Kategori: Genel Kategori

Araçta Gizli Ayıp

Gizli Ayıp Nedir?

Satılan malın, satıcının bildirdiği vasıfları taşımamasından değerini veya sözleşme gereğince beklenen faydaları azaltan ya da kaldıran eksikliklerinin bulunmasına “ayıp” denir. Satılan maldaki ayıp, açık veya gizli ayıp şeklinde olabilir.

Tüketici Kanunu çerçevesinde açık ayıplar, ilk bakışta görülebilen veya basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Gizli ayıplar ise, ilk bakışta fark edilemeyen, sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılan ayıplardır. Yani gizli ayıp; alınan bir ürünün arızasının, kusurunun, sorununun ürünü aldıktan sonra fark edilmesi veya daha sonra ortaya çıkması durumudur. Bu tür ayıplar genellikle malın yapısıyla ilgili olan ve ancak kullanılmasıyla anlaşılan ayıplardır.

Nitelikleri gereği gizli ayıp bakımından ise gözden geçirme külfeti söz konusu olmayacaktır. Yani alıcı, satılan maldaki gizli ayıp niteliğindeki ayıpları araştırmak zorunda değildir. Zira gizli ayıplar, olağan bir gözden geçirme ile tespit edilemeyecek, ancak kullanıma bağlı olarak zamanla ortaya çıkabilecek ayıplar şeklinde nitelendirilmektedir. Dolayısıyla, olağan gözden geçirme ile ortaya çıkarılamayacak ayıpların araştırılması alıcıdan beklenmez.

Araçta Gizli Ayıp İçin Verilebilecek Örnekler:

  • Satılan araçtaki paslanmaları Yargıtay nezdinde gizli ayıp olarak nitelendirmektedir.
  • Satılan aracın kilometre saatinin düzgün çalışmaması olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilir nitelikte olup, açık ayıp olarak nitelendirilebilecekken; elektrik tesisatındaki başka bir arıza ise olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilir nitelikte değilse gizli ayıp kapsamında değerlendirilecektir.
  • Alınan bir aracın otomatik vitesinin normal kullanım haricinde çeşitli nedenlerden dolayı kendiliğinden bozulması durumu da gizli ayıp niteliğinde olabilmektedir.
  • Hasarsız kaydı ile satılan hasarlı araç satımının hukuki niteliği de gizli ayıptır. Aracın parçalarının boyalı veya değişmiş olması veya araç ile kat edilen kilometrenin gerçekte olandan daha az olduğunun satıcı tarafından beyan edilerek bu şekilde satılması gizli ayıp kapsamında değerlendirilmektedir.

Gizli Ayıptan Sorumluluk

Satıcı, alıcının satış sırasında bilmekte olduğu ayıplardan sorumlu tutulamaz. Bununla birlikte satılan mala olağan bir gözden geçirme ile fark edilebilecek ayıplardan da ancak “bu ayıpların mevcut olmadığını garanti etmişse” sorumlu olur.

Araçtaki ayıbın gizli olması gerekir. Yani sıradan bir gözden geçirme ile anlaşılması mümkün olmamalıdır. Örneğin; Alıcı, motoru derhal çalıştırmak ve ayıplı olup olmadığını araştırmakla yükümlüdür. Şayet teslim alındığı tarihte yapılan çalıştırma ile motordaki arıza anlaşılamıyor ve ancak uzun süreli bir çalıştırma sonucunda arıza meydana çıkabiliyorsa o takdirde bu ayıba gizli ayıp denilebilir.

Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Zaten ilk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının bunu üstlenmesine gerek olmayacaktır. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz. Gizli ayıplarda alıcı, gizli ayıbı fark ettiği anda bunu satıcıya bildirmelidir. Aksi takdirde satıcı bu ayıptan sorumlu tutulamayacak ve alıcı ayıbı kabul etmiş sayılacaktır.

Alıcı ve Tüketicinin Seçimlik Hakları

Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcı/tüketici, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.

Gizli Ayıp İhbar Süresi

Ortaya çıkan gizli ayıbın zamanaşımı süresi içerisinde dürüstlük kuralı ve halin gereklerine göre uygun süre içerisinde bildirilmesi gerekir. Satılan üzerinde yapılacak olan gözden geçirmenin sekiz günlük süre içerisinde tamamlanması ya da netice alınması mümkün olmayıp, böylece sekiz günlük süreden sonra ortaya çıkan ayıplar gizli ayıp niteliği taşır. Ayıbın sekiz günlük süre içerisinde, objektif bir gözden geçirme neticesinde ortaya çıkarılamayacak nitelikte olduğunun ispat yükü alıcı üzerindedir.

Konu ile ilgili bir Yargıtay Kararı ise şu şekildedir : “Mahkemece yapılan yargılama sonunda, taraflar arasında baskı makinesi alımı hususunda ticari ilişki olduğu ve malın 19.08.2008 tarihinde davacı alıcıya teslim edildiği davacının TTK’nun 25/4.maddesi uyarınca gerekli inceleme ve muayeneyi yaptırıp açık ayıplar için 2 gün gizli ayıplar için ise 8 gün içinde ayıp ihbarında bulunması gerekirken, 02.09.2008 tarihinde mektuplar 18.12.2008 tarihinde ise noter ihtarı ile ayıp ihbarında bulunduğu, ihbarın süresi içinde olmaması nedeni ile hak düşürücü süre geçtiği için davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.”

Ancak gözden geçirme ve bildirim külfetinin, ayıptan sorumluluğa ilişkin TBK m. 231/I uyarınca iki yıllık zamanaşımı süresi içerisinde gerçekleştirilmesi gerekir. Zamanaşımı süresi satılanın tesliminden itibaren başlar. Bu bakımdan, iki yılın tamamlanmasının ardından ortaya çıkan gizli ayıptan ötürü, satıcının sorumlu tutulması mümkün olmaz. Ancak, alıcı, bildirdiği ayıplar bakımından, iki yıl tamamlanmış olsa da def ’i yoluyla haklarını ileri sürebilir.

Satılandaki ayıbın daha sonra ortaya çıkması halinde, satılanın satıldığı tarihten itibaren 2 yıl içerisinde hak zamanaşımına uğrayacaktır. Ancak satıcının ağır kusurlu olması halinde ise araçlarda bu süre satıldığı tarihten itibaren 10 yıl olacaktır.

Zarar yönünden muacceliyet tarihi açık ayıplarda teslim tarihi, gizli ayıplarda ise ayıbın ortaya çıktığı tarihtir. Ayrıca eski hâle getirilmeden dahi bu zararın tazmininin istenmesi mümkündür. Bu zararın varlığından söz etmek için projeye aykırılık yeterli olup ayrıca bu taşınmazın üçüncü kişiye satılmış olup olmamasının önemi olmadığı gibi, üçüncü kişiye kaç ne miktar değerle satıldığının da önemi bulunmamaktadır.

Gizli Ayıp Zamanaşımı

Gizli ayıplar bakımından herhangi bir süre belirlenmemiş ve TBK m. 223/2’de de bu konu; “Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır.

Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.” şeklinde ifade edilmiştir.

Dolayısıyla satılanın gizli ayıplarla teslim edilmiş olması halinde bu ayıpların, ortaya çıktıktan itibaren uygun/makul bir süre içerisinde satıcıya bildirilmesi gerekmektedir.

Bu bakımdan TBK m. 231 hükmüne dayalı olarak iki yıllık zamanaşımı uygulama alanı bulacak ve ortaya çıkan gizli ayıplara ilişkin bildirim külfetinin bu süre içerisinde yerine getirilmesi gerekecektir.

Araçta Gizli Ayıp Görevli Mahkeme

Araçta gizli ayıp nedeniyle açılacak olan davada görevli mahkeme taraflara göre değişiklik gösterecektir.

  • İki şahıs arasında araç alış satışı yapılması durumunda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktır.
  • Araç satıcısının bu işi meslek olarak yapan biri olması (galerici vb.) halinde görevli mahkeme Tüketici Mahkemesidir. Görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğu; fakat davanın açıldığı yerde Tüketici Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi Tüketici Mahkemesi sıfatıyla davaya bakacaktır.
  • Aracı satın alan tarafın tacir olması, yani ticari bir amaçla aracı satın almışsa görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.
  • Satın alınan ikinci el araçta garanti süresi devam etmekte ise distribütörün sorumluluğu devam ettiği için görevli mahkeme, Tüketici Mahkemesidir.

