunluluğu bulunmaması nedeniyle yasaya aykırı olduğu gibi…” şeklinde ifade edilerek böyle bir zorunluluğun olmadığını belirtmektedir.

Kanun yararına bozmaya konu dosyada; başvuranın düzeltme ve cevap metni yayımlanması için Sulh Ceza Hakimliğine usulüne uygun biçimde başvurduğu, ancak mahkemece gerek asıl haberin yer aldığı nüshaların, gerekse tebliğden itibaren süreli yayınlarda üç günlük gazete nüshalarının dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle başvurunun reddine karar verildiği, itiraz üzerine karar veren merciin ise gerekli araştırmayı yapmak, başvurana süre vermek veya Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan ilgili gazete nüshalarını istemek ve başvurunun esası hakkında bir karar vermek yerine, kararda usul ve yasaya aykırılık

görülmediğinden itirazın reddine karar verdiği anlaşılmakla, …. değişik iş sayılı kararının CMK’nun 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA,” şeklindeki açıklamalar karşısında, bahse konu haber ve yazı içeriklerinin temini hususunda tekzip talebinde bulunan tarafa süre verilebileceği gibi, mahkemece de bu eksikliğin giderilebileceği ve sonucunda esas hakkında bir karar verilebileceği gözetilmeden,

3- Cevap ve düzeltme talep edenler vekilinin tekzip talebinde bulunması üzerine, Bakırköy 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 09/11/2020 tarihli ve 2020/5226 değişik iş sayılı ilk kararı ile dosyadan el çektiği cihetle, dosyayı yeniden ele alarak karar verilemeyeceği gözetilmeden,

İtirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun “düzeltme ve cevap hakkı” başlıklı 18. maddesinde yer alan, “(1) Gerçek ve tüzel kişiler, kendileri hakkında şeref ve haysiyetlerini ihlâl edici veya gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde, yayın tarihinden itibaren altmış gün içinde, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmamak ve suç unsuru içermemek kaydıyla, düzeltme ve cevap yazısını ilgili medya hizmet sağlayıcıya gönderir. Medya hizmet sağlayıcılar, hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde, cevap ve düzeltmeye konu yayının yapıldığı saatte ve programda, izleyiciler tarafından kolaylıkla takip edilebilecek ve açıkça anlaşılabilecek biçimde düzeltme ve cevabı yayınlar. Düzeltme ve cevap hakkı doğuran programın yayından kaldırıldığı veya yayınına ara verildiği durumlarda, düzeltme ve cevap hakkı, yedi günlük süre içinde anılan programın yayın saatinde kullandırılır. Düzeltme ve cevapta, buna neden olan yayın belirtilir. (2) Düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirtilen süre içinde yayınlanmaması hâlinde bu sürenin bitiminden; birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayınlanması hâlinde düzeltme ve cevabın yayınlandığı tarihten itibaren on gün içinde ilgili kişi, mahkemeden cevap ve düzeltmenin birinci fıkra hükümlerine uygun olarak yayınlanmasına karar verilmesini isteyebilir. Yetkili ve görevli mahkeme; başvuru sahibinin ikamet ettiği yerdeki sulh ceza mahkemesi, başvuru sahibinin yurt dışında ikamet etmesi hâlinde Ankara Sulh Ceza Mahkemesidir. (3) Sulh ceza hâkimi, istemi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı tebliğden itibaren yedi gün içinde yetkili asliye ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Asliye ceza mahkemesi itirazı üç iş günü içinde inceleyerek kesin karara bağlar… (7) İlgili kişi birinci fıkrada belirtilen cevap ve düzeltme hakkını, aynı süreler içinde doğrudan sulh ceza mahkemesinden isteyebilir.” şeklindeki,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İtiraz usulü ve inceleme mercileri” başlıklı 268. maddesinde yer alan, “(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır…” şeklindeki,

5271 sayılı Kanun’un “Karar” başlıklı 271. maddesinde yer alan, “(1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet Savcısı ve sonra müdafii veya vekil dinlenir. (2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir…” şeklindeki,

5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la değişik “Sulh ceza hâkimliği” başlıklı 10. maddesinde yer alan, “Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur…” şeklindeki,

5235 sayılı Kanunun 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la değişik “Asliye ceza mahkemesinin görevi” başlıklı 11. maddesinde yer alan, “Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, sulh ceza hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılır.” şeklindeki düzenlemeler birlikte nazara alındığında,

Somut olayda, Sulh Ceza Hakimliği’ni bir işe veya itiraza bakmakla yetkili kılan usul hükümlerinde, 6112 sayılı Kanunun 18/3. maddesinde yazılı ve halen yürürlükte olan “düzeltme ve cevap kararı” ve buna dair “itiraz” usulüne ilişkin bir değişiklik öngörülmediği, keza Kanun’un ilgili maddesinin özel bir yetki ve başvuru usulünü öngörmekte olup halen yürürlükte olduğu, bu itibarla, başvuranın taleplerinin bir kısmının radyo ve televizyon yayınları nedeniyle tekzip ve cevap talebine ilişkin olduğu ve başvurusu Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedilen ilgilisi tarafından yapılan itirazın 6112 sayılı Kanunun 18/3. maddesinde yer alan özel usul hükümlerine göre Asliye Ceza Mahkemesince değerlendirilmesi gerekip gerekmediği hususunda da kanun yararına bozma yoluna gelinip gelinmeyeceğinin takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığı’na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 02.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

2-) Yargıtay 7.Ceza Dairesi 2021-18614 E. 2021-13212 K. 21.10.2021 T.

Https://…/…?v=… ve muhtelif internet sitelerinde yayınlanan içerik nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğinden bahisle ilgilisi … vekili Avukat … tarafından yapılan erişimin engellenmesi talebinin reddine dair Samsun 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/06/2020 tarihli ve 2020/2096 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin mercii Samsun 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 09/07/2020 tarihli ve 2020/2436 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 14/01/2021 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26/02/2021 tarihli ve KYB. 2021-15429 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

Mezkür ihbarnamede;

Dosya kapsamına göre, talep eden vekilince, talep eden tarafından profesyonel olmadan önceki dönemde deneme amaçlı çekilmiş ses kayıtlarının ve siyasi bir içeriğin talep edene ait olmayan internet sitelerinden paylaşıldığı, talep edene ait felsefe sözlüğü isimli facebook sosyal paylaşım hesabını ele geçiren kişilerce talep edenin şahsi telefon numarasının ve talep edeni küçük düşürücü paylaşımların yapıldığı, yine twitter sosyal paylaşım sitesi üzerinden bazı hesaplarca talep edenin telefon numarasının paylaşılarak illegal bahis sitesinin talep edene ait olduğuna ilişkin suç ithamında bulunulduğu belirtilerek, ekli listede yer alan internet sitelerindeki içeriklere erişimin engellenmesi talebinde bulunulması üzerine, Samsun 1. Sulh Ceza Hakimliğince, talep dilekçesinde kişilik hakkının ihlaline neden olan yayınların tam adresleri (URL), hangi açılardan hakkın ihlal edildiğine ilişkin açıklama ve kimlik bilgilerini ispatlayacak bilgilere yer verilmediği, adreslerin erişiminin bu hali ile denetime elverişli olmadığı, talep dilekçesine ekli belgelerde, söz konusu içeriklere ait URL adresinin bulunmadığı, yalnızca iki hesaba ait URL adresinin ve ekran görüntülerinin dilekçe ekinde sunulduğu ancak belirtilen internet adreslerinde, kişilik hakkını ihlal eder mahiyette yayın yapılıp yapılamadığının denetlenemediği gerekçesiyle, talebin reddine karar verilmiş ise de, gerek başvuru dilekçesinde gerekse dosya kapsamında bulunan CD içeriğinde başvuruya konu internet hesaplarının URL adreslerinin ve ekran görüntülerinin yer aldığı, başvurucunun unutulma hakkının bulunduğu dikkate alınarak, talep ve itiraz dilekçesinde belirtilen URL adreslerindeki içeriklere erişilip erişilemediği ve içeriklerin nelerden ibaret olduğu uzman bilirkişi vasıtasıyla tespit edilip, denetime ve incelemeye esas olacak şekilde dosya arasına alındıktan sonra talep hakkında karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarnamesi içeriğindeki hususlar yerinde görüldüğünden, Samsun 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 09.07.2020 tarih, 2020/2436 D.İş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nun 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 21.10.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Erişimin Engellenmesi Anayasa Mahkemesi

1-) Anayasa GK.Genel Kurul Esas:2019-40078 Karar:2023 Karar Tarihi:14.09.2023

Başvurucu Artı Media Gmbh, 2017 yılında yayına başlayan Artı Gerçek (www.artigercek.com) isimli internet haber sitesinin sahibidir. Artı Gerçek’te, Türkiye’den ve dünyadan haberlere yer verilmekte ve köşe yazıları yayımlanmaktadır.

Anılan haber sitesinde 15/10/2019 tarihinde “Karakoldan ‘havan mermisi’ yanıtı: Deneme amaçlı biz atıyoruz” başlıklı bir haber yayımlanmıştır.

İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü 16/10/2019 tarihinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) başvurarak anılan haberin de aralarında yer aldığı 46 URL adresine 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8/A maddesine dayanarak erişimin engellenmesi talebinde bulunmuştur. Emniyet Genel Müdürlüğü, erişimin engellenmesi talebinin gerekçesi olarak “söz konusu internet adreslerindeki içerikler üzerinden ulusal ve uluslararası kamuoyunun algılarını yönlendirebilmek amacıyla fotoğraf ve içeriklerin paylaşıldığını, bu paylaşımların özellikle terör örgütleri ve yandaşları tarafından ülkemiz aleyhine kara propaganda amacıyla kullanıldığını, söz konusu içeriklerin Türkiye Cumhuriyeti’nin politik ve askerî kararlarını ve uygulamalarını haksız göstermek ve itibarını zedelemek amacıyla yayımlandığını, gerçek ve doğru habermiş gibi yalan ve iftiralarla servis edildiğini ve kitlelerin algılarının yönetilmesinin amaçlandığını” göstermiştir.

BTK, aynı tarihte talebin usul ve yasaya uygun olduğunu değerlendirerek 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince gecikmesinde sakınca bulunan hâller kapsamında 46 URL adresine erişimin engellenmesine yönelik idari tedbir kararı vermiş ve bu kararı sulh ceza hâkiminin onayına sunmuştur.

Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği, idarenin yazısına ve BTK’nın kararına atıfla 17/10/2019 tarihinde erişimin engellenmesi kararını onaylamıştır.