Araçta Gizli Ayıp Yetkili Mahkeme

Yetkili mahkeme ise satıcının yerleşim yeri veya sözleşmenin yapıldığı yer Mahkemeleri olacaktır. Yetkili mahkeme kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesi ise de tüketicinin yerleşim yeri mahkemesi de ayrıca yetkili mahkemedir.

Gizli Ayıp Davasında Arabuluculuk

Görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi veya Tüketici Mahkemesi olduğu durumlarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı olarak öngörülmüştür. Şöyle ki; TTK m.5’ e eklenen düzenleme, “Bu Kanunun 4’üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” şeklinde iken 6502 sayılı TKHK m. 73/A’da “Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır” şeklindedir.

Gizli Ayıp Tespit Davası

Araçta gizli ayıbın hukuki olarak tespitinin sağlanması için tespit davası açılabilir. Bu tespit davası Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılacaktır.

Gizli Ayıp Tespit Davası Dilekçe Örneği

Araçta gizli ayıbın tespit edilmesi ve bununla ilgili bir dilekçe yazılması oldukça spesifik ve karmaşık bir husus olup bu dilekçelerin konunun uzmanı avukatlar tarafından tüm dosya kapsamı değerlendirilerek oluşturulmasında yarar vardır.

Gizli Ayıp Dava Dilekçesi

Araçta gizli ayıp davası ve bununla ilgili bir dilekçe hazırlanması için konuya hakim uzman bir avukat ile anlaşılmasında yarar vardır.

Gizli Ayıp Yargıtay Kararları

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/1900 Esas, 2016/7367 Karar Sayılı Kararı

“… Somut olayda, davacı, 27.12.2010 tarihinde satın aldığı aracının kilometresi ile oynanmış ve hasarlı olması sebebiyle ayıplı olduğunu iddia ederek satış bedelinin iadesi ya da ayıplı araç satılması sebebiyle 4.000,00 TL.nin davalıdan tahsili için eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, davaya konu ayıbın sadece aracın km’sinin indirilmesinden kaynaklandığı, sözleşmeden dönme yerine semenin indirilmesinin hakkaniyete daha uygun olduğu ve buna göre davacının zararının 1.500,00 TL olduğu, davacının diğer taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle sözleşmeden dönerek bedelin iadesi talebinin reddine karar verilmiştir. Alınan bilirkişi raporunda davaya konu aracın kilometresinin indirilmiş olması sebebiyle gizli ayıplı olarak satıldığı tespit edilmiştir. Satıcı ayıpların varlığını bilmese bile bundan davacıya karşı sorumludur. Davalı satıcının ayıba karşı tekeffül (sorumluluğu üstlenme) borcu bulunmaktadır. Dava konusu araç gizli ayıplı olarak satıldığı için davacının talebi doğrultusunda bedelin iadesi gerekir.”

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/20032 Esas, 2019/10129 Karar Sayılı Kararı

“Alıcı, teslim aldığı malı işlerin olağan akışına göre, imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya derhal (uygun süre içinde) ihbar etmekle yükümlüdür. Bunu ihmal ettiği takdirde, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirme ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu ayıp sonradan meydana çıkarsa, bu durumu da hemen satıcıya bildirmediği takdirde yine satılanı bu ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılır. O halde, gizli ayıpların, dava zamanaşımı süresi içinde ve ayıp ortaya çıktıktan sonra derhal (dürüstlük kuralına uygun olan en kısa sürede), ihbar edilmesi gerekmektedir. 818 sayılı TBK.’nun 198. maddesinde (6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 223. maddesi) öngörülen süre içinde ihbar edilmeyen ayıplar için dava açılamaz.”

Influencer Sözleşmeleri

İnfluencer Sözleşmeleri

İnfluencer Ne Demek?

İnfluencer, kelime anlamıyla etkileyen kişi demektir. Sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanan ve paylaşımlarıyla binlerce kişiye ulaşan kimseye “influencer” denilmektedir. İnfluencerlar takipçilerinin ürün satın alma kararlarında oldukça başarılı olan, bu nedenle markaların işbirliğinde bulundukları kişilerdir.

İnfluencerlar anlaşmalı markanın ürününü tanıtırken açıkça reklam yapmanın yanı sıra, reklam olduğu kolay ayırt edilemeyen ve standart bir reklam gibi görünmeyen viral reklam, ürün yerleştirme gibi birçok reklam yöntemine de başvurabilirler.

Ürün yerleştirme, açık reklam değildir ve reklamı yapılan markaya karşı olumlu duygular yaratmak amacıyla markanın ürününe veya hizmetine doğal yollarla içeriklerinde yer vermesidir. Bu yöntem, influencer’ın doğal bir kullanım sağladığı izlenimini verir ve marka ile daha güçlü bir bağ kurulmasını sağlar.

İnfluencer Marketing Nedir? 

Sosyal medyada belirli bir grubu etkileme gücüne sahip kimselerin hedef kitleyi ilgili ürünü satın almaya yönlendirmek amacıyla oluşturulan içerikleri sosyal medya hesaplarında paylaşmaları suretiyle yürütülen pazarlama ve reklam faaliyetine “influencer marketing” denilmektedir.

İnfluencer Sözleşmesi Nedir?

Marka veya firma ile influencer kişi arasında düzenlenen, ilgili ürüne ilişkin pazarlama ve reklam faaliyetini konu edinen sözleşmelere “influencer sözleşmesi” denir.

İnfluencer Sözleşmesinin Unsurları 

  • İnfluencerlar, markalarla yaptıkları iş birliklerinin karşılığında bir bedel veya başka bir menfaat elde ederler. Normalde bedel olarak influencera belirli bir ücret ödenmektedir. Ancak bunun yerine müşteriye ait mal veya hizmetlerden ücretsiz yararlanma veya bunlara indirimli olarak ulaşma gibi başka menfaatlerin sağlanması da mümkün olmaktadır.
  • İnfluencer sözleşmesinin bir diğer unsuru da reklam ve pazarlama faaliyetidir. Marka veya firma böyle bir sözleşmeye taraf olmakla piyasaya sunduğu mal veya hizmet hakkında hedef kitlenin bilgilendirilmesini ve böylece satışların artırılmasını amaçlamaktadır.
  • İnfluencer aracılığıyla yapılacak olan reklam ve tanıtım faaliyetlerinin mutlaka sosyal medya üzerinden yapılması gerekmektedir. Firma veya marka ile  influencer arasında yapılacak sözleşmede hangi sosyal medya hesaplarının ne şekilde kullanılacağı ayrıntılı olarak düzenlenmelidir.

İnfluencer Sözleşmeleri Nasıl Kurulur?

İnfluencer sözleşmeleri, şekle tabi olmayan, rızai nitelikte olan ve tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Yani bu sözleşmenin noterde hazırlanmasına gerek yoktur. Taraflar kendi aralarında da bir sözleşme hazırlayabilirler. Uygulamada influencer sözleşmeleri ispat kolaylığı sağlamak amacıyla yazılı şekilde yapılmaktadır.

İnfluencer sözleşmelerinde taraflardan biri ürün tanıtımı ve reklamını yapacak olan kişi yani influencer olan kişidir. Diğer tarafta ise marka sahibi veya üreticidir.  İnfluencer sözleşmesi doğrudan doğruya firma ve influencer arasında yapılabileceği gibi sözleşmenin kuruluşu anında taraflardan birinin veya her ikisinin bir aracıdan faydalanması da mümkündür. Bu aracılar reklam ajansları olmaktadır.

İnfluencer’ların Yükümlülükleri

  • İnfluencer, paylaşımının reklam maksadı ile gerçekleştiğini, takipçi kitlesinin kolayca ve ilk bakışta anlayabileceği şekilde ve takipçi henüz ‘’daha fazla oku’’ gibi bir seçeneği tıklamadan, reklam amaçlı gerçekleştiğini ifade etmelidir.
  • İnfluencer, deneyimlemediği bir ürün ve/veya hizmet hakkında takipçilerine tavsiye vermemelidir.
  • İnfluencer, takipçi kitlesinin ürün ve/veya hizmet hakkında yanılmasını önlemek adına efekt ve filtre kullandığını açıkça bildirmek zorundadır.
  • Henüz deneyimlemediği bir mal veya hizmete ilişkin, tüketiciler nezdinde o mal veya hizmeti onaylayacak ya da deneyimlediği algısı yaratacak şekilde ticari reklam amacıyla paylaşımda bulunamaz.
  • Bir mal veya hizmete ilişkin nesnel, ölçülebilir, sayısal verilere dayanmayan ve ispatı mümkün olmayan bilimsel araştırma ve test sonuçları hakkında iddialarda bulunamaz.
  • Doktor, diş hekimi, veteriner hekim ve eczacılar ile sağlık kuruluşları tarafından sunulan mal veya hizmetlere yönlendirmede bulunamaz, bu mal veya hizmetlerin tanıtımını yapamaz.
  • Eğer İnfluencer bir kampanya kapsamında tanıtım yapıyorsa kampanyanın içeriklerinin açık şekilde belirtilmesi gerekir.
  • Kendisine reklam veren tarafından hediye edilmiş bir mal veya hizmeti kendisinin satın aldığı izlenimi oluşturamaz.
  • Bir mal veya hizmetin ticari reklamına ilişkin herhangi bir reklam verenden maddi kazanç ve/veya ücretsiz ya da indirimli mal veya hizmet gibi faydalar sağladığı süre boyunca kendisinin sadece bir tüketici olduğu izlenimi oluşturamaz.
  • İnfluencer’ın tanıtım yaptığı süre boyunca veya sonrasında benzer markalar ile çalışıp çalışamayacağı sözleşmede açık şekilde yer almalıdır.
  • Sosyal medya aracılığıyla bir mal ve/veya hizmet hakkında iletişim kurmak için sistematik olarak sahte veya var olmayan kimlikleri toplu olarak oluşturamaz ve/veya kullanamaz.

İnfluencer’lar için Rekabet Yasağı  

Rekabet yasağı sözleşmesi, influencer’ın iş sözleşmesi sona erdikten sonra işverene rakip bir işletme açmasını, rakip bir işletmede işe girmesini veya bunların dışında rakip işletme ile herhangi bir menfaat ilişkisine girmesini yasaklayan hükümleri kapsar.

İnfluencer’ların Tüm Paylaşımları Reklam Niteliğinde Midir?

Örtülü reklam yasağının kapsamı, bu yasak ile tüketicilerin bir içeriğin reklamla karşı karşıya olduğunu açıkça anlayabilmesi anlamını taşımaktadır. Zira reklamlarda, bir mal veya hizmetin pazarlanması hedeflendiğinden, çoğunlukla ürünü ön plana çıkaran abartılı ifadelere yer verilmektedir.

Bu durum influencer paylaşımları nezdinde değerlendirildiğinde bu kişiler, kimi zaman belli bir marka için içerik üretmekte iken kimi zamanda takipçileri tarafından adeta bir ünlü gibi ne giydiği, hangi ürünü kullandığı merak edilmekte ve sorulmakta olduğundan, kişiler sadece bu sorulara cevaben bir marka adı belirtmekte, kimi zaman da herhangi bir marka ile işbirliği olmaksızın sadece ürünün satıldığı çevrimiçi pazar yerine ilişkin her satın alımdan komisyon kazanmalarına elverişli link paylaşımında bulunmaktadır.

Dolayısıyla tüm bu paylaşım türlerinin niteliği ayrı ayrı değerlendirilmeli; bir mal veya hizmetin pazarlamasına yönelik içerikler influencer marketing / reklam niteliğinde iken, marka işbirliği olmaksızın verilen linkler affiliate marketing (satış ortaklığı) kapsamında ve sadece bir ürünü işaret etmek amacıyla üretilen içerikler ise herhangi bir pazarlama eylemi niteliğinde olmadığından reklam sınırının dışında kalacaktır.

Belirli bir mal veya hizmeti konu alan ve o hizmetin tanıtımını, pazarlanması, tüketicilere hatırlatılmasını ve/veya satış grafiğinin yükseltilmesi amacını taşıyan içerikler reklam olarak kabul edildiğinden, bu amacı taşımayan içerikler, influencerlar tarafından paylaşılsa dahi reklam değildir.

İnfluencer’ların #İşbirliği Etiketini Kullanmaları Zorunlu Mudur?

Influencerların #işbirliği etiketini kullanmaları zorunlu olmamakla beraber, tüm bu izah edilen düzenlemeler kapsamında sosyal medya platformları üzerinden ve ticari işbirliği yapmak suretiyle gerçekleştirdikleri tanıtımların birer ticari nitelikli reklam kapsamında olması nedeni ile influencerlar tarafından özellikle takipçi kitlelerinin kolayca anlayacağı şekilde söz konusu paylaşımlarının ‘’reklam’’ amaçlı olduğunun vurgulanmasının yasal bir zorunluluktur.

Dolayısıyla özellikle sosyal medya hikayeleri gibi içeriğin yalnızca kısa süreliğine görülebildiği reklamlarda; paylaşım süresince reklam verene ilişkin ad, marka, ticaret unvanı gibi tanıtıcı bilgilerden herhangi biri ile ‘’#Reklam’’, ‘’#Reklam-Tanıtım’’  ile iş birliği” gibi etiketlere yer verilmesi gerekir.

Marka ile işbirliği kapsamında üretilen içeriklerde, influencer marketing söz konusu olup burada açıkça reklam yapıldığından, örtülü reklam yasağına uygun davranmak adına, #işbirliği, #reklam, #ad şeklinde etiketlere yer verilmesi uygun olacaktır.

Hukukumuzda tüketicinin yanıltılması hukuka aykırı olduğundan  marka ile işbirliği olmaksızın sadece satış ortaklığı kapsamında örneğin Trendyol linki veriliyorsa, tüketici nezdinde influencerın marka ile işbirliği yaptığı gibi tüketiciyi yanıltıcı bir izlenim oluşması da hukuka aykırılık arz edeceğinden, #işbirliği etiketine yer verilmemesi gerekmektedir.  Bu nedenle, çevrimiçi pazaryeri ile kurulan satış ortaklıkları çerçevesinde yapılan paylaşımlarda #komisyonlulink veya #satışortaklığı şeklinde, tüketiciyi aydınlatıcı ibarelerin yer alması isabetli olacaktır.

Dolayısıyla her marka işaretlemesinde #işbirliği etiketinin kullanılmasının tüketiciyi yanıltabileceği, satış ortaklığı dahilindeki içerikler için #komisyonlulink veya #affliatemarketing gibi ayrı etiketler kullanılması gerekmektedir. Zira burada önemli olan tüketicinin, abartılı ifadeleri bulundurabilen içerikler ile satış ortaklığı ve kişisel paylaşımların ayırt edebilmesini sağlamak olup önerdiğimiz yöntemde buna imkan sağlandığı görüşü doğmaktadır.

İnfluencer Sözleşme Örneği 

Yazılı anlaşmalar bir veya daha fazla taraf arasında gerçekleştirilen işlemlerin detaylandırılması açısından büyük önem taşır. Her zaman kanun önünde uygulanabilir olmasa da yazılı anlaşmalar çoğu durumda anlaşmazlıkların önüne geçebilir. İnfluencer sözleşmesi hazırlanırken dikkat edilmesi gereken durumlar vardır. Detaylı bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sözleşme Nedir ve Nasıl Yapılır?

Sözleşme Nedir?

Sözleşme, tarafların belli bir hukuki sonuç doğurmaya yönelik karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarından oluşan hukuki bir işlemdir. Sözleşmenin kurulabilmesi için tarafların karşılıklı iradelerinin uyuşması gerekir.

Hukukumuzda sözleşme yapma teklifi ‘icap (öneri)’, diğer tarafın bu teklife verdiği olumlu cevap ise ‘kabul’ adını alır. Bu karşılıklı irade açıklamalarının birbirine uygun olması gerekir. Birbirine uygun bu irade açıklamalarının bir araya gelmesiyle sözleşme kurulmuş olacaktır.