Başvurucunun itirazı, Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle 30/10/2019 tarihinde Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

Anayasa Mahkemesinin 14/9/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

Başvurucu;

Türk Silahlı Kuvvetlerinin 9/10/2019 tarihinde Suriye’de güvenli bölge oluşturmak amacıyla başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’nın ulusal ve uluslararası medya kuruluşları tarafından yakından takip edilerek operasyonla ilgili gelişmelerin kamuyla anında paylaşıldığını, bu kapsamda sahibi olduğu internet haber sitesinde de Barış Pınarı Harekâtı’nda yaşandığı iddia edilen bir gelişmenin aktarıldığını, haberde bu gelişmenin doğru olup olmadığıyla ilgili bir bilgi yer almadığı gibi herhangi bir yoruma da yer verilmediğini,

Buna rağmen BTK’nın 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesine dayanarak anılan habere erişimin engellenmesine karar verdiğini ancak hem idarenin erişimin engellenmesi kararlarında hem de sulh ceza hâkimliklerinin onaylama ve onaylama kararına itirazın reddi kararlarında söz konusu tedbirin hangi gerekçeyle alındığının açıklanmadığını, itiraz makamına sunduğu hiçbir esaslı iddiasının değerlendirilmediğini, ret kararının dayandırıldığı herhangi bir delil, bulgu veya açıklamanın somut olarak ortaya konulamadığını,

Gerekçesiz olarak alınan tedbir kararının sansür niteliğinde olup ifade özgürlüğüne yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğunu, Anayasa Mahkemesi tarafından Birgün İletişim ve Yayıncılık Ticaret A.Ş. kararında belirlenen, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında erişimin engellenmesine karar verilmesi biçiminde olan müdahalelerde idari ve yargısal makamlar tarafından gözetilmesi gereken hususların anılan makamlarca dikkate alınmadığını belirterek ifade ve basın özgürlükleri ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Bakanlık görüşünde; 5651 sayılı Kanun uyarınca erişimin engellenmesi ve içeriğin yayından çıkarılması kararları verilebilmesi için içeriğin suç teşkil etmesi gerekmediği, internet ve sosyal medya yoluyla yapılan hukuka aykırı fiillere karşı 5651 sayılı Kanun gereğince verilen erişimin engellenmesi ve/veya içeriğin yayından çıkarılması kararlarının etkin bir hukuki yol sağladığı belirtilmiştir. Ayrıca anılan haberin başvurucu tarafından propaganda ve dezenformasyon faaliyetlerinin yoğun şekilde yürütüldüğü bir ortamda verildiği ifade edilmiştir. Görüşte, devlet kuruluşlarının hedef alındığının anlaşıldığı açıklanarak idare ve derece mahkemeleri kararlarının ilgili ve yeterli gerekçeler içerip içermediği hususu değerlendirilirken bu tespit ve değerlendirmelerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvurucu; Bakanlığın anılan haberin halkın Silahlı Kuvvetlere karşı kışkırtılmasını ve Silahlı Kuvvetlerin terörle mücadele operasyonlarını icra ederken tedirginlik duymasını sağlamak amacıyla yayımlandığını iddia ettiğini, bu şekilde de Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen gerekçesiz kararı geriye dönük olarak gerekçelendirmeye çalıştığını ifade etmiştir. Başvurucu bu açıklamalarıyla Bakanlığın kendisi ile ilgili olarak terör örgütü lehine propaganda ve dezenformasyon faaliyeti içinde bulunduğunu ileri sürdüğünü, kendisi hakkında terör örgütü unsuru ve terör örgütüne müzahir kesim imasında bulunduğunu iddia etmiştir. Son olarak başvurucu; Bakanlık görüşünde Anayasa Mahkemesinin 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamındaki tespitlerinin ve Birgün İletişim ve Yayıncılık Ticaret A.Ş. kararından itibaren tutarlı bir şekilde devam ettirdiği içtihadının görmezden gelindiğini ve yok sayıldığını ileri sürmüştür.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE’nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğine (2019/7843 D. İş) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. Kanundan kaynaklandığı tespit edilen sorunun çözümü için keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE,

F. 364,60 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.264,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/9/2023 tarihinde karar verildi.

Tenkis Davası Yargıtay Kararları

Tenkis Davası İle İlgili Yargıtay Kararları

1-) Mirasbırakanın ölümünden önceki bir yıl dışında yapmış olduğu bağışlamalar da araştırılmalıdır. Bu şekilde saklı pay ihlali kastı olup olmadığı öğrenilmelidir. 

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015-17910 E. 2016-1527 K 11.02.2016 T.

Bilindiği üzere; Türk Medeni Kanunu’nun 565/3. maddesi gereğince mirasbırakanın ölümünden önceki bir yıl içinde yapılan bağışlamalar koşulsuz tenkise tabi olup ölümünden önceki bir yıldan sonra yapılanlarda ise saklı payı ihlal kastı araştırılacağı tartışmasızdır.

Somut olayda; davaya konu taşınmazların tamamının mirasbırakanın ölümünden önceki bir yıldan sonra davalılara temlik ettiği açık olup bu durumda temliklerin saklı payı zedelemek kastı ile yapıldığının davacı tarafından ispatlanması gerekir.

Ne var ki; mahkemece, taraf delillerinin tamamı toplanılmamış, davacı tarafça gösterilen tanıklar dinlenmeden, sonuca gidilmiştir.

Hal böyle olunca; davacının bildirmiş olduğu tanıkların dinlenmesi, murisin saklı payı zedelemek kastı ile hareket edip etmediğinin araştırılması, murisin davacıya da taşınmaz temlik edip etmediğinin davacı tanıklarına sorulması, murisin saklı payı zedeleme kastının saptanması halinde ise yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca denetime elverişi tenkis raporu alınarak hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

2-) Mirasbırakanın saklı payı zedeleme kastı anlaşılamıyorsa o zaman açılan tenkis davası reddedilmelidir. 

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2012-7544 E. 2012-12188 K. 01.11.2012 T. 

Karar: Dava, tenkis isteğine ilişkin olup, her ne kadar yerel mahkemece daha önceden kurulan hükmün temyizi üzerine Yüksek 2. Hukuk Dairesince; tenkis hesabı yapılmasının doğru olmadığı, miras bırakanın, davalı Hatice’ye 23.12.1988’de sattığı 2656 ve 2657 parsel sayılı taşınmazlar yönünden mirasçılardan mal kaçırma kastı ispat edilmediğinden, Hatice’ye yapılan satışların tenkisine yönelik davanın reddi gerekirken kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, öte yandan tenkis hesabının belirlenen ilkeler çerçevesinde yapılması gerektiği> gerekçesi ile bozulmuş ve bu bozmaya yerel mahkemece uyularak tenkisten ötürü hüküm kurulmuş ise de; anılan bozma kararının maddi hataya dayalı olduğu sabittir.

Tenkis Davası Zamanaşımı Yargıtay Kararları

1-) Vasiyetname usulünce açılıp ilgililere tebliğ edilmeden bir yıllık hak düşürücü süre işlemeye başlamaz. 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2015-18257 E. 2016-374 K 20.01.2016 T. 

Türk Medeni Kanunu’nun 559.maddesine göre; vasiyetnamenin iptali davasında 1 yıllık hak düşürücü süre davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlar. Aynı kanunun 571.maddesinde ise, dava açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin üzerinden 10 yıl geçmekle düşer.

Gerek iptal, gerekse tenkis davasının incelenebilmesi için öncelikle dava konusu vasiyetnamenin açılıp açılmadığı konusunda araştırma yapılmalıdır.

Vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tespit edilmesinin amacı, mirasçıları ve lehine kazandırma yapılan kişileri bilgilendirme ve yasal haklarını kullanmayı temine yönelik bir işlemdir.

Vasiyetname usulünce açılıp ilgililere tebliğ edilmeden TMK.nun 559. ve 571.maddesinde gösterilen 1 yıllık hak düşürücü süreler işlemeye başlamaz.

Tenkis Defi Yargıtay Kararları

1-) Vasiyetnameye ilişkin açılmış bir davada hükümsüzlük ve tenkis iddiasının, defi yoluyla her zaman ileri sürülebileceği belirtilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2015-18115 E. 2016-995 K 01.02.2016 T. 

Ölüme bağlı bir tasarruf olan vasiyetnamenin iptali ve tenkisi davalarını açmak için belirtilen süreler, hak düşürücü süre olarak düzenlenmiştir. Ancak gerek 559.maddenin 2.fıkrasında, gerekse 571.maddenin 3.fıkrasında; vasiyetnameye ilişkin açılmış bir davada hükümsüzlük ve tenkis iddiasının, defi yoluyla her zaman ileri sürülebileceği belirtilmiştir.

Mahkemece uyulan dairemiz bozma ilamında da, açıkça hak düşürücü süre olarak düzenlenen, iptal ve tenkis davalarını açma sürelerinin geçmiş olduğuna işaret edilmiştir.

Bu durumda, mahkemece; davalı vekili tarafından def’i yoluyla ileri sürülen hükümsüzlük ve tenkis iddialarının incelenmesi gerekirken, uyulan bozma ilamının yanılgılı değerlendirilmesi suretiyle bu iddialar incelenmeden davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

Haksız Tutuklama Tazminat Emsal Kararlar

Haksız Tutuklama Yargıtay Kararları

1-) Haksız Tutuklama Manevi Tazminat Yargıtay Kararları – Haksız Tutuklama Nedeniyle Maddi Tazminat Emsal Kararlar

A-) Davacının kendisinin ve ailesinin cezaevinde kalmış olduğu süreçte yapmış olduğu masraflar maddi tazminata dahil edilmez. Avukata ödenen ücret serbest meslek makbuzu ve diğer delillerle ispat edilmediği olmadığı için maddi tazminata dahil edilmez. Ayrıca hükmedilen manevi tazminat hak ve nesafet kurallarına uygun olmalıdır. 

T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021-7038 E. 2023-5297 K. 04.12.2023 T. 

1. Davacı vekili 03.05.2018 tarihli dava dilekçesinde özetle; davacı hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığı 2018/22108 soruşturma no 2018/13478 karar nolu kararı uyarınca kamu adına kovuşturmaya yer olmadığı karar verildiği, gerek tutuklu kaldığı süre gerek manevi ıstırap neticesinde CMK m.141 ve CMK m. 142 uyarınca fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla kanuni faiziyle birlikte 16.000,00 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesini talep etmiştir.

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü

Davacı …’nin, soruşturma dosyası kapsamında şüpheli konumunda bulunduğu, yapılan soruşturma sonunda Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan 11/04/2018 tarihinde Kovuşturmaya Yer Olmadığına karar verildiği, iş bu soruşturma süresince;

25/02/2017 – 26/02/2017 tarihleri arasında gözaltında, 26/02/2017 – 27/04/2017 tarihleri arasında tutuklu olarak bulunduğu,

Konya 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin 27/04/2017 tarihli 2017/2926 sayılı Değişik İş Kararı ile \”Yurt Dışına Çıkış Yasağı\” ve \”İkametine en yakın polis merkezine Cumartesi günleri, 08:30-17:00 saatleri arasında düzenli bir şekilde başvurarak imza atma\” şeklinde adli kontrol uygulandığı, iş bu adli kontrol tedbirlerinin davacı hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilinceye kadar devam ettiği, sonuç olarak 27/04/2017 – 11/04/2018 tarihleri arasında \”Yurt Dışına Çıkış Yasağı\” ve \”Belirli Yerlere Başvurarak İmza Atma\” şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandığı,

Kararın 11/04/2018 tarihinde verildiği, şüpheli vekiline 17/04/2018 tarihinde kararın tebliğ edildiği, bu tarihten 15 gün sonra itibariyle kesinleştiğinin anlaşıldığı, davacıya yeni bir tebligat yapılmadığı ve davanın 03/05/2018 tarihinde ve yasal süresinde açılmış olduğu,

Davacının haksız gözaltında ve tutuklu olarak bulunduğu tarihlere konu sürenin başka bir cezasından mahsup edilmediğinin anlaşıldığı,

Davacı hakkında daha önceden tazminat konusunda başka bir mahkemece verilmiş tazminat kararı bulunmadığı ve davacıya merkezde yapılmış her hangi bir ödeme kaydı ile ödenek gönderimi işlemine rastlanmadığının bildirildiği,

Davacı hakkında tevkif müzekkeresinin infaz gördüğü ve hakkında başkaca yürütülen bir soruşturma bulunmadığı,

Davacının maddi tazminat taleplerinin; cezaevinde yapmış olduğu masraflara ilişkin 500 TL, ailesinin cezaevi ve duruşmalara gidiş-geliş yol ve yemek masraflarına ilişkin 1.000,00 TL, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile KPSS sınavına giremediği, atanamadığı ve mesleğini yapamadığı için 1.000,00TL, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile tutuklu kaldığı süreçte özel sektörde çalışamaması ve mahrum kaldığı kazançlara ilişkin 1.000,00 TL ve avukatına ödemiş olduğu vekalet ücretine ilişkin 12.500,00 TL olmak üzere toplam 16.500,00 TL olduğu, 29/05/1957 tarih, 4-16 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda belirtildiği ve uygulamada istikrarlı biçimde uygulandığı üzere ceza davası sırasında, beraat kararı verilmezden evvel yapılan vekalet ücreti ödemesinin maddi tazminata dahil edilebileceği, her ne kadar davacı soruşturma aşamasında kendisini vekil ile temsil ettirmiş ve iş bu vekiline 12.500,00 TL avukatlık ücreti ödeyeceğine ilişkin Avukatlık Ücret Sözleşmesi’ni dosyaya sunmuş ise de iş bu sözleşmede belirlenen ücretin tüm davalar sonuçlanınca ödeneceğinin belirtildiği, dolayısıyla sözleşmede kesin ve belirlenebilir bir ifa tarihi bulunmadığı ayrıca davacı tarafça sözleşme içeriğinde kararlaştırılan avukatlık ücretinin ödendiğinin serbest meslek makbuzu ve sair delillerle belgelendirilemediği, davacının kendisinin ve ailesinin cezaevinde kalmış olduğu süreçte yapmış olduğu masrafların Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 15.10.2018 tarihli, 2018/3891 E. 2018/9642 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere maddi tazminata konu edilemeyeceği, davacının KPSS sınavına giremediği, atanamadığı ve mesleğini yapamadığından oluştuğunu ileri sürdüğü zararının da maddi tazminata konu edilemeyeceği, bu haliyle davacının bu yöndeki maddi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, davacının tutuklu kaldığı süreçte yoksun kaldığı kazancına ilişkin davacı hakkında yaptırılan sosyal-ekonomik durum araştırması ve dava dilekçesi çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, iş bu raporda; davacının tutuklandığı süreçte herhangi bir işte çalışmıyor olmasından mütevellit asgari ücret üzerinden davacının tutuklu kaldığı sürenin 61 gün olduğu kabul edilerek 2.854,92 TL maddi tazminat hesaplanmış ise de davacının tahliye edildiği günün tazminat hesabına dahil edilemeyeceği, tutuklu kaldığı sürenin bilirkişi raporunda belirtildiği gibi 61 değil 60 gün olarak kabulü gerektiği, netice itibariyle bilirkişi tarafından yapılan hesaplama mahkememizce düzeltilerek davacı lehine 2.808,12 TL maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği,

Davacının tutuklu kaldığı süre içinde ve tahliye olmasından sonra çevresi tarafından hakir görüldüğü bu durumun davacının kişilik haklarına zarar verdiği, onun manevi olarak elem ve üzüntü duymasına neden olduğu, bunun giderilmesi gerektiği anlaşılmakla, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmadığı, duyulan elem ve üzüntü ile orantılı olması gerektiği, davalı için de bir ceza niteliğine dönüşmemesi gerektiği şeklindeki kriterleri dikkate alınarak hak ve nesafet kuralları gereği manevi tazminata da hükmedilmesi gerekeceği,

Ayrıca Ceza Genel Kurulu 2004/1-177 E ve 2004/203 K sayılı kararında açıklandığı gibi davacının tazminat talebiyle birlikte faiz yürütülmesini de istediği durumlarda talebi ile bağlı kalınarak talebin aşılıp genişletilmesi mümkün olmadığından herhangi bir tarih belirtilmemişse bunun dava tarihinden itibaren olduğu kabul edilerek ve yahut açıkça dava dilekçesinde faizin haksız gözaltı ya da tutuklama tarihinden itibaren yürütülmesi talep edilmiş ise değerlendirmenin haksız fiil hükümlerine göre yapılarak tazminat hukukunun genel prensipleri gözetilerek artık bu talebin de kabul edilerek faizin talep doğrultusunda haksız gözaltı tarihinden itibaren yürütülmesinin manevi tazminat talepleri yönünden hukuka uygun olacağı, devletin sorumluluğunun bunu gerektireceği, ancak sadece avukatlık ücretinden ibaret olan maddi tazminat yönünden faizin ödemeyi belgeleyen serbest meslek makbuzunun kesilme tarihinden itibaren yürütülmesinin hukuka uygun olacağı,

Tüm bu değerlendirmeler ışığında fazlaya ilişkin taleplerin reddi ile davacı … için 2.808,12 TL maddi, 3.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınıp davacıya verilmesi, davacı vekili tarafından tazminat kalemlerinin yasal faizi ile birlikte ödenmesi talep edilmiş olmakla birlikte dava dilekçesinde faiz başlangıç tarihine ilişkin bir talep bulunmadığından, hükmedilen tazminat kalemlerine dava tarihi olan 03/05/2018 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması, davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden 694 sayılı KHK’nın 144. maddesi ile değişik CMK 142. maddesi gereği, hükmedilen toplam tazminat miktarı olan 5.311,07 TL üzerinden 696,97 TL nisbi avukatlık ücreti hesaplanmakla birlikte nisbi vekalet ücreti, Sulh Ceza Mahkemesi için belirlenen maktu vekalet ücreti tutarından az olamayacağından, 1.056,00 TL maktu avukatlık ücretine hükmedilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü

”..Manevi tazminat miktarı belirlenirken, objektif bir kriter olmamakla birlikte hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek sureti ile hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak, zenginleşme sonucunu doğurmayacak bir şekilde hak ve nesafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı için hükmedilen manevi tazminat miktarının bu ölçütlere uymayacak şekilde eksik tayini,

Yasaya aykırı görülmüş ise de; yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu aykırılığın 5271 sayılı CMK’nın 280/1-a ve 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b, 2. maddeleri uyarınca düzeltilmesi olanaklı bulunduğundan,

Hükümde manevi tazminata ilişkin fıkrada yer alan ”3.000,00 TL\” ibaresi yerine ”4.000,00 TL\” yazılması sureti ile hukuka aykırılığın DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,” karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE

Tazminat talebinin esasını oluşturan Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/22108 soruşturma sayılı dosyası kapsamında davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 25.02.2017-27.04.2017 tarihleri arasında 61 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, yapılan soruşturma sonunda 11.04.2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği ve davanın 5271 sayılı Kanun’un 142 nci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde yetkili ve görevli mahkemede açıldığı anlaşılmıştır.

Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin 21.06.2019 tarihinde tebliği üzerine davalı vekilinin 26.06.2019 tarihinde verdiği dilekçesinde hükme ilişkin temyiz sebeplerini bildirerek katılma yolu ile temyiz isteminde bulunduğu anlaşıldığından tebliğnamedeki davalı vekilinin temyiz isteminin kesin nitelikte olduğu görüşüne iştirak edilmemiştir.

A.2.Hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğuna ilişkin temyiz sebebi yönünden;

Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda eksik manevi tazminata hükmolunduğundan davalı vekilinin temyiz sebebi reddedilmiştir.

A.3.Reddedilen miktar üzerinden davalı lehine vekâlet ücreti ödenmesi gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.03.2007 tarih, 2007/8-2 Esas, 2007/63 Karar sayılı kararında da belirtildiği gibi haksız tutuklamadan kaynaklanan tazminat davalarında, tazminat miktarının davacı tarafça kesin bilinmesi mümkün olmadığından, davalı lehine avukatlık ücreti ödenebilmesi ancak davanın tamamen reddi halinde mümkün olduğundan davalı lehine vekâlet ücreti ödenmemesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

A.4.Hükmedilen tazminata faiz uygulanamayacağına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden;

Davacının dava dilekçesinde talep ettiği tazminat miktarına yasal faiz talebinde bulunduğu anlaşıldığından taleple bağlılık ilkesi gereği hükmedilen tazminata dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;

B.1.Maddi zararın davacının mesleği ile alakalı araştırma yapılarak verilmesi gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden;

5271 sayılı Kanun’un 141 inci maddesine göre ”suç soruşturması veya kovuşturması sırasında” uygulanan koruma tedbirlerine karşı devlet aleyhine tazminat davasının açılabileceği belirtilmiş olup, davacı vekili her ne kadar maddi tazminatın davacının ingilizce işletme bölümünden mezun olduğu, buna göre hesaplama yapılmasını talep etmiş ise de talep edilen zararın muhtemel zarar kapsamında olduğu, gözaltı ve tutukluluk dönemi için maddi zararını ücret bordrosu, vergi kaydı, gelir vergisi beyannamesi gibi itibar edilebilecek bir belgeyle ispatlayamayan davacıya tutuklu kaldığı dönemde 16 yaşından büyükler için geçerli net asgari ücret üzerinden hesaplanan miktarın maddi tazminat kapsamında davacıya ödenmesine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

B.2.Avukatlık ücretinin maddi tazminat olarak ödenmesi gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden;

Tazminat talebinin dayanağı olan soruşturma dosyasında davacının kendisini vekil ile temsil ettirdiği dikkate alınarak, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde ceza soruşturması evresinde takip edilen işler için belirlenen vekâlet ücreti olan 660,00 TL’nin maddi tazminat kapsamında davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırı bulunmuştur.