Sözleşmelerin Geçerlilik Şartları 

Bir sözleşmenin geçerli olması için tarafların sözleşmeyi özgür iradeleriyle ve bilinçli olarak yapmış olmaları gereklidir. Sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşmenin taraflarından birinin yönelttiği sözleşme yapma teklifinin diğer tarafın kabul etmesi gerekir.

Taraflardan birinin zorlanması, korkutulması ya da aldatılması yoluyla yapılan sözleşmeler geçersizdir. Yasalara göre on sekiz yaşından küçükler, akıl hastaları sözleşme yapamaz. Konusu yasalara veya ahlaka aykırı sözleşmeler geçersiz kabul edilir.

Bunun yanı sıra bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için, sözleşmenin taraflarının irade beyanlarının karşılıklı ve birbiriyle uyum içinde olması gerekir. Örneğin herhangi bir malı satın alırken yapılan iş, sözlü bir sözleşmedir. Alıcı mala karşılık bir fiyat önerir ve satıcı bu öneriyi kabul ederse parayı alıp malı teslim eder. Bu durumda sözleşme yapılmış ve sözleşme koşulları yerine getirilmiştir.

Sözleşmelerin Tarafları Kimlerdir?

Sözleşmeye taraf olan kişiler alacaklı ve borçlu olarak adlandırılır. Bir sözleşmede kural olarak en az bir alacaklı ve borçlunun bulunması gerekir. Ancak birden çok kişinin de alacaklı ve/veya borçlu tarafını oluşturması mümkündür. Bu durumda da sözleşme iki taraf arasında kurulmuş olmaktadır. Bir sözleşmede taraflar hem alacaklı hem de borçlu olabilirler.

Sözleşme Nasıl Yapılır?

Tarafların sözleşme ile ne istediklerinin tam olarak belirlenmesi gerekir. Hazırlanacak olan sözleşmenin hukuki niteliği ortaya konmalı ve muhtemel sonuçları öngörülebilir olmalıdır.

Öncelikle bir sözleşme taslağı hazırlanmalıdır. Bu taslak yeteri kadar açık ve anlaşılır olmalıdır.  Sözleşme imzalamadan önce bir sözleşmede bulunması gereken tüm hususları kapsayıp kapsamadığı araştırılmalı, yasal hüküm ve kavramlara uygunluğu denetlenmeli, tarafların istek ve amaçlarının yeterince gözetilmesine önem verilmeli ve son olarak tarafların hak ve yükümlülüklerinin tam olarak ifade edildiğinden emin olunmalıdır. Sözleşme metninin de eklerin de sözleşmeye dahil olduğu ve taraflarca bütünüyle kabul edildiği unutulmamalıdır. Teknik hususları bünyesinde barındıran sözleşmenin hükümlerinin ihlali durumunda cezai sorumluluğun doğabileceği göz ardı edilmemelidir.

Bir sözleşmenin oluşabilmesi için tarafların irade açıklamalarının karşılıklı olması gerekir. İrade açıklamalarının karşılıklı olması dendiğinde taraflardan her birinin kendi irade açıklamasını diğer tarafa yöneltmesi ve aynı zamanda karşı tarafın irade açıklamasına da muhatap olması gerektiği anlaşılır.

Sözleşme Türleri

Sözleşmeler tek tarafa borç yükleyen ve iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Sözleşmeler ya tek tarafa borç yükler ya da iki tarafa birden borç yükler. Tek tarafa borç yükleyen sözleşmeler, tek taraflı hukuki işlemler ile karıştırılmamalıdır. Örneğin, bağışlama sözleşmesi, tek tarafa borç yükler ancak bu da iki taraflı bir hukuki işlemdir. Karşı taraf açıkça veya zımnî (örtülü) olarak karşı tarafın bağışlama yönündeki irade beyanını kabul ederse, bu durumda bağışlama sözleşmesi geçerli olacaktır.

İki tarafa da borç yükleyen sözleşmelerde ise iki taraf da borç altına girer. Satım, kira, eser sözleşmeleri buna örnek olarak gösterilebilir.  İki tarafa da borç yükleyen sözleşmeler de kendi içinde ikiye ayrılır:

1-) Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler

Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde her iki taraf da borç altına girmekte, taraflardan birinin borcu diğerinin borcunun karşılığını oluşturmaktadır. Satış sözleşmesi, kira sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir.

2-) Eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler

Bu sözleşmelerde karşılıklı olarak borç doğurmalarına karşın, bu sözleşmelerde tarafların
edimlerinin değiştirilmesi söz konusu değildir. Taraflardan birinin edimi diğer tarafın edimi
karşılığında bulunmamaktadır. Ariyet sözleşmesi, vekalet sözleşmesi eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir.

Sözleşmelerin İçeriğinde Neler Olmalıdır?

  • Tarih
  • Tarafların hak ve yükümlülükleri
  • Taraflar arasında bir ihtilaf çıktığında, taraflar yükümlülüklerini yerine getirmediklerinde neler olacağı.
  • Fesih şartları
  • Sözleşmenin süresi ve bitiş tarihi
  • Sözleşmeyi imzalayan tarafların kimlikleri, imza sirküleri.
  • Sözleşmenin amacı
  • Sözleşmenin hukuki niteliği

Tahkim veya Arabulucu Tayini

Tarafların isteği doğrultusunda sözleşmeye tahkim şartı da konabilir. Sözleşme yapılırken ihtilaf halinde taraflar, zaman kaybetmemek adına (mahkeme ve icra süreçleri ile) hakem veya arabulucu tayini yapabilirler.

Sözleşmelerde Cezai Şart

Taraflardan biri sözleşme dolayısıyla üzerine düşen görevi yerine getirememesi durumunda ne gibi sonuçlar doğacağının belirtilmesi ve özellikle tarafları yükümlülüklerini yerine getirmeye zorlamak amacıyla bir cezai şart öngörülebilir.

Bunun yanı sıra cezai şart dışında borçlu olan taraftan teminat alınması da mümkündür. Teminat şahsi ve ayni olmak üzere iki türlüdür. Uygulamada en fazla başvurulan şahsi teminat türü kefalettir. Menkul ve gayrimenkul rehni veya banka teminat mektupları da teminat türlerine örnek olarak gösterilebilir.

Sözleşmelerin Şekli

Kanunen şekle tabi tutulmadıkça, sözleşmelerde şekil serbestisi vardır. Taraflar isterlerse kanunla öngörülmeyen bir sözleşme tipi yaratabilir veya kanunla öngörülen sözleşme tipine yeni unsurlar ekleyerek farklı bir sözleşme oluşturabilirler. Kanunen şekle tabi tutulan sözleşmelerin şekle uyularak yapılmaması durumlarında sözleşme TBK uyarınca kesin hükümsüzdür.

Sözleşme özgürlüğü ilkesi kanunun konu seçme kıstası yönünden sınırlandırılmıştır. Borçlar Kanunu uyarınca taraflar toplumun ahlak düzeyine, kişi haklarına, emredici hukuk kurallarına aykırı konular içeren sözleşmeler akdedemezler. Örneğin, taşınmaz malların satış sözleşmesinin resmi biçimde yapılması zorunludur. Sözleşmenin yazılı biçimde yapılması anlaşmazlık durumunda kanıtlamayı kolaylaştırmak için de yararlıdır.

Kanun şekli, eğer geçerlilik şartı olarak öngörmüşse, o sözleşmenin mutlaka kanunda aranan şartlara uygun yapılması ve borç yükü altına girenlerce imzalanması gerekir. Aksi halde, ortada geçerli bir sözleşmenin varlığından söz edilemez.

Sözleşmelerin Feshi

Türk Borçlar Kanunu 435. madde hükmüne göre; Taraflardan her biri, haklı sebeplerle sözleşmeyi derhâl feshedebilir. Sözleşmeyi fesheden taraf, fesih sebebini yazılı olarak bildirmek zorundadır.
Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi
beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı sebep sayılır

Hangi Sözleşmelerde Damga Vergisi Ödenir? 

Damga vergisi nedir? Damga vergisi, kişiler ve kişiler ile kurumlar arasındaki sözleşmelerin geçerliliğini kanıtlayan kağıtlardan alınan vergi türüdür.

Kira sözleşmesi, abonelik sözleşmesi, kefalet sözleşmesi, tahkim sözleşmesi, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, kat karşılığı inşaat sözleşmesi, mesafeli satış sözleşmesi gibi sözleşmelerin resmi kuruma ibraz edilmesi durumunda mutlaka damga vergisi ödenmelidir.

Sözleşme Avukatlık Ücreti 

Sözleşme hazırlamak uzmanlık gerektiren bir alandır. Bu nedenle sözleşme hazırlarken uzman bir avukata danışmanız veya avukat yardımıyla sözleşme hazırlamanız sizin lehinize olacaktır. Yapılan her iş gibi sözleşme hazırlamanın da belli bir ücreti vardır. Bu ücret sözleşmeden sözleşmeye göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin; miras sözleşmesi için ayrı freelance iş sözleşmesi için ayrı bir ücret alınmaktadır. Hazırlamak istediğiniz sözleşmenin avukatlık ücretini öğrenmek için tarafımızla İLETİŞİME geçebilirsiniz.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Tapu Devri

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmelerinde Tapu Devri

Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri iki şekilde hazırlanabilir. Bunlardan birincisi borçlar hukuku nitelikli sözleşme, ikincisi de miras hukuki nitelikli sözleşmedir.

Borçlar hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısı olan kişi sağlığında taşınmazı devretme borcu altına girmektedir. Bakım borçlusunun da taşınmaz mülkiyetinin kendi üzerine geçirilmesini talep etme hakkı doğmaktadır. Bu sözleşme her ne kadar borçlar hukuku nitelikli olsa dahi, bu sözleşmenin, Türk Borçlar Kanunu 612. maddedeki miras sözleşmesi şeklinde yapılması gerekmektedir.

Bu sözleşme tapu müdürlüğünde gerçekleştiriliyorsa hemen burada tapu devri de sağlanabilecektir. Tapu müdürlüğünden başka bir yerde (noterde sözleşmenin yapılması halinde tarafların tapu müdürlüğüne birlikte başvurmak suretiyle intikali gerçekleştirmesi gerekecektir. Eğer ki mülkiyeti devir borcu bulunan bakım alacaklısı, tapuda devir işlemini gerçekleştirmiyorsa dava yoluyla devir sağlanabilecektir.

Miras hukuku nitelikli ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hazırlanmasıyla birlikte ise bakım alacaklısı edimini ölüme bağlı bir tasarruf ile yerine getirir. Bakım alacaklısı, bakım borçlusunu mirasçı veya vasiyet alacaklısı olarak atar ve yüklendiği edimi ifa eder. Bu sözleşme türünde bakım alacaklısı sağlığında herhangi bir borç altına girmez. Bakım borçlusu olan kişi bakım alacaklısının vefatıyla birlikte haklarına kavuşacaktır.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi İçin Gerekli Evraklar 

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi tapuda yapılacak ise gerekli evraklar şunlardır:

  • Taraflara, tanıklara ve varsa temsilcilerine ait kimlik belgesi
  • Bakım alacaklısının 1 adet, bakım borçlusunun 2 adet fotoğrafı
  • Temsilci var ise temsilciye ait belge ( Vekaletname, vasilik kararı..)
  • Taşınmazın emlak beyan değerini gösteren belge ( Belediyeden alınır.)
  • Var ise taşınmaza ait tapu senedi

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmelerinde Bakım Alacaklısı Lehine İpotek Tesis Edilmesi

Bakım alacaklısı da alacağını güvence altına almak adına yasal ipotek hakkını kullanabilecektir. Ayrıca taraflar arasında düzenlenen sözleşmede herhangi bir başka güvence daha verilmişse, bakım alacaklısının bu hakları da saklı olacaktır. Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. Bakım alacaklısı taşınmaz mülkiyetinin geçirilmesinden başlayarak üç ay içinde ipotek hakkının tescilini istemelidir. Eğer ipoteğin tescili süresi içinde istenmezse, bakım borçlusu, o taşınmaz üzerinde mutlak bir tasarruf hakkına sahip olur.

Bakım alacaklısı tarafından bakım borçlusuna devredilen taşınmaz üzerinde bakım alacaklısı lehine ipotek tesis edilebilmektedir. Bakım borçlusunun ölünceye kadar bakma sözleşmesinden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, bakım alacaklısı lehine tesis edilmiş olan bu ipotek sayesinde bakım borçlusunun kötü niyetli davranışlarla yapacağı satışlar dolayısıyla iyiniyetli 3. kişilerin hakkının korunması yoluyla bakım alacaklısının mağdur edilmesinin de önüne geçilecektir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin imzalanmasıyla birlikte tarafların karşılıklı borç ve yükümlülüklerinin doğduğunun kabulü gerekir. Bakım borçlusu bakım yükümlülüğünü, bakım alacaklısı da taşınmaz mülkiyetini bakım borçlusu üzerine geçirme yükümlülüğünü yerine getirmekle mükelleftir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Tapuya Şerh 

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi tapuya şerh edilir mi? Yapılacak olan bu sözleşmede bakım alacaklısı sözleşme konusu gayrimenkulü bakım borçlusuna sözleşmenin başında devredebilir. Yukarıda bahsettiğimiz bakım alacaklısının lehine ipotek tesis etmesi budur. Bu ipotek hakkı devrin gerçekleştiği tarihten itibaren üç ay içinde kullanılmalıdır.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmelerinde Tapu Harcı

İlgili belediyece bildirilen emlak beyan değerinden (rayiç değer) az olmamak üzere beyan edilecek değeri üzerinden, bakım borçlusu ve bakım alacaklısından ayrı ayrı binde 16,5 oranında tapu harcı tahsil edilecektir.

Döner sermaye işletmesince her yıl belirlenen tarifeye göre ücret alınır.

paket tur sözleşmeleri

Paket Tur Sözleşmeleri

Hem ülkemizde hem de dünyada her yıl milyonlarca insan turistik amaçlarla seyahat etmektedir. Seyahat etmek isteyenlerden bazıları paket tur sözleşmesiyle seyahat etmektedir. Özellikle son zamanlarda paket tur sözleşmeleri çok fazla tercih edilmektedir. İşte bu da beraberinde bazı sorunlar getirmektedir. Bu yazımızda paket tur sözleşmesinin sorun ve çözümlerine değinilecektir.

Paket Tur Sözleşmesi Nedir ?

Okumaya devam et

basit yargılama usulü

Basit Yargılama Usulü

Basit yargılama usulü hem hukuk hem de ceza alanında bulunmaktadır. Bu makalemizde hukuk alanındaki basit yargılama usulünü inceleyeceğiz. Basit yargılama usulü Hukuk Muhakemeleri Kanunu 316 – 322. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Basit Yargılama Usulü Nedir ?

Basit yargılama usulü, uzun dava sürelerinin kısaltılmasıyla daha hızlı ve daha basit bir yargılamanın yürütülmesi usulüdür.

Basit Yargılama Usulüne Tabi Davalar 

Basit yargılama usulü, kanunlarda açıkça belirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır:

  • Sulh hukuk mahkemelerinin görevine giren dava ve işler.
  • Doğrudan dosya üzerinden karar vermek konusunda kanunun mahkemeye takdir
    hakkı tanıdığı dava ve işler.
  •  İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti gibi geçici hukuki koruma talepleri ile deniz
    raporlarının alınması, dispeççi atanması talepleri ve bunlara karşı yapılacak olan itirazlar.
  •  Her çeşit nafaka davaları ile velayet ve vesayete ilişkin dava ve işler.
  •  Hizmet ilişkisinden doğan davalar.
  • Konkordato ve sermaye şirketleri veya kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden
    yapılandırılmasına ilişkin açılacak davalar.
  • Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.
  •  Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin
    uygulanacağı belirtilen dava ve işler.

Basit Yargılama Usulü Dilekçeler Aşaması

Basit yargılama usulünde dava açılması ve davaya cevap verilmesi dilekçe ile olur.

Basit yargılama usulünde cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak mahkeme durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkansız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek bir süre verebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhal bildirilir.

Basit yargılama usulüne tabi davalarda taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremezler.