Hatır Taşıması İndirimi- Müterafik Kusur Yargıtay Kararları

HATIR TAŞIMACILIĞI VE MÜTERAFİK KUSUR İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

1-) Mahkeme tarafından %25 oranında müterafik kusur indirimi yapılması hakkaniyete aykırıdır. %20 oranında indirim yapılması gerekmektedir. 

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi     2014/13301 Esas – 2016/11634 Karar

Somut olayda; davacının, davalı … Sigorta’nın trafik sigortasını yaptığı araçta yolcu olduğu, bu davalının sigortaladığı araç sürücüsü ile davacının arkadaş olduğu ve davacının kendi istemi üzerine hatır için taşındığı kabul edilerek, tazminattan hatır taşıması sebebiyle indirim yapılmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamakla birlikte; mahkeme tarafından yapılan % 25 oranındaki indirim yüksek olup, Dairemizin yerleşik uygulamaları ile benimsenen % 20 oranında indirim yapılması gerekirken, somut olayla ve hakkaniyetle bağdaşmayan yüksek oranda indirim yapılması doğru görülmemiştir.” şeklindedir.

Yukarıda paylaşmış olduğumuz karar örneklerinden de anlaşılacağı üzere, Yargıtay’ın uygulaması %20 üzerinden indirim yapılmasının kabulü noktasındadır.

2-) Nişanlı olan kişiyi araca almak hatır taşıması sayılmaz. Bu taşıma ahlaki görevin ifası niteliğindedir. 

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi    2017/14700 Esas – 2016/11648 Karar

.“Hatır taşımaları, bir menfaat karşılığı olmadığı cihetle, bu gibi taşımalarda BK’nun 43. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Hatır taşımasından söz edebilmek için, ölenin karşılıksız taşınmış olması ve taşımanın taşınanın yararına olması gerekir. Bu bakımdan hatır taşıma ilişkisinin değerlendirilmesinde, taşımanın kimin çıkar ve yararına olduğunun saptanması önemlidir. Yarar ekonomik olabileceği gibi, ortak toplumsal değerleri de ilgilendirebilir. Ancak taşımada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin bir çıkarı veya yararının bulunması halinde hatır taşımasından söz edilemeyecektir.

Somut olayda mahkemece, taşımanın hatır için olduğu değerlendirilerek tazminattan % 20 oranında bir indirim yapılmış ise de, desteğin, nişanlısı olan davalı …’in sevk ve idaresindeki araçta bulunduğu sırada öldüğü göz önüne alındığında, ahlaki görevin ifası niteliğinde olan söz konusu taşımanın hatır taşıması olarak değerlendirilemeyeceği açıktır. Bu itibarla, ifade olunan hususlar dikkate alınarak, olayda hatır taşıması söz konusu olmadığından, 818 Sayılı BK’nun 43. maddesi gereğince tazminattan hatır taşıması sebebiyle indirim yapılmaması gerekirken, hatalı değerlendirmeyle, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli görülmemiştir.” denilmekle, ‘ahlaki görevin ifası’ kavramı baz alınarak nişanlı olunması durumunda da hatır taşımasından söz edilemeyeceğinden bahis olunmuştur.

3-) Yakın akrabalar arasında hatır taşımasından bahsedilmesi mümkün değildir. Bu nedenle hatır taşımacılığı indirimi yapılmaması gerekir. 

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi         2013/15913 Esas  ,  2015/3495 Karar

Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığı cihetle, bu gibi taşımalarda 818 sayılı BK’nın 43. maddesi (6098 sayılı TBK md. 51) uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Hakim tazminattan mutlaka indirme yapmak zorunda değilse de bunun dahi gerekçesini kararında tartışması ve nedenlerini göstermesi gerekir. Hatır taşıması tartışılırken tarafların yakınlığı da nazara alınması gereken ölçütlerdendir. Zira yakın akrabalar arasında hatır taşımasından bahsedilmesi mümkün değildir. Çünkü yakın akrabalar arasında taşımanın menfaat karşılığı yapılması söz konusu değildir. Hatır taşımasının kıstaslarından biri olan “menfaat karşılığı olmama” koşulu mevcut olmadığından yakın akrabalar arasında hatır taşıması indirimi yapılamaz.

Somut olayda; kazaya karışan araç sürücüsü müteveffanın ablasının eşi olup mahkemece müteveffanın hatır için taşındığı gerekçesiyle hesaplanan destek tazminatından indirim yapılmıştır. Bu durumda mahkemece hatır taşıması nedeniyle tazminattan indirim yapılmadan sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

4-) Araç sürücüsünün arkadaşını bir yerden bir yere götürmesi hatır taşımasıdır. Bu nedenle hatır taşımacılığı indirimi yapılması gerekir. 

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi         2015/14806 Esas – 2018/8715 Karar.

2918 sayılı KTK’nun 87/1. maddesinde “Yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir” düzenlemesine yer verilmiş; aracın hatır için verildiği ya da hatır için taşıma yapılan durumda oluşacak zararlarla ilgili değerlendirmenin genel hükümlere tabi olduğu belirtilmiştir. Anılan kanun hükmünün atıf yaptığı genel hükümler, Türk Borçlar Kanunu’nun sorumluluğa ilişkin hükümleri olup, böylesi durumda 818 sayılı BK’nun 43. (6098 sayılı TBK’nun 51.) maddesi uygulama alanı bulacaktır.

Bu durum karşısında mahkemece; davacılar desteğinin, bir kısım davalılar murisi … sürücülüğünü yaptığı araçta yolcu olduğunun tarafların kabulünde olduğu; yolcu olunan aracın, ticari amaçla işletilen bir araç olmayıp hususi araç olduğu; davalılar tanığı …. “davacılar murisi Ali ile davalılar murisi Tahsin’in aynı kasabalı oldukları, olay günü Tahsin’in kahvede oturduğu sırada yanına Ali’nin geldiği, bir süre oturduktan sonra araca binip gittikleri, daha sonra kaza yaptıklarını duyduğu” şeklindeki anlatımlarından, destek ile sürücü Tahsin’in arkadaş olduklarının anlaşıldığı hususları dikkate alınmak suretiyle, desteğin sürücü Tahsin idaresindeki araçta hatır için taşındığının kabulü ile 818 sayılı BK’nun 43. maddesi (6098 sayılı TBK md. 51.) gereği tazminattan, hakkaniyete uygun bir indirim (Dairemiz yerleşik uygulamalarına göre indirim oranı % 20) yapılması gerekirken, eksik inceleme ve hatalı gerekçeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

4-) Şoförün alkollü olduğunu bilerek araca binip yaralanan kişi, gördüğü zarardan dolayı tazminatta % 20 müterafik kusur indirimi yapılması gerekir. 

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi    2016/4100 Esas – 2016/5898 Karar

Karar: “Dosya kapsamı itibariyle kazada ölen davacılar murisi yolcu M.Ş’ın araç sürücüsünün alkollü olduğunu bilerek araca binmiş olduğu anlaşılmakta olup,…%20 oranında müterafik kusur sebebi ile indirim yapılarak sonucuna göre karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.”

Emniyet Kemeri Takmaması Nedeniyle Zararın Artmasında Katkıda Bulunduğu İçin

5-) Kişinin emniyet kemeri takmaması nedeniyle zararın artmasında katkısının bulunduğu gözetilerek % 20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerekmektedir. 

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi    2022/1434 Esas – 2023/8272 Karar

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, davacının araçta yolcu olması ve kazaya etken davranışı olmaması nedeni ile hesaplamanın %100 kusur oranı üzerinden yapılmış olmasına, maluliyet raporunun kaza tarihinde geçerli yönetmelik olan Erişkinler için Engellik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre tanzim edilmiş olmasına, hesap raporunun usul ve yasaya uygun olmasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. 6098 sayılı … Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52 nci maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78 inci ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150 nci maddesi uyarınca emniyet kemeri takılması zorunluluğu bulunan araçlardan biri de otomobildir.

Somut olayda; davalıya sigortalı araçta yolcu konumunda bulunan davacının trafik kazası sonucu yaralandığı ve emniyet kemeri takmadığı hususu, kazaya ilişkin soruşturma evrakı içerisindeki ifade tutanakları ile sabittir. Zira kolluk ifade tutanaklarında kazaya tanık olan … Başer tarafından verilen beyanda, davacının yolcu olarak bulunduğu aracın takla attığı ve araç içinde sürücü hariç diğer yolcuların etrafa dağıldığı beyan edilmekle davacının araçtan fırladığı anlaşılmaktadır. Buna göre; davacının emniyet kemeri takmaması nedeniyle zararın artmasında katkısının bulunduğu gözetilerek TBK’nın 52 nci maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

6-) Ehliyetsiz kişinin aracına bilerek binmek ve motosiklete kasksız olarak binmek, zararın doğmasına veya artmasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle müterafik kusur indirimi yapılması gerekir. 

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/18352 Esas – 2022/15422 Karar

Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesine (818 sayılı BK 44) göre zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hakim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.

Davalı taraf, davacı yolcunun kask ve koruyucu tertibat takmadan yolculuk yapması nedeniyle müterafik kusurlu olduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık Hakem Heyetince, indirim uygulanmamış; İtiraz Hakem Heyetince de somut veri bulunmadığı, aralarında husumet bulunan karşı sürücünün tek taraflı beyanına itibar edilemeyeceği gerekçesi ile davalı tarafın müterafik kusur indirilmesine yönelik itirazları reddedilmiştir.

Somut olayda, davacının yaralanmasının kafa bölgesinden olduğu, kaza tespit tutanağında kask taktığının belli olmadığı, davacının yolculuk yaptığı motorsiklet sürücüsünün A2 sınıfı ehliyetinin bulunmadığına dair beyanı, davacı yolcu ile araç sürücüsünün akraba oldukları birlikte değerlendirildiğinde, ehliyetsiz kişinin aracına bilerek binmek ve motosiklete kasksız olarak binmek, zararın doğmasına veya artmasına sebebiyet vermektedir.

Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi (818 sayılı BK 44) gereğince davacı yolcunun müterafik kusuru nedeniyle tazminattan %20 oranında indirim yapılması(davalı lehine usulü kazanılmış haklara dikkat edilerek) gerekirken indirim yapılmaksızın karar verilmiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

Parada Sahtecilik Yargıtay Kararları

1-) Parada sahtecilik suçunun işlenmesi halinde hem hapis cezası hem de adli para cezası verilmelidir. 

T.C. Yargıtay 8.Ceza Dairesi 2021-2007 Esas 2023-7919 Karar 25.10.2023 Tarih 

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Sanıklar hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13.07.2015 tarihli iddianamesiyle parada sahtecilik suçundan cezalandırılmaları istemiyle dava açılmıştır.

2. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.02.2016 tarihli kararı ile sanıklar hakkında parada sahtecilik suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanıkların temyiz istekleri somut bir nedene dayanmamaktadır.

III. OLAY VE OLGULAR

Olay, sanıkların aynı gece mağdur …’un çalıştığı benzin istasyonundan 20,00 TL’lik yakıt alıp sahte 100,00 TL para verdikleri akabinde mağdur …’a ait iş yerinden 20,00 TL’lik tatlı alıp karşılığında aynı seri numaralı sahte 100,00 TL verdiklerine ve ihbar üzerine birlikte yakalandıklarına ilişkindir.

IV. GEREKÇE

1.Piyasaya sahte para sürme suçunun süreklilik arz eden bir suç olup teselsülü bünyesinde barındırdığı, aynı gün içerisinde arada fiili ve hukuki kesinti olmaksızın yaklaşık 1.5 saat ara ile değişik kişilere sahte para verilerek piyasaya sürülmesi suçun temadi unsurunu oluşturduğu ve tek bir suça vücut verdiği gözetilmeden, suçun zincirleme olarak işlendiğinden bahisle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43 üncü maddesi uyarınca artırım yapılmak suretiyle fazla ceza tayini,

2.5237 sayılı Kanun’un 197 nci maddesinin birinci fıkrasında hapis cezasının yanında adli para cezasının da öngörülmesine karşın, adli para cezasına hükmedilmemesi,

3.Suça konu sahte paraların müsaderesine karar verilirken uygulama maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 232 nci maddesinin altıncı fıkrasına aykırı davranılması,

Hukuka aykırı bulunmuştur.

2-) Eylemin farklı tarihlerde başka kişilere yapılmasına karşın bu eylemin fiili ve hukuki kesinti olmaksızın devam etmesi nedeniyle sanığın tek suç işlediği kabul edilmeli, zincirleme suç hükümleri uygulanmamalıdır. 

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2020-15127 Esas 2023-7602 Karar 18.10.2023 Tarih

Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin ; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2015 tarihli iddianamesiyle sanıklar … ve … hakkında ; 02.11.2015 tarihli ve 04.12.2015 tarihli iddianameleri ile sanık … hakkında parada sahtecilik suçundan cezalandırılmaları istemiyle dava açılmıştır.

2. Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.11.2015 ve 11.12.2015 tarihli kararları ile dosyaların aynı mahkemenin 2015/410 E. Sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

Bakırköy 5.Ağır Ceza Mahkemesinin 29.12.2015 tarihli kararı ile;

A. Sanık …’in atılı suçtan 2 yıl 6 ay hapis ve 2000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ;

B. Sanık …’nın atılı suçtan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 2500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

A. Cumhuriyet savcısının temyiz isteği sanık …’in katılan …’e yönelik eylemde yardım eden sıfatı ile sorumlu tutulması gerektiğine,

B. Sanık … müdafinin temyiz isteği, suçun unsurlarının oluşmadığına ve sanığın yardım eden sıfatı ile suça iştirakinin kabulü ile hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 39/2 .maddesinin uygulanması gerektiğine ,

C. Sanık … müdafinin temyiz isteği, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna , lişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Olay, sanık …’ın 16.07.2015 tarihinde bir banka ATM ‘si önünde işlem yapmakta olan katılan … ‘ye sahte 200 TL verip parayı bozdurduğuna, 31.08.2015 günü aynı şekilde katılan …’a sahte 200 TL vererek parayı bozdurduğuna ve 03.09.2015 günü yine aynı yöntemle katılan …’e sahte 200 TL verip parayı bozdurduğuna ve aynı gün sanık …’un yönetimindeki araç içerisinde yakalandıklarında ; sanık …’un üzerinden 2 adet ; sanık …’ın üzerinden 4 adet sahte 200 TL paranın ele geçirildiğine ilişkindir.

IV. GEREKÇE

A. Sanık … yönünden;

Sanığın diğer sanık …’ın katılan …’ten sahte parayı bozdurduğu sırada yönetimindeki araç ile onu beklediği , ihbar üzerine yakalandığında üzerinden 2 adet sahte 200 TL’nin ele geçirildiği olayda, suça doğrudan katılan sanığın atılı suçu işlediği anlaşılmakla yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve Kanun’a uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 39/2 .maddesinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Mahkemenin kabul ve uygulaması hukuka uygun bulunmuştur.

B. Sanık … yönünden:

Parada sahtecilik suçunun kesintisiz suçlardan olması ve iddianamenin düzenlenmesi ile hukuki kesintinin yada suç işleme kararının yenilendiği kabul edilen yakalanma, tutuklanma gibi hallerde fiili kesintinin oluştuğu cihetle, sanığın 16.07.2015 – 31.08.2015 tarihli eylemlerini müteakip 03.09.2015 tarihli eylemi neticesinde kolluk tarafından yakalanması ile sona eren temadinin fiili veya hukuki kesinti olmaksızın devam ettiğinin anlaşılması karşısında, sanığın tek suç oluşturan eylemi nedeniyle suçun işleniş şekli, mağdur sayısı ve ele geçen sahte para adedi ve değeri de dikkate alınarak temel cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, uygulama olanağı bulunmayan zincirleme suç hükümlerinin tatbiki suretiyle hüküm tesisi hukuka aykırı bulunmuştur.

3-) Parada sahtecilik suçunu işleyen kişilere ait aracn kolluk amirinin yazılı emri üzerine aranması ve sahte paraların ele geçirilmesi üzerine Etkin Pişmanlık hükümleri oluşmamıştır. 

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021-2866 Esas 2023-8198 Karar 31.10.2023 Tarih

Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 14.12.2015 tarihli iddianamesi ile sanıklar hakkında parada sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 197 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava açılmıştır.

2. Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.03.2016 tarihli kararı ile sanıklar hakkında parada sahtecilik suçundan 5237 sayılı Kanun’un 197 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanıklar müdafiinin temyiz isteği;

1. Sanıkların suç kastının bulunmadığına, eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna,

2. Mağdurun zararının giderildiğine, lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

1. Dava konusu olay, sanıkların yüklü miktarda sahte para muhafaza ettikleri ve sahte paraları tedavüle koydukları iddiasına ilişkindir.

2. Mağdurun, Seydikemer – Muğla yol kenarında mısır tezgahına gelip 07 *** ** plakalı araçta bulunan şahısların aldıkları mısır karşılığında kendisine verilen 50,00 TL paranın sahte olduğunu daha sonra anladığını belirterek müracaatta bulunduğu belirlenmiştir.

3. 08.12.2015 tarihli olay yakalama ve el koyma tutanağı ile sanıkların üst aramalarında, kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan araç araması üzerine sanık …’un ve bahse konu aracın torpido gözünde bulunan siyah renkli gözlük kutusu, sağ ön üst döşeme altı ile ön camın üst kısmında birleştiği kısım, şoför mahallinin olduğu yerin üst cam ile döşeme kısmının birleştiği yerde çeşitli değerde ve sayıda sahte paralar ele geçirildiği belirlenmiştir.

4. Türkiye Cumhuriyeti … Bankası Antalya Şubesinin 09.12.2015 tarihli Sahte Banknot / Efektif / Değerli Kağıt İnceleme ve Değerlendirme raporları ile 38 adet 100,00 TL, 12 adet 50,00 TL, 34 adet 20,00 TL’lik farklı seri numaralı ve 2 adet de seri numarası olmayan 50,00 TL’lik banknotların sahte olduğu, aldatma kabiliyetinin olduğu, yapılışındaki özen ve ustalık derecesi nedeniyle sahte olduğunun ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamayacağı, para destesi veya paketi içinde yer alması durumunda sahte olduğunun ilk bakışta herkes tarafından kolaylıkla anlaşılmasının mümkün olmadığı, uzmanlarca veya veznedarlar gibi para işinin bir parçası olan insanlarca sahte olduğunun anlaşılacağı belirlenmiştir.

IV. GEREKÇE

A. Lehe Hükümlerin Uygulanmamasına Yönelik;

1. Sanıklara tayin olunan cezanın miktarı ve adli sicil kayıtlarında aynı suçtan kayıtlarının bulunduğu gözetildiğinde, 5237 sayılı Kanun’un 50 nci, 51 inci ve 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddelerinde düzenlenen lehe hükümlerin uygulanmamasına ilişkin temyiz sebebi reddedilmiştir.

2. 5237 sayılı Kanun’un parada sahtecilik suçuna ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini içeren 201 inci maddesi;

\”(1) Sahte olarak para veya kıymetli damga üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya kabul eden kişi, bu para veya kıymetli damgaları tedavüle koymadan ve resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.\”

(2) Sahte para veya kıymetli damga üretiminde kullanılan alet ve malzemeyi izinsiz olarak üreten, ülkeye sokan, satan, devreden, satın alan, kabul eden veya muhafaza eden kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve bu malzemenin üretildiği veya saklandığı yerleri ilgili makama haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını ve bu malzemenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.\”

Şeklinde düzenlenmiştir. Dava konusu olayda, ilgili Kanun maddesinde belirtilen söz konusu koşulların gerçekleşmediğinin anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasında hukuka aykırılık görülmemiştir.

B. Diğer Yönlerden;

1. Mağdur beyanı, olay yakalama ve el koyma tutanağı, … Bankası raporları ve dava dosyası kapsamındaki tüm deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, parada sahtecilik suçundan kayıtları bulunan sanıkların yine fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek sahte para muhafaza ettikleri ve bu paraları tedavüle koyduklarının anlaşılması karşısında, sanıklar hakkında kurulan hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından iştirak halinde gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.

3. Sanıklar hakkında kurulan hükümlerde, suça konu sahte paraların, 5237 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca müsaderesine karar verilmeden ve 5320 sayılı Kanun’un 17 ve Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 16 ncı maddeleri uyarınca Türkiye Cumhuriyeti … Bankasına gönderilmesi gerektiğinin gözetilmemesi dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir.

PARADA SAHTECİLİK BERAAT KARARI

1-) Sanığın üzerinde başkaca sahte para ele geçirilmemesi, adli sicil kaydında parada sahtecilik suçundan kaydının bulunmaması, gelir düzeyinin yüksek olması nedeniyle parada sahtecilik suçundan beraatine karar verilmesi gerekir. 

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021-2321 Esas 2023-8964 Karar 22.11.2023 Tarih

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. HUKUKİ SÜREÇ

1.Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 01.12.2015 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında parada sahtecilik suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.

2.Antalya 5.Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.03.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında parada sahtecilik suçundan, beraat kararı verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; sanık hakkında beraat yerine mahkumiyet kararı verilmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Olay, mağdurun iş yerinde 5.310,00 TL değerinde iddia oyunu oynayan sanığın karşılığında mağdura 1800 Amerikan Doları verdiği, mağdurun üç gün sonra parayı yatırmak üzere bankaya gittiğinde 1800 Dolar içerisinde bulunan 5 adet 100 Amerikan Dolarının sahte olduğunu öğrendiğine ilişkindir.

IV. GEREKÇE

1.Sanığın mağdura ait işyerinde verdiği bir kısım paralar sahte çıkmış ise de; kendisinden başkaca sahte para ele geçirilmemesi, adli sicil kaydında parada sahtecilik suçundan kaydının bulunmaması aşamalarda gelir düzeyinin yüksek olduğunu, daha önceden sıkça alışveriş yaptığı mağdurun iş yerinde 1800 Dolarlık iddia oynadığını ancak verdiği paraların sahte olmadığına dair savunması ve sahte parayı herhangi bir yerde tedavüle sürebilecek iken yerine kendisini tanıyıp bilen mağdura ait iş yerinde bu paraları vermiş olmasının hayatın olağan akışına da aykırı olacağının anlaşılması karşısında; atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına her türlü şüpheden uzak yeter delil bulunmadığından, bu gerekçe ile hakkında verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunmuş, Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.

2.Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

3.Sanık hakkında kurulan hükümde, suça konu sahte paranın 5237 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca müsaderesine karar verildikten sonra 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 17 nci maddesi ve Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 16 ncı maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere T.C. … Bankasına gönderilmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir.

2-) Sanığın mağdura verdiği 195 TL arasından sadece 100 TL nin sahte çıkması, sanığın üzerinde ve aracında başka sahte paraya rastlamaması ve mağdurun zararını gidermesi, sanığın suçu kasıtlı olarak işlediğine daire şüpheden uzak kesin somut bir delil olmaması nedeniyle beraatına karar verilmelidir. 

Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021-4963 Esas 2023-8969 Karar 22.11.2023 Tarih

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığının 03.07.2014 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında parada sahtecilik suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.

2. Kırklareli 1.Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.04.2015 tarihli kararı ile sanık hakkında parada sahtecilik suçundan, beraat kararı verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; sanık hakkında mahkûmiyet yerine beraat kararı verilmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Olay, sanığın mağdurun dükkanında yaptığı alışveriş karşılığında 1 adet sahte 100,00 TL verdiğine ilişkindir.

IV. GEREKÇE

1. Bulgar vatandaşı olan sanığın mağdura ait dükkandan alışveriş yaparak 1 adet 100,00 TL, 1 adet 50,00 TL, 2 adet 20,00 TL ve 1 adet 5,00 TL olmak üzere toplam 195,00 TL parayı verip dükkandan ayrıldığı, mağdurun daha sonra sanığın kendisine verdiği 1 adet 100,00 TL’lik banknotun sahte olduğunu fark edip durumu polis merkezine bildirdiği, aynı gün yakalanan sanığın üzerinde ve aracında yapılan aramada başkaca sahte paranın ele geçmediği ve mağdurdan özür dileyerek zararını karşıladığı olayda; aşamalarda suça konu paranın sahte olduğunu bilmediğine dair savunmasının aksine sahte parayı bilerek tedavüle sürdüğüne dair her türlü kuşkudan uzak somut ve kesin delil elde edilemediği anlaşılmış ve Mahkemece sanığın bu gerekçe ile beraatine dair hüküm hukuka uygun bulunarak Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.

2.Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

İştirak Nafaka Artırımı Yargıtay Kararları

İŞTİRAK NAFAKASI ARTIRIMI İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

Soru: Yoksulluk Nafakasında Faiz Ne zaman İşlemeye Başlar?

Cevap: Takdir olunan yoksulluk nafakasına kararın kesinleşme tarihinden itibaren faiz hükmetmek gerekirken, dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

Ayrıntılar ve kararın tamamına aşağıdan ulaşabilirsiniz.

T.C. Yargıtay 3. HUKUK DAİRESİ Esas : 2015/16624 Karar : 2016/178 Karar Tarihi :18.01.2016

Dosya kapsamından; tarafların 31.03.2011 tarihinde boşandıkları, boşanma kararı ile birlikte davacı lehine 300 TL yoksulluk nafakasına karar verildiği, bu davanın açıldığı tarih itibariyle aradan yaklaşık üç yıllık süre geçtiği, davacının kaymakamlığa ait unlu mamuller büfesini işlettiği, aylık 200 TL geliri bulunduğu, üzerine kayıtlı bir adet fındık bahçesinin olduğu,2002 model Renault marka aracının olduğu, davalının ise emekli olup aylık 1.311.56 TL maaşının olduğu, bir adet aracının bulunduğu anlaşılmaktadır.

Somut olayda; tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında boşanma davasından sonra olağanüstü bir değişiklik olduğu iddia ve ispat edilmemiştir.

O halde; yoksulluk nafakasının niteliği ve takdir edildiği tarih gözetilerek, nafakanın ..’in yayınladığı .. oranında artırılması suretiyle dengenin yeniden sağlanması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yüksek nafaka takdiri doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Kabul şekline göre; nafaka alacağı hükümle miktar olarak belirlenen ve muacceliyet kazanan bir alacaktır. Bu husus gözetilmeden takdir olunan yoksulluk nafakasına kararın kesinleşme tarihinden itibaren faiz hükmetmek gerekirken, dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

2-) Davacı çocuk adına dava açılması için, veli sıfatıyla annesinin, TMK’nın 462/8. maddesine göre vesayet makamından izin alması gerekli değildir. 

T.C. Yargıtay HG.HUKUK GENEL KURULU Esas:2017-441 Karar:2019-1137 Karar Tarihi:05.11.2019

Davacı vekili; müvekkili ile davalının Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/801 E., 1989/173 K. sayılı ilamı ile boşandığını, müşterek çocuk…’nın velayetinin müvekkiline verilerek müşterek çocuk için iştirak nafakasına hükmolunduğunu, çocuğun özürlü olması nedeniyle İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1994/1523 E, 1994/1410 K. sayılı ilamı ile kısıtlanarak annesinin kendisine vasi olarak atandığını, çocuk için birçok kez nafaka artırım davası açıldığını, en son Mersin 3. Aile Mahkemesinin 2005/1219 E., 2006/708 K. sayılı ilamı ile müşterek çocuğa ödenmekte olan iştirak nafakasının aylık 250,00TL’ye yükseltilmesine karar verildiğini, müşterek çocuğun bakım ve gözetime muhtaç durumda olduğunu, özel eğitim aldığını, masraflarının, zorunlu ihtiyaçlarının ve sosyal giderlerinin arttığını, nafaka miktarının çok az olduğunu, müvekkilinin de yeterince destek olmasına rağmen müşterek çocuğun giderlerini karşılamakta yetersiz kaldığını ileri sürerek 250,00TL olan iştirak nafakasının dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık 1.000,00TL’ye yükseltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; müvekkilinin iş yerini 22 Mart 2011 tarihinde kapattığını, davanın açıldığı tarihte ve hâlen avukatlık yapmadığını, emekli olduğunu, yalnızca 2.000,00TL emekli maaşının bulunduğunu, maaş üzerinde de nafakadan dolayı yaklaşık 700,00TL civarında haciz bulunduğunu, evli olup bir oğlunun bulunduğunu, istenen miktarın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile, kısıtlanarak davacı annenin velayeti altında bırakılan tarafların müşterek çocukları 1976 doğumlu… için Mersin 3. Aile Mahkemesinin 2005/1219 E., 2006/708 K. sayılı ilamı ile hükmolunan aylık 250,00TL iştirak nafakasının dava tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde aylık 500.00TL’ye yükseltilmesine, belirlenen miktarda iştirak nafakasının davalıdan alınarak müşterek çocuğa harcanmak üzere davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece; davacı … akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 419/son maddesi gereğince vesayet altına alınmadığı, annesinin velayeti altında bırakıldığı, bu durumda velayet hükümlerinin uygulanması gerektiği hususunun tartışmasız olduğu, davacı çocuk adına dava açılması için, veli sıfatıyla annesinin, TMK’nın 462/8. maddesine göre vesayet makamından izin alınmasının gerekli olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davacı annenin velayeten atandığı kısıtlı çocuğu yararına iştirak nafakasının artırımı davası açabilmesi için (TMK’nın 462/8. maddesi uyarınca) vesayet makamından izin almasına gerek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden tarafların müşterek çocukları olan 1976 doğumlu…’nın İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.09.1994 tarihli ve 1994/1523 E., 1994/1410 K. ilamı ile kısıtlandığı ve annesi …’ın velayeti altında bırakıldığı, işbu nafakanın artırımına ilişkin davanın ise anne … tarafından Mebruke’ye velayeten (veli sıfatıyla) açıldığı görülmüştür.

4721 sayılı TMK’nın 419. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “Kısıtlanan ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velayet altında bırakılır.” hükmü gereğince kısıtlanan ergin çocuklara anne ve babasının vasi tayin edilmesi hâlinde vesayet değil velayet hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Bu nedenle yerel mahkemenin dava açılması için vesayet makamından izin alınmasına gerek olmadığı yönündeki direnme gerekçesi usul ve yasaya uygun olup yerindedir.

Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre işin esasına ilişkin olarak davalı vekilinin temyiz itirazları incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup davalı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 3. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.11.2019 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Estetik Ameliyat Yargıtay Kararları

Meme Estetiği Hatası İle İlgili Yargıtay Kararı

Davacı vekili, müvekkili ile davalı doktor arasında 01.02.2013 tarihinde göğüs estetiği (göğüs büyütme) ameliyatı konusunda yapılan görüşme sonucu estetik müdahaleye karar verildiğini, bu aşamada hiçbir ölçüm yapmadan fotoğraf çekimi yapılmadan ve ayrıntılar sorulmadan sadece 300 cc yuvarlak silikon kullanılacağı ve bunun da 85 bedene tekabül edeceği bununla sorunun giderileceği, bedelinin de 5.000,00 TL olduğunu açıklayıp, bunların yanında vücudundan yağ alınarak göz kapağını ve alnını doldurup, bunun ileri yaşlarda kendisini daha iyi hissetmesine yol açacağını, bu işler için de 2.500,00 TL olmak üzere toplam 7.500,00 TL’ye anlaştıklarını, 2.000,00 TL kaparo istediğini, yapılan anlaşma ile 08.02.2013 tarihinde yapılan ameliyat sonrasında sol göğsünde aşırı bir şişlik ve göğüs uçlarında sarkma, aşağı doğru eğilim, aynı zamanda yüzüne yapılan dolgu ve aşırı şişlik nedeniyle de yüzünün tanınmaz hale geldiğini, davalı doktorun yapılan görüşmede müvekkiline 300 cc olması gerekirken 260 cc uyguladığını söylediğini, göğüs şekillerinin simetrik olmadığını, uçlarının aşağı sarktığını, sol göğsün aşırı şiş olması nedeniyle tekrar ameliyat gerektiğini, 2. ameliyatın 11 gün sonra yapıldığını, sonuçlarının ilk ameliyata göre daha vahim sonuçlar doğurduğunu, göğüsleri arasında 4-5 parmak boşluk kaldığını, koltuk altına yeni kesiler açtığını, bu kesilerin yanlış yerden açılması nedeniyle silikonların koltuk altına denk geldiğini ve yana dönüp uyumasının mümkün olmadığını, davalının bu ayıplı eylemi nedeniyle müvekkilinin en az 2 kez daha ameliyat olması ve bu ameliyatlar için 6’şar ay beklemesi gerektiğini, bu yapılacak ameliyatların davalının yanlış kesileri nedeniyle çözüm olamayacağının bilindiğini, ödeme gücü de bulunmadığını, yapılması gerekecek yeni ameliyat ve masraflarının maddi tazminat talepleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, yine davalı ile botoks uygulaması yönünde herhangi bir anlaşma bulunmamasına rağmen davalının vermiş olduğu faturalardan her iki ameliyatta da botoks uyguladığının anlaşıldığını, bu nedenlerle fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiş, 08.01.2014 tarihli dilekçesiyle de, maddi tazminat istemini 4.500,00 TL ameliyat ve hastane masrafları, 500,00 TL’de çalışılamayan süre nedeniyle gelir kaybı olduğunu açıklamıştır.

Davalı vekili ise, gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerin tamamının davacının bilgisi ve onamı dahilinde gerçekleştirildiğini, her iki müdahalenin de olumlu ve olumsuz yönlerinin tamamının anlatıldığını, davacının talep ettiği gibi 260 cc ölçüsündeki silikon protezlerin göğsüne yerleştirildiğini, ameliyatın son derece başarılı geçtiğini, daha sonra göğüslerine 300 cc ölçüsündeki silikon protez katılmasının talep ettiğini, ilk tıbbi müdahalenin başarılı sonuç vermesine rağmen bu talebi üzerine ayrıntılı onam formu aldığını ve bu operasyonun da kendi istemi ile gerçekleştirildiğini, bu ameliyat sonrasında da psikolojisini rahatlatamadığını, kalitesiz silikon kullanmadığını, dünyaca bilinen “Allergan” marka protez kullanıldığını, göğüs uçlarıyla ilgili herhangi bir müdahalesinin bulunmadığını, iki meme arasındaki genişlik ameliyat öncesindeki gibi olduğunu, maksimum 0,5-1 cm arasında değişikliğe uğradığını, silikon protezin kas altında cep hazırlanırken kasın göğüs kemiğine (sternum) liflerin fazla zorlanamayacağını, davacı tarafın iddialarının tıp literatürü ile bağdaşmadığını, müvekkilinin kusursuz olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu’nun vermiş olduğu 05.11.2014 tarihli raporuyla yapılan muayeneye göre her iki meme altında yaklaşık 5 cm’lik yara nedbe izlerinin meme büyütme yara insizasyonlarına bağlı olduğunun anlaşıldığı, her iki meme arasındaki hafif asimetrinin meme büyütme operasyonu sonrası beklenen bir komplikasyonu olduğu ve her iki memede yana kaymanın da protezin yer değiştirmesine bağlı her türlü özene rağmen oluşabilen, herhangi bir tıbbi ihmâl ve kusura izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, söz konusu durumun sekonder müdahalelerle düzeltilebileceği cihetle davalı hekime atfı kabil bir kusur tespit edilemediğinin bildirildiği, bu rapora itiraz üzerine alınan öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kurulun 09.10.2015 tarihli raporunda da aynı görüşle hekimin kusurlu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkemece hükme esas alınan raporların dosya kapsamı ile bağdaştığı söylenemez. Şöyle ki, taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK’nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı, göğüslerinin büyütülmesi ve göz kapağı için estetik gayeyle davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanmasının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır.

Diğer yandan yüklenicinin borçları TBK’nın 471. maddesinde düzenlenmiş olup, (1) Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. (2) Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Denilmiş olup, Yüklenici olan hekimin de bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır.

Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin) sorumluluğundadır.

Diğer yandan, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin “Meslek Kurallarına Uyma” başlıklı 4. maddesinde, “araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standartın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis yada tedavi aşamasında yada müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık yada yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. Öte yandan ayrıca 5. maddede, aydınlatılmış rıza alınması zorunluluğu açık bir şekilde düzenlenmiştir.

Öte yandan, davacıya uygulanan işlem tıbbi müdahale olduğu için ve hastane ortamında yapılması nedeniyle yürürlükteki mevzuata göre de hastane kayıtlarının tam olarak tutulması zorunluluğu bulunmakta, hekimin hastadan onamını alma yükümlüğü de bulunmaktadır. Nitekim, 1279 sayılı Yasa’nın 70. maddesi uyarınca ağır tıbbi müdahalelerde hastanın rızasının alınması zorunluluğu da bulunmaktadır. Ayrıca Hususi Hastaneler kanunu uyarınca çıkartılan Hasta Hakları Yönetmeliği’nde de hastane kayıtlarının tam olarak tutulmasına ilişkin 7. ve 16. maddelerinde düzenlemeler bulunmakta olup, hastaya ait kayıtların da noksansız olarak tutulması zorunludur.

Mahkemece alınan Adli Tıp Raporunda, sonuç kısmında, ilk ameliyatta takılan 260 cc’lik meme protezi ve göbekten yağ alınarak göz kapaklarına enjeksiyon uygulamaları yapıldığı, işlem sonrasında yüzünün ve gözünün çok şiştiği operasyondan sonra kişinin göğüs büyüklüğünü yeterli bulmaması üzerine tekrar göğüs ölçülerini büyütmek istediği, ilgili hekimin bu işlem için erken olduğunu söylemesine rağmen kişinin tüm komplikasyonları ilgili hekimden dinleyerek ameliyatın yapılmasını istediği yazılı onam olarak belirtildiği, her iki göğsüne 300 cc’lik allergan jel protezin takıldığı, kişinin her iki göğüs araladığının geniş olmasından, yan yatamadığından şikayetçi olduğunu ifade ettiği, kişinin muayenesine her iki meme altında yaklaşık 5 cm’lik yara nedbe izlerinin meme büyütme yara inzisyonlarına bağlı olduğunun anlaşıldığı, her iki meme arasındaki hafif asimetrinin meme büyütme operasyonu sonrası beklenen bir komplikasyonu olduğu ve her iki memede yana kaymanın da protezin yer değiştirmesine bağlı her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir ihmal ve kusur izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, söz konusu durumun sekonder müdahalelerle düzeltilebileceğinden bahisle kusur bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.

Somut olay değerlendirildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle iş sahibi yararına sonuç vermediği gibi, 1. operasyon öncesi onamda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği ve kayıtların tam olarak tutulmadığı, eser sözleşmesi niteliği gereğince yüklenicinin edimini tam olarak yerine getirdiğinden söz edilemeyeceği ve kusurlu bulunduğu, komplikasyon konusunda aydınlatılmanın yetersiz olduğu gibi, komplikasyon yönetiminin de yeterli olmadığı dosya kapsamı ile anlaşıldığından, Adli Tıp Kurumu’nun yeterli gerekçe içermeyen raporuna dayanılması ve bu raporun tekrarı mahiyetindeki 2. rapor da gözetilerek karar verilmesi hatalı olmuştur.

Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, davalı hekimin kusurlu olduğu gözetilerek davacının istek kalemleri değerlendirilerek eserin kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olmamakla birlikte adli tıp raporunda belirtilen müdahalelerin neler olduğu ve tür ameliyatlarla ve ne miktarda giderilebileceği konusunda rapor alınıp, davacının gelir kaybı ve manevi tazminatla ilgili istek kalemleri de değerlendirilip, hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir.

Karar bu nedenlerle bozulmalıdır.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMAMSINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 03.07.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kira Depozito İadesi Yargıtay Kararı