Dava ve cevap dilekçeleri yönetmelikte belirlenecek formun doldurulması suretiyle de verilebilir.

Basit Yargılama Usulü Delil Sunma

Basit yargılama usulünde taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır.

Basit Yargılama Usulü İddia ve Savunmanın Genişletilmesi veya Değiştirilmesi Yasağı

Basit yargılama usulünde iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar.

Basit Yargılama Usulü Ön İnceleme ve Tahkikat

Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verecektir.

Daha önce karar verilemeyen hallerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hakim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.

Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hakim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir.

Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır.

Basit Yargılama Usulü Hmk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.

hatalı diş tedavisi

Hatalı Diş Tedavisi Nedeniyle Tazminat

Diş doktorlarının yapmış oldukları tıbbi müdahaleler kişinin bedenine doğrudan müdahale niteliğindedir. Bu yüzden diş doktorunun herhangi bir hatası söz konusu olduğunda bu durum haksız fiil ve suç oluşturmaktadır.

Diş Hekiminin Hukuksal Sorumluluğu 

Diş hekimin hukuksal sorumluluğu demek, doktorun tıbbi hatalardan dolayı olan sorumluluğu anlamına gelmektedir.

Diş hekiminin tıbbi hatalardan dolayı sorumluluğunun üç türü vardır:
• Ceza Sorumluluğu
• Tazminat Sorumluluğu
• Disiplin Sorumluluğu
Her üç halde de hekim bir yaptırım ile karşı karşıya kalacaktır. Ancak bu yaptırımlar birbirinden oldukça farklı niteliktedir. Biz bu yazımızda hekimin tazminat sorumluluğu üzerinde duracağız.

Diş Hekiminin Tazminat Sorumluluğu 

Tazminat sorumluluğu, diş doktorunun hatalı tıbbi müdahalesi ile meydana gelen gerek maddi ve gerekse manevi zararı karşılaması konularını kapsamaktadır. Bu tazminatların miktarı önceden belli değildir. Mahkeme tarafından meydana gelen somut zarara göre veya manevi tatmin amacına yönelik olarak belirlenecek ve hekim veya hastane tarafından bizzat hastaya veya hasta yakınlarına ödenecektir.

Hastanın sağlığının kötüleşmesine, acı çekmesine neden olduğu takdirde, hastanın kendisine tazminat ödemesi yapılacaktır. Ölümü halinde ise hasta yakınlarına ödeme yapılacaktır. Tazminat, hastanın veya yakınlarının uğradığı maddi ve manevi zararlar karşılığında ödenecektir.

Maddi tazminat, hastanın hatalı tıbbi müdahale dolayısıyla iyileşmek amacıyla yapmış olduğu harcamaların karşılığı olarak ödenecektir. Hastanın hatalı tıbbi müdahale dolayısıyla ikinci bir ameliyat yaptırması, bazı ilaç veya medikal malzemeyi kullanmak zorunda kalması durumunda, bu ikinci ameliyatın, ilaç ve medikal malzemelerin masrafları diş hekiminden talep edilebilecektir. Uygulamada Yargıtay hastanın sigortasının bu masrafları ödemesi durumunda, hastanın ayrıca bu masrafları talep edemeyeceğine karar vermektedir. Ancak bu takdirde de bu kez sigortanın diş hekiminden bu masrafları talep etmesi olanaklıdır.

Maddi tazminat ancak hastanın belgeleyebildiği harcamaların karşılığı olarak ödenir. Belgelenemeyen harcamaların ödemesi yapılmayacaktır.

Manevi tazminat ise hastanın hatalı müdahale dolayısıyla çektiği acının, ıstırabın karşılığı olarak ödenmesi gereken tazminattır. Bu tazminat özellikle hastanın ölümü durumunda büyük önem kazanır ve hasta yakınlarına hastanın ölümü dolayısıyla çektikleri acıyı hafifletmek amacıyla ödenir. Manevi tazminat miktarı maddi tazminattan farklı olarak hakimin takdirine bırakılmıştır. Somut olayın durumuna, hastanın veya yakınlarının maruz kaldığı olaylara göre hakim bu miktarı belirleyecektir.

Diş hekimi kamu görevlisi ise, başka anlatımla bir kamu hastanesinde görev yapıyorsa, hasta veya yakınları doğrudan hekim aleyhine tazminat davası açamaz. Bu durumda tazminat davası kurum aleyhine (Sağlık Bakanlığı, üniversite gibi) ve idare mahkemesinde açılır. Sonuçta kurum hakkında tazminat ödeme kararı çıkarsa, kurum bunu hastaya ödeyip, daha sonra ise diş hekiminden talep eder.

malpraktis

Malpraktis Davaları

Malpraktis Nedir ? 

Malpraktis, kötü, hatalı uygulama anlamına gelmektedir. Uygulamada; bir meslek mensubunun mesleklerini uygulaması esnasında ortaya çıkan kusurlu hareketlerdir.

Tıbbi malpraktis (doktor hatası) kavramı ise, sağlık çalışanlarının tedavi sırasında standart güncel uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya tedavinin eksik ya da yanlış yapması sonucu oluşan zarar şeklinde tanımlanabilir. Tıbbi ihmal, görev ihmali, görevi kötüye kullanma da denebilir.

Doktor hatası nedeniyle tazminat davası açabilirsiniz. Çünkü; doktor hatası sonucunda haksız fiile, sözleşmeye aykırılığa, vekaletsiz iş görme gibi hukuka aykırı fiillerle karşı karşıya kalmış oluyorsunuz.

Malpraktis davaları, sağlık çalışanlarının hatası nedeniyle oluşan dava türleridir. Hem ceza hem de tazminat davalarını kapsamaktadır. Bu makalemizde doktor hatası nedeniyle tazminat davası konusu hakkında bilgi verilecektir.

Malpraktis Davaları Nasıl Açılır ?

Hasta eğer hekimin kusurunu, zararın varlığını, kusur ve zarar arası nedensellik bağını ispat ederse maddi- manevi tazminat talebinde bulunma hakkına sahiptir. Zararın ispatı zarar görene düşmektedir. Maddi tazminat talebi halinde, ölüm ya da cismani bir zarar olmalıdır. Ölüm halinde uğranılan zararların bazıları Türk Borçlar Kanunu’nda belirlenmiştir. Bunlara cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin uğradıkları kayıpları örnek verebiliriz. Ölüm halinde tazminat talebini ölenin eşi, çocukları vs. yapabilir. Cismani zarar (bedensel zarar) halinde tazminat talebini sadece hasta yapmalıdır. Bedensel zarar halinde hastanın tedavi giderlerini, kazanç kaybını, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıpların, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıpların tazmin edilmesini isteyebilir. Unutulmamalıdır ki tazminat ve zarar eşit değildir. Yani zararın miktarı ile tazminat eşit olmak zorunda değildir ve tazminat miktarı zarardan fazla da olamaz.

Manevi tazminat talebi için de manevi zarar olmalıdır. Manevi zarar da malpraktis için kişinin sağlığındaki istenmeyen durumun gerçekleşmesi yeterli olacaktır. Manevi tazminat talebini hasta yapabileceği gibi ailesi de duyulan acı, elem ,keder nedeniyle yapabilir.

Malpraktis Davaları Kime Karşı Açılır ?

Kamu kurumlarında çalışan doktorlar için Anayasanın 129. maddesi gereği doktora doğrudan dava açılamaz. Bu nedenle kamu hastanelerindeki hatalı tıbbi uygulama için dava doğrudan ilgili kamu kurumuna açılmalıdır. Kamu kurumunun doktora rücu hakkı vardır.

Özel hastanelerdeki yanlış tıbbi uygulamalar için ise davayı hem tedaviyi gerçekleştiren doktor adına hem de hastane aleyhine açılabilir. Eğer hastaneye karşı dava açılacaksa hastane ve hasta arasındaki sözleşmeye göre dava açılabilir. Ancak özel hastanedeki doktora karşı dava açılacaksa o zaman TBK 49. maddeye göre dava açılması gerekmektedir.

Sağlık çalışanları, hastaya verdiği zararlardan dolayı Türk Borçlar Kanunu 49. madde uyarınca sorumlu tutulabilecektir.