Kira Depozito İadesi Yargıtay Kararları

1-) Mahkemece ihtarnameler ve tebliğ evrakları getirtilip, taraf delilleri toplanarak mahallinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle keşif yapılarak, davalının hasar yönünden sunduğu delillerin toplanması ve kira sözleşmesi gereğince taşınmazın tam ve eksiksiz teslimi halinde depozitonun iade edileceği kararlaştırılmış olduğundan inceleme yapılarak sonucuna göre varsa hasar bedeli tespit edilip davacının depozito alacağından mahsubu ile kalan alacak yönünden karar verilmesi gerekir. 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/5375 E. , 2019/1243 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, dava dilekçesinde özetle; 01/08/2004 tarihli kira sözleşmesi ile kiraladığı taşınmazı tahliye ettiğini, anahtar tesliminin de noter marifetiyle yapıldığını, davalılara kira başlangıcında 2800 USD depozito bedeli ödendiğini, kiralananın tam ve eksiksiz olarak teslim edilmesine rağmen depozito bedelinin iade edilmemesi üzerine davalılar aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalıların takibe itiraz ettiğini, mecurun tam ve eksiksiz teslim edildiğinin ve faydalı tamiratların yapıldığının yargılama ile ispat edileceğini belirterek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın davacıya işyeri olarak kiraya verildiğini, davacının gönderdiği ihtarname ile kira sözleşmesini yenilemeyeceğini bildirdiğini ve 2800 USD’nin iadesini talep ettiğini, davacıya ihtarname ile kiraya konu taşınmazın eksikliklerinin ve hasarlarının giderilmesi ile eksik yatan kira bedellerinin de tamamlanması durumunda depozitonun tamamının iade edileceğinin bildirildiğini, eksik kira bedelleri için davacı aleyhine takip başlatıldığını, davacının kısmi ödeme yaparak bir kısım alacağa itiraz ettiğini, taşınmaz hasarının depozitodan dahi yüksek olduğunu belirterek davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davalının ayrı bir dava ile hasar ve hor kullanım tespit edilip kesinleşmedikçe depozito bedeline ilişkin olarak icrada alacak talebinde bulunup takas mahsup iddiasını öne süremeyeceği, davada öyle bir tespit olmadığı, takas mahsup yapılması için kesinleşmiş iki alacağın olması gerektiği ve bunu icra mahkemelerinin yapacağı, davada kesinleşmiş iki alacak olmayıp davacının kiralama sırasında kiralayana verdiği 2.800 USD’nin ihtilafsız olduğu ve bu durumda verilen depozitonun kiracıya iade edilmesi gerektiği, takipten evvel yapılan faiz hesaplamasının takipten sonra yapılması gerektiğinden
faiz alacağına ilişkin talebin reddi gerektiği belirtilerek asıl alacağa ilişkin talebin kabulü ile takibin devamına, faiz bakımından ise itirazın iptali talebinin reddine karar verilmiş ve hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Somut uyuşmazlık; depozito bedelinin iadesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 316. maddesi uyarınca kiracı kiralananı tam bir özenle kullanmak ve yine aynı kanunun 334. maddesi gereğince sözleşme sonunda aldığı hali ile kiraya verene teslim etmekle yükümlüdür. Kiracı sözleşmeye uygun olağan kullanma dolayısıyla oluşan eskime ve bozulmalardan sorumlu olmayıp münhasıran kötü kullanım nedeniyle oluşan zarar ve hasardan sorumludur. Davacının kiralananı kullandığı süre ve kullanma amacı gözetildiğinde olağan kullanımdan kaynaklanan yıpranma ve eskimelerin olacağı kuşkusuzdur. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun kiralananın gözden geçirilmesi ve kiracıya bildirme başlıklı 335. maddesinde; “Kiraya veren, geri verme sırasında kiralananın durumunu gözden geçirmek ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu bildirim yapılmazsa, kiracı her türlü sorumluluktan kurtulur. Ancak, teslim alma sırasında olağan incelemeyle belirlenemeyecek olan eksikliklerin ve ayıpların varlığı hâlinde, kiracının sorumluluğu devam eder. Kiraya veren, bu tür eksiklikleri ve ayıpları belirlediğinde, kiracıya hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Mahkemece tarafların dayandığı ihtarnamelerin onaylı suretleri ile tebliğlerine ilişkin evraklar getirtilmemiş ön inceleme duruşmasında karar verilmiştir.
Taraflar arasında imzalanan 01.08.2004 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin “hususi şartlar” başlıklı bölümünün 6. maddesi uyarınca davacı tarafça davalı …’a depozito bedeli ödendiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu madde gereğince sözleşme süresinin sona ermesinde gayrımenkulün kiracı tarafından tam ve eksiksiz olarak kiraya verene teslim edilmesini müteakip 3 gün içinde depozito kiracıya geri ödenecektir. Ayrıca sözleşmenin ilk sayfasında bina ile birlikte teslim olunan demirbaş ve eşyanın da teslim tesellüm tutanağında belirtildiği ifade edilmiştir. Mahkemece ihtarnameler ve tebliğ evrakları getirtilip, taraf delilleri toplanarak mahallinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle keşif yapılarak, davalının hasar yönünden sunduğu delillerin toplanması ve kira sözleşmesi gereğince taşınmazın tam ve eksiksiz teslimi halinde depozitonun iade edileceği kararlaştırılmış olduğundan inceleme yapılarak sonucuna göre varsa hasar bedeli tespit edilip davacının depozito alacağından mahsubu ile kalan alacak yönünden karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile tahkikat aşaması gerektiği gibi yerine getirilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

2-) Davacı kiralayan tarafından kiracı aleyhine açılan erken tahliye nedeniyle kira paralarının tahsiline ilişkin alacak davası bulunduğuna göre mahkemece kiracının depozitonun iadesi talebinin, kiralayanın erken tahliye nedeniyle açtığı alacak davası ile birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2015/3382 E.  ,  2016/1220 K.

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali ve alacak davasına dair karar, davacı-karşı davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Asıl dava, davacı kiracı tarafından kiralayan aleyhine açılan 6.000 USD depozito bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine, birleşen…2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/226 Esas sayılı dava,davacı kiralayan tarafından davalı kiracı aleyhine açılan kiracının erken tahliyesi nedeniyle dönem sonuna kadarki 8 aylık toplam 80.000 TL kira parasının tahsili istemine, birleşen …2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/227 Esas sayılı dava, davacı kiralayan tarafından davalı kiracı aleyhine açılan kiralanana imar ve sözleşmeye aykırı olarak yapılan imalatların eski hale getirilmesi bedeli ve tamir süresi kira parasından oluşan toplam 43.972,40 TL alacağın tahsili istemine, birleşen …2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/227 Esas sayılı davada, davalı kiracı tarafından davacı kiralayan aleyhine açılan karşı dava, kiralanana yapılan faydalı ve zorunlu masraflar bedeli 7.000 TL’nin tahsili istemlerine ilişkindir. Mahkemenin tüm davaların reddine ilişkin ilk kararın temyizi üzerine Dairemizin 25.02.2014 tarihli bozma ilamı ile birleşen …2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/227 Esas sayılı dava ve bu davada açılan karşı davanın reddine ilişkin hükümlerin onanmasına, asıl ve birleşen …2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/226 Esas sayılı davaların reddine ilişkin hükümlerin bozulmasına karar verilmiş, mahkemece Dairemizin bozma ilamına uyularak verilen 25.12.2014 tarihli son kararda, asıl davanın reddine, birleşen …2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/226 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, 30.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm asıl davada davacı, birleşen davada davalı kiracı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre birleşen …2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/226 Esas sayılı davada verilen hükme davalı kiracı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Asıl davanın reddine ilişkin hükme yönelik davacı kiracı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Davacı kiracı vekili,davalıya ait taşınmazda 01.06.2002 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesi ile kiracı olduğunu, kira sözleşmesi gereğince davalı kiralayana 6.000 USD depozito ödendiğini, kira sözleşmesinin 18.11.2008 tarihinde feshedilip taşınmazın tahliye edilmesine ve anahtarın tevdi mahalli dosyasına teslim edilmesine rağmen davalı kiralayanın depozito bedelini iade etmemesi üzerine tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali isteminde bulunmuştur. Davalı vekili asıl davada cevap dilekçesi vermemiş, mahkemece depozitonun iadesinin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen 01.06.2002 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli ilk kira sözleşmesinin 7.maddesinde “…kiracıdan 4000 Amerikan Dolar’ı depozito alındığı,kiracının işyerini ikinci yıldan sonra tahliye etmesi durumunda herhangi bir hasar, zarar, ziyan ve herhangi bir borç yok ise depozitonun kiracıya iade edileceği…” kararlaştırılmıştır. Taraflar arasında düzenlenen 01.06.2007 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli ikinci kira sözleşmesinin 7.maddesinde “…6.000 Amerikan Doları depozito verileceği, tahliye halinde mal sahibine herhangi bir borç yok ise depozitonun ayneni iade edileceği…” kararlaştırılmıştır. Davacı kiracının depozito verdiği hususunda uyuşmazlık bulunmadığına göre, kiralananın yargılama sırasında dava dışı 3.kişiye satılmış olması davacı kiracının davalı kiralayandan (eski malik) depozitonun iadesini istemesine engel değildir. Mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemizin bozma ilamında “…taraflar arasındaki her iki sözleşmede de depozitonun kiracının herhangi bir borcunun olmaması halinde iade edileceği kararlaştırıldığına ve birleşen …2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/226 Esas sayılı dosyasında da davacı kiralayan tarafından kiracı aleyhine açılan erken tahliye nedeniyle kira paralarının tahsiline ilişkin alacak davası bulunduğuna göre mahkemece kiracının depozitonun iadesi talebinin, kiralayanın erken tahliye nedeniyle açtığı alacak davası ile birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle istemin reddine karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş, mahkemece, davacı kiracı şirketin kiralayana borçlu olması nedeni ile depozito bedelini isteyemeyeceği gerekçesiyle depozito bedeline ilişkin davanın reddine karar verilmiş ise de, kiralayan taraf kiracıdan olan alacağını hüküm altına aldırmış olmakla ve davadan sonra kiralayan tarafından açılan alacak davası nedeniyle takas-mahsup talebinde de bulunulmadığına göre davacı kiracının depozito bedeline ilişkin itirazın iptali davasının (asıl davanın) kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile asıl davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ;Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle birleşen …2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/226 Esas sayılı davadaki hükmün ONANMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl davada verilen hükmün BOZULMASINA ve onanan kısım için aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenden alınmasına 23.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

3-) Kira sözleşmesinde depozito bedelinin ödendiği belirtilmemiş ise de; davalı vekilinin depozitonun ödenmediğine ilişkin bir savunması yoktur. Davacı depozito tutarının banka hesabına ödendiğini iddia etmiş olmasına göre, bu durumda banka kayıtları getirtilerek depozito bedelinin ödenip ödenmediği üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2016/3311 E.  ,  2016/3420 K.

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, kiracı tarafından davalı kiralayana ödenen kira bedeli, depozito, taşınma masrafı ve tespit masrafı alacağının tahsili istemiyle yapılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı kiracı vekili;Müvekkilinin davalıya ait taşınmazı kiralaması sonrası taşınmazdaki parkelerde kurtlanmalar olduğunun anlaşılması üzerine taşınmazda yapılan tespit ile taşınmazın insan sağlığı için uygun olmadığından taşınmazı zorunlu sebeplerden dolayı tahliye ettiğini, taşınmazdaki gizli ayıp nedeniyle, davalıya ödenen 1.250 TL kira bedeli, 2300 TL taşınma masrafı, 1.047 TL tespit ve noter masrafı, kira akdi ile birlikte davalıya ödenen 1.000 Dolar tutarındaki depozitonun iade edilmediğini, iadesi için yapılan icra takibine de itiraz edildiğini belirterek itirazın iptaline ve alacağın %40’ı oranında icra tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili ise ayıbın giderilmesi için herhangi bir ihtar yapılmadığı gibi taşınmaza verilen zararlar olduğu ve ödenmeyen kira bedelleri olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece ayıbın giderilmesi için ihtar yapılmadığından ve depozito bedelinin davacı kiracı tarafından ödendiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı vekilinin depozito bedeline ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince: Taraflar arasında 01.11.2011 tarihli 1yıl süreli kira sözleşmesi hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinin 8. maddesinde, 1.000 Dolar depozitonun kiralayanın hesabına ödeneceği, düzenlemesi yer almaktadır. Davalı tarafından taşınmaz tahliye edilerek taşınmazın anahtarı 09.01.2012 tarihinde davacıya teslim edilmiştir.
Her ne kadar kira sözleşmesinde depozito bedelinin ödendiği belirtilmemiş ise de; davalı vekilinin depozitonun ödenmediğine ilişkin bir savunması yoktur. Davacı depozito tutarının banka hesabına ödendiğini iddia etmiş olmasına göre, bu durumda banka kayıtları getirtilerek depozito bedelinin ödenip ödenmediği üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda 2.bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA ve istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 26/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.