Hekime yardımcı olan şahısların hastaya verdiği zararlardan dolayı yine Türk Borçlar Kanunu 49. madde uyarınca zarar veren şahısa karşı dava yoluna gidilebilecektir. Ya da TBK 66. madde ( Adam çalıştıranın sorumluluğu) uyarınca da istihdam eden hekime karşı dava yoluna gidilebilir.

Malpraktis Davalarında Görevli Mahkeme

Görevli mahkemeler duruma göre değişkenlik gösterir. Bu durumlara bakacak olursak;

  • Özel muayenehanesinde çalışan doktorun hata yapması sonucu açılacak olan tazminat davalarında görevli mahkeme Tüketici Mahkemesidir . Bu durumda hekim ve hasta arasında gerçekleşen sözleşme vekalet sözleşmesidir. Bu dava hekime karşı açılacaktır. Burada hasta tüketici konumundadır.
  • Özel hastanede çalışan bir hekimin hata yapması sonucu açılacak olan doktor hatası nedeniyle tazminat davasında görevli mahkeme Tüketici Mahkemesidir . Burada hekimle yapılan bir sözleşme yoktur. Sözleşme özel hastaneyle yapılmıştır. Dava özel hastaneye karşı açılacaktır. Hastane tacir, hasta tüketici konumundadır. Doktor burada taraf değildir. Doktor, burada TBK 116. maddeye göre ifa yardımcısıdır. Hastane tacir olduğu için Ticaret Mahkemesi görevli değil midir? diye düşünülebilir. Ancak burada özel hüküm olan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun devreye girdiği için görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi olacaktır.
  • Devlet hastanesindeki doktorun hata yapması sonucunda açılacak davada görevli mahkeme İdare Mahkemesi’dir . Ancak öncelikle idareye başvuru şartı vardır. Başvurunun cevaplanmaması veya olumsuz cevaplanması halinde dava Sağlık Bakanlığı’na karşı açılacaktır. Sağlık Bakanlığı tazminat öderse eğer bu tazminat doktora rücu edilecektir. Sağlık Bakanlığı doktora karşı Asliye Hukuk Mahkemesi’nde haksız fiil hükümlerine göre rücu davasını açacaktır.
  • Üniversite hastanelerinde yapılan hata nedeniyle açılacak olan malpraktis davasında görevli mahkeme İdare Mahkemesi’dir. Tazminat davası, üniversitenin rektörlüğüne  karşı açılacaktır. Ancak öncelikle başvuru yapılması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı’na karşı dava açılmayacaktır.
  • Sigorta şirketine (doktorun sorumluluk sigortası) karşı açılacak davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi’dir.

Doktor Hatası Nedeniyle Tazminat Davası Zamanaşımı

Tıbbi malpraktis davalarında zamanaşımı süreleri vardır.

Türk Borçlar Kanunu 49. maddeye (Haksız Fiil) dayanarak açılan davada, 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süresi vardır. Türk Borçlar Kanunu 72. maddeye bakacak olursak;

Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.  Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır

Vekalet sözleşmesine göre açılacak olan davalarda eskiden 5 yıllık zamanaşımı uygulanmaktaydı. Ancak artık 10 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. Vekalet sözleşmesi nedeniyle açılacak olan tazminat davalarında Türk Borçlar Kanunu 146. madde uygulama alanı bulacaktır:

Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.

Eser sözleşmelerinde (Meme estetiği, meme büyütme, meme küçültme, meme silikonu, yağ aldırma, kalça büyütme, saç ekimi gibi tıbbi hatalarda) ise 5 yıllık zamanaşımı uygulanmaktadır.

Malpraktis Davasında İstenebilecek Tazminatlar 

Doktor hatası sonucu zarar gören hastanın tazminat isteme hakkı bulunmaktadır:

1-) Maddi Tazminat – Doktorun hatası sonucu bu hatanın düzeltilebilmesi amacıyla harcanan tüm tedavi masrafları,  ayrıca kişinin iş görmezlikten dolayı da geçici veya sürekli ve bakıcı gideri maddi tazminata girmektedir.

2-) Manevi Tazminat – Bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.

3-) Destekten Yoksun Kalma Tazminatı – Doktor hatası sonucu ölen bir kişinin yaşarken destek verdiği kişilerin aldığı desteğin ölüm sebebiyle ortadan kalkması neticesinde destek alanların uğradıkları zarardır. Bu kişiler bu tazminatı sorumlu kişi veya kurumlardan isteyebileceklerdir.

Malpraktis Davasında Arabuluculuk Zorunlu Mu ? 

Tüketici veya Ticaret Mahkemesinde açılacak olan davalarda arabulucuya başvurmak zorunludur. Ancak İdare Mahkemesinde açılacak olan davalarda arabuluculuğa başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Doktor Mesleki Sorumluluk Sigortası

1219 Sayılı Kanun’a göre doktorlar, diş hekimleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorundadır. Bu sigorta priminin yarısı kendileri tarafından, diğer yarısı döner sermayesi bulunan kurumlarda döner sermayeden, döner sermayesi bulunmayan kurumlarda kurum bütçelerinden ödenir.

meme estetiği

Meme Estetiği Hataları Nedeniyle Tazminat Davası

Kadınların özellikle son zamanlarda en fazla talep ettiği cerrahi uygulamalar arasında yer alan meme estetiği, çoğunlukla meme büyütme, meme küçültme, meme dikleştirme ve meme ucu estetiği işlemleridir.

Yapılan bu estetik müdahale, kişinin istediği gibi sonuçlanmayabiliyor. Estetik doktorunun yaptığı bir hata veya başka bir komplikasyon gelişmesi sonucu estetik yaptırmak isteyen kişi mağdur olabiliyor. Özellikle yasal olmayan yerlerde ve meme estetiği uzmanı olmayan kişiler tarafından yapılan işlemlerin böyle sonuçlar doğurması kaçınılmaz olabiliyor. Peki yapılan yanlış estetik sonucunda ne gibi haklarınız var:

Göğüs Estetiği Hatası Nedeniyle Tazminat 

Yanlış göğüs estetiği nedeniyle mağdur olan kişi, sorumlulara karşı dava açarak kusurları oranında tazminat isteyebilecektir. Estetik mağduru kişi hem maddi hem manevi tazminat isteyebilecektir.

Yanlış göğüs estetiği tazminat hakkı; estetik yapacak kişi ve doktor arasında bir sözleşme kurulur. Bu sözleşme “eser sözleşmesi” dir. Eser sözleşmesine göre doktor, belli bir eser meydana getirmeyi taahhüt eder. Hasta ise yapılacak iş karşılığında bir bedel ödemeyi taahhüt eder. Burada eser konusu göğüs estetiğidir.

Meme Estetiği Hatası Nedeniyle Maddi Tazminat Davası 

Göğüs estetiği doktor hatası sonucu hastanın istediği gibi olmamışsa o zaman hasta kusurlu olan doktora karşı maddi tazminat davası açabilecektir.

Göğüs Estetiği Hatası Nedeniyle Manevi Tazminat Davası 

Yanlış göğüs estetiği sonucu mağdur olan hasta, kusurlu olan doktordan manevi tazminat talep edebilecektir. Böyle bir dava açmayı düşünüyorsanız mutlaka bir sağlık hukuku avukatına danışmanızı önermekteyiz.

Göğüs Estetiği Doktor Hatası 

müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden (doktordan), tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam  ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Konuyla ilgili detaylı bilgi açmak için mutlaka bir uzman sağlık hukuku avukatına danışmanınızı önermekteyiz.

Hatalı Göğüs Estetiği Nedeniyle Tazminat Davası Görevli Mahkeme

Estetik operasyonlar, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamına gireceğinden görevli mahkeme tüketici mahkemesi olacaktır. Yetkili mahkeme ise genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesi veya tüketici davalarına ilişkin özel yetki düzenlemesi gereği davacının yerleşim yeri mahkemesidir. Yani dava, hekim veya sağlık kurumunun bulunduğu yer tüketici mahkemesi yahut hastanın yerleşim yeri tüketici mahkemesinde açılabilir. Eğer davanın açılacağı yerde tüketici mahkemesi bulunmuyorsa, davaya asliye hukuk mahkemesi, tüketici mahkemesi sıfatıyla bakar.

Yanlış Meme Estetiği Tazminat Davası Zamanaşımı

Eser sözleşmeleri, genel olarak 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Hekimin ağır ihmalinin olduğu durumlarda ise bu süre 20 yıldır. Hekimin kararlaştırılandan farklı bir müdahale gerçekleştirmesi gibi vekaletsiz iş görme kapsamına giren hallerde ise 10 yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

estetik

Estetik Ameliyat Hatalarında Tazminat Davası

Estetik operasyonların yaygınlaşmasıyla birlikte bu müdahalelerden doğan hak kayıpları sebebiyle açılan tazminat davalarının sayısı da giderek artmaktadır. Estetik müdahaleler, büyük ölçüde sonuç taahhüt eden sözleşmeler niteliğinde karşımıza çıkar. Diğer operasyonların aksine, burun estetiği, meme estetiği, yağ aldırma, gerdirme gibi operasyonlarda hekim sonuç taahhüdünde bulunmaktadır. Bu yüzden hekimin sorumluluğu ağırlaştırılmış ve sonuca yönelik olarak karşımıza çıkar. Bu kapsamda hekimin gerekli özeni göstermesi yeterli olmayıp ayrıca taahhüt edilen sonuca uygun olarak borcunu ifa etmesi gerekir.

Estetik Müdahalelerle İlgili Sözleşmelerin Hukuki Niteliği

Hekimin veya sağlık kurumunun hastaya yapacağı müdahalelerde tazminat yükümlülüğünün kapsamı sözleşmenin niteliğine göre belirlenir. Estetik müdahaleler ve diş tedavileri haricindeki operasyonlar genel olarak vekalet sözleşmesi kapsamındadır. Bu tarz operasyonlara yönelik sözleşmelerde hekim veya kurum yalnızca iyi bir hekimden beklenecek objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmekle mükelleftir. Sonuç taahhüt edilmediğinden, beklenen sonucun gerçekleşmemesi, tek başına hekimin sorumluluğunu doğurmaz.

Ancak eser sözleşmesinde olduğu gibi sonuç taahhüdüyle gerçekleştirilen estetik operasyonlarda, hekim hem iyi bir hekimden beklenen dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun hareket etmeli, hem de kararlaştırılan sonuca uygun olarak işlemi tamamlamalıdır. Zira çoğu kez estetik müdahaleler tedavi amacıyla değil, görünümü güzelleştirme amacıyla gerçekleştirilmektedir. Yani burada hasta öyle bir konumdadır ki, sonucun gerçekleşmemesi ihtimalinde sözleşmeden beklediği yararı elde edemeyecek, aksine belki de öncesinden daha dezavantajlı bir durumla karşı karşıya kalabilecektir. Bu sebeple, her ne kadar aksini savunan görüşler mevcutsa da Yargıtay’ın da katıldığı hakim görüş, estetik operasyonların eser sözleşmesi niteliğinde olduğu ve istenen sonucun elde edilmemesi halinde hekimin veya kurumun sorumluluğuna başvurulabileceği yönündedir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da hekimin sorumluluğunun kusur sorumluluğu esaslarına göre belirleneceğidir. Yani hekim, iyi bir hekimden beklenen şekilde hareket etmiş, sonucun kararlaştırılan şekilde gerçekleşmesi için ideal çabayı sergilemiş, yine de örneğin hastadan kaynaklanan sebeplerle sonuç istenilen şekilde meydana gelmemişse, hekimin kusurlu olduğundan bahsedilemez. Kusur durumu ise bilirkişi raporu ile belirlenir.

Estetik Yapan Doktorun Borçları

Öncelikle hasta, yapılacak müdahaleden önce operasyonun olası sonuçları, riskleri, müdahale sonrası dikkat edilmesi gereken hususlar ve ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında aydınlatılmış olmalıdır. Bu aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dahi tek başına hukuki sorumluluğun doğması açısından yeterlidir. Zira hastanın rızası, olabildiğince açık ve anlaşılır bir bilgilendirme sonrasında alınmış olmalıdır ki, müdahale hukuka uygun olabilsin.

Sonucun kararlaştırılması ve sözleşmenin buna uygun olarak kurulması sonucunda, hekim artık hem amaca uygun güzel bir görünüm oluşturma hem de sürecin sağlıklı şekilde sonuçlandırılması borcu altına girmiş olur. Tekrar belirtelim ki, hekimin sonuca yönelik uygun davranışları, sonuç istenilen ve kararlaştırılan şekilde elde edilmedikçe, borcun gereği gibi ifası için yeterli değildir.

Ayrıca, hekimin şahsının önem arz ettiği ve güvenin büyük rol oynadığı bu tarz operasyonlar açısından hekimin bizzat ifa yükümlülüğü bulunmaktadır. Yani hekim, operasyonu bizzat gerçekleştirmelidir. Pek tabii, operasyon sırasında ifa yardımcısı olarak hemşire veya anestezist gibi bir takım diğer kişilerin ifa aşamasında rol oynaması mümkündür. Bu kişilerin sebep olduğu zararlardan da sözleşmenin tarafı olan hekim veya kurum sorumlu tutulabilir.

Estetik Ameliyat Hatalarında Talep Edilebilecek Hususlar 

Sonucun kararlaştırılan şekle aykırı olarak meydana gelmesi, “ayıp” olarak nitelendirilir. Bu halde, hasta ek ücret ödemeksizin ayıbın giderilmesini, ödediği ücretin iadesini, ayıp oranında bedelden indirim yapılmasını ve her türlü maddi ve manevi zararlarının giderilmesini talep edebilir.

Ayrıca, cismani zararlardan, iş gücü kaybından ve ekonomik geleceğinin sarsılmasından doğan talepler de genel hükümlere göre maddi zararlar çerçevesinde talep edilebilir. Örneğin, kişi elde edilen uygunsuz görünüm neticesinde ekonomik olarak elde edeceği değerlerden mahrum kalacaksa, yahut kişinin vücudunda müdahaleden kaynaklanan bir hasar meydana geldiyse, sözleşmenin tarafı olan hekim veya kurum bunları tazmin etmekle sorumlu tutulabilir.

Elde edilen görünümün kötü veya kararlaştırılan şekle uygun olmaması durumunda hasta, duyduğu şiddetli acı veya üzüntü sebebiyle manevi tazminata hükmedilmesini de talep edebilir.

Estetik Hata Nedeniyle Dava Kime Karşı Açılacak

Davanın kime karşı açılacağı konusu ise sözleşmenin kiminle yapıldığına göre değişiklik gösterir. Özel bir klinikte bizzat operasyonu gerçekleştirecek olan hekim ile hasta arasında kurulan sözleşmelerde davalı taraf doğrudan hekim olacaktır.

Şayet özleşme bir sağlık kurumu ile hasta arasında kurulmuşsa hekim ve operasyona katılan diğer çalışanlardan kaynaklanan zararlarla ilgili talepler doğrudan kuruma yönlendirilecektir.

Estetik Operasyon Hatalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme 

Görev ve yetki, ilgili davanın hangi mahkemede açılacağını belirleyen kurallardır. Estetik operasyonlar, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamına gireceğinden görevli mahkeme tüketici mahkemesi olacaktır. Yetkili mahkeme ise genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesi veya tüketici davalarına ilişkin özel yetki düzenlemesi gereği davacının yerleşim yeri mahkemesidir. Yani dava, hekim veya sağlık kurumunun bulunduğu yer tüketici mahkemesi yahut hastanın yerleşim yeri tüketici mahkemesinde açılabilir. Eğer davanın açılacağı yerde tüketici mahkemesi bulunmuyorsa, davaya asliye hukuk mahkemesi, tüketici mahkemesi sıfatıyla bakar.

Estetik Operasyon Hatalarında Açılacak Davada Zamanaşımı

Eser sözleşmeleri, genel olarak 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Hekimin ağır ihmalinin olduğu durumlarda ise bu süre 20 yıldır. Hekimin kararlaştırılandan farklı bir müdahale gerçekleştirmesi gibi vekaletsiz iş görme kapsamına giren hallerde ise 10 yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanır.