Kategori: Genel Kategori

Meme Estetiği Hataları İle İlgili Yargıtay Kararları

1-) Yargıtay 15. Hukuk Dairesi    2018/3043 Esas  –  2018/2820 Karar

Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik operasyon nedeniyle maddi ve manevi tazminatın tahsili istemiyle açılmış, mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm davacı vekilince temyiz olunmuştur.
Davacı vekili, müvekkili ile davalı doktor arasında 01.02.2013 tarihinde göğüs estetiği (göğüs büyütme) ameliyatı konusunda yapılan görüşme sonucu estetik müdahaleye karar verildiğini, bu aşamada hiçbir ölçüm yapmadan fotoğraf çekimi yapılmadan ve ayrıntılar sorulmadan sadece 300 cc yuvarlak silikon kullanılacağı ve bunun da 85 bedene tekabül edeceği bununla sorunun giderileceği, bedelinin de 5.000,00 TL olduğunu açıklayıp, bunların yanında vücudundan yağ alınarak göz kapağını ve alnını doldurup, bunun ileri yaşlarda kendisini daha iyi hissetmesine yol açacağını, bu işler için de 2.500,00 TL olmak üzere toplam 7.500,00 TL’ye anlaştıklarını, 2.000,00 TL kaparo istediğini, yapılan anlaşma ile 08.02.2013 tarihinde yapılan ameliyat sonrasında sol göğsünde aşırı bir şişlik ve göğüs uçlarında sarkma, aşağı doğru eğilim, aynı zamanda yüzüne yapılan dolgu ve aşırı şişlik nedeniyle de yüzünün tanınmaz hale geldiğini, davalı doktorun yapılan görüşmede müvekkiline 300 cc olması gerekirken 260 cc uyguladığını söylediğini, göğüs şekillerinin simetrik olmadığını, uçlarının aşağı sarktığını, sol göğsün aşırı şiş olması nedeniyle tekrar ameliyat gerektiğini, 2. ameliyatın 11 gün sonra yapıldığını, sonuçlarının ilk ameliyata göre daha vahim sonuçlar doğurduğunu, göğüsleri arasında 4-5 parmak boşluk kaldığını, koltuk altına yeni kesiler açtığını, bu kesilerin yanlış yerden açılması nedeniyle silikonların koltuk altına denk geldiğini ve yana dönüp uyumasının mümkün olmadığını, davalının bu ayıplı eylemi nedeniyle müvekkilinin en az 2 kez daha ameliyat olması ve bu ameliyatlar için 6’şar ay beklemesi gerektiğini, bu yapılacak ameliyatların davalının yanlış kesileri nedeniyle çözüm olamayacağının bilindiğini, ödeme gücü de bulunmadığını, yapılması gerekecek yeni ameliyat ve masraflarının maddi tazminat talepleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, yine davalı ile botoks uygulaması yönünde herhangi bir anlaşma bulunmamasına rağmen davalının vermiş olduğu faturalardan her iki ameliyatta da botoks uyguladığının anlaşıldığını, bu nedenlerle fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiş, 08.01.2014 tarihli dilekçesiyle de, maddi tazminat istemini 4.500,00 TL ameliyat ve hastane masrafları, 500,00 TL’de çalışılamayan süre nedeniyle gelir kaybı olduğunu açıklamıştır.
Davalı vekili ise, gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerin tamamının davacının bilgisi ve onamı dahilinde gerçekleştirildiğini, her iki müdahalenin de olumlu ve olumsuz yönlerinin tamamının anlatıldığını, davacının talep ettiği gibi 260 cc ölçüsündeki silikon protezlerin göğsüne yerleştirildiğini, ameliyatın son derece başarılı geçtiğini, daha sonra göğüslerine 300 cc ölçüsündeki silikon protez katılmasının talep ettiğini, ilk tıbbi müdahalenin başarılı sonuç vermesine rağmen bu talebi üzerine ayrıntılı onam formu aldığını ve bu operasyonun da kendi istemi ile gerçekleştirildiğini, bu ameliyat sonrasında da psikolojisini rahatlatamadığını, kalitesiz silikon kullanmadığını, dünyaca bilinen “Allergan” marka protez kullanıldığını, göğüs uçlarıyla ilgili herhangi bir müdahalesinin bulunmadığını, iki meme arasındaki genişlik ameliyat öncesindeki gibi olduğunu, maksimum 0,5-1 cm arasında değişikliğe uğradığını, silikon protezin kas altında cep hazırlanırken kasın göğüs kemiğine (sternum) liflerin fazla zorlanamayacağını, davacı tarafın iddialarının tıp literatürü ile bağdaşmadığını, müvekkilinin kusursuz olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu’nun vermiş olduğu 05.11.2014 tarihli raporuyla yapılan muayeneye göre her iki meme altında yaklaşık 5 cm’lik yara nedbe izlerinin meme büyütme yara insizasyonlarına bağlı olduğunun anlaşıldığı, her iki meme arasındaki hafif asimetrinin meme büyütme operasyonu sonrası beklenen bir komplikasyonu olduğu ve her iki memede yana kaymanın da protezin yer değiştirmesine bağlı her türlü özene rağmen oluşabilen, herhangi bir tıbbi ihmâl ve kusura izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, söz konusu durumun sekonder müdahalelerle düzeltilebileceği cihetle davalı hekime atfı kabil bir kusur tespit edilemediğinin bildirildiği, bu rapora itiraz üzerine alınan öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kurulun 09.10.2015 tarihli raporunda da aynı görüşle hekimin kusurlu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan raporların dosya kapsamı ile bağdaştığı söylenemez. Şöyleki, taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK’nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı, göğüslerinin büyütülmesi ve göz kapağı için estetik gayeyle davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanmasının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır.
Diğer yandan yüklenicinin borçları TBK’nın 471. maddesinde düzenlenmiş olup, (1)Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. (2) Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Denilmiş olup, Yüklenici olan hekimin de bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır.
Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin) sorumluluğundadır.
Diğer yandan, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin “Meslek Kurallarına Uyma” başlıklı 4. maddesinde, “araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standartın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis yada tedavi aşamasında yada müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık yada yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. Öte yandan ayrıca 5. maddede, aydınlatılmış rıza alınması zorunluluğu açık bir şekilde düzenlenmiştir.
Öte yandan, davacıya uygulanan işlem tıbbi müdahale olduğu için ve hastane ortamında yapılması nedeniyle yürürlükteki mevzuata göre de hastane kayıtlarının tam olarak tutulması zorunluluğu bulunmakta, hekimin hastadan onamını alma yükümlüğü de bulunmaktadır. Nitekim, 1279 sayılı Yasa’nın 70. maddesi uyarınca ağır tıbbi müdahalelerde hastanın rızasının alınması zorunluluğu da bulunmaktadır. Ayrıca Hususi Hastaneler kanunu uyarınca çıkartılan Hasta Hakları Yönetmeliği’nde de hastane kayıtlarının tam olarak tutulmasına ilişkin 7. ve 16. maddelerinde düzenlemeler bulunmakta olup, hastaya ait kayıtların da noksansız olarak tutulması zorunludur.
Mahkemece alınan Adli Tıp Raporunda, sonuç kısmında, ilk ameliyatta takılan 260 cc’lik meme protezi ve göbekten yağ alınarak göz kapaklarına enjeksiyon uygulamaları yapıldığı, işlem sonrasında yüzünün ve gözünün çok şiştiği operasyondan sonra kişinin göğüs büyüklüğünü yeterli bulmaması üzerine tekrar göğüs ölçülerini büyütmek istediği, ilgili hekimin bu işlem için erken olduğunu söylemesine rağmen kişinin tüm komplikasyonları ilgili hekimden dinleyerek ameliyatın yapılmasını istediği yazılı onam olarak belirtildiği, her iki göğsüne 300 cc’lik allergan jel protezin takıldığı, kişinin her iki göğüs araladığının geniş olmasından, yan yatamadığından şikayetçi olduğunu ifade ettiği, kişinin muayenesine her iki meme altında yaklaşık 5 cm’lik yara nedbe izlerinin meme büyütme yara inzisyonlarına bağlı olduğunun anlaşıldığı, her iki meme arasındaki hafif asimetrinin meme büyütme operasyonu sonrası beklenen bir komplikasyonu olduğu ve her iki memede yana kaymanın da protezin yer değiştirmesine bağlı her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir ihmal ve kusur izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, söz konusu durumun sekonder müdahalelerle düzeltilebileceğinden bahisle kusur bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olay değerlendirildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle işsahibi yararına sonuç vermediği gibi, 1. operasyon öncesi onamda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği ve kayıtların tam olarak tutulmadığı, eser sözleşmesi niteliği gereğince yüklenicinin edimini tam olarak yerine getirdiğinden söz edilemeyeceği ve kusurlu bulunduğu, komplikasyon konusunda aydınlatılmanın yetersiz olduğu gibi, komplikasyon yönetiminin de yeterli olmadığı dosya kapsamı ile anlaşıldığından, Adli Tıp Kurumu’nun yeterli gerekçe içermeyen raporuna dayanılması ve bu raporun tekrarı mahiyetindeki 2. rapor da gözetilerek karar verilmesi hatalı olmuştur.
Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, davalı hekimin kusurlu olduğu gözetilerek davacının istek kalemleri değerlendirilerek eserin kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olmamakla birlikte adli tıp raporunda belirtilen müdahalelerin neler olduğu ve tür ameliyatlarla ve ne miktarda giderilebileceği konusunda rapor alınıp, davacının gelir kaybı ve manevi tazminatla ilgili istek kalemleri de değerlendirilip, hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir.
Karar bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMAMSINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 03.07.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

2-) Yargıtay 15. Hukuk Dairesi    2018/415 Esas  –  2018/2123 Karar

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkin olup mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı davasında Almanya’da ikamet edip terzilik ile uğraştığını, 2010 yılının Nisan ayında meme silikonu yaptırmak için Almanya’dan Türkiye’ye geldiğini, uygulama için davalılara müracaat ettiğini, davalılarla 3500 euro bedel üzerinden anlaştıklarını, ücreti ödediğini bundan sonra ameliyat ile silikon uygulaması yapıldığını, ameliyat sonrası sağ göğüste oluşan ağrılar nedeniyle muayene gittiğini, iltihap olduğundan bahisle iğne ile iltihabın çekildiğini ve birkaç günlük işlemden sonra gidebileceğini söylediklerini, bunun üzerine Almanya’ya döndüğünü, Almanya’da banyoya girdiğinde sağ göğsünün altında delik açıldığını ve buradan iltihap ve kan geldiğini gördüğünü, bunun üzerine Almanya’da hastaneye gittiğini, orada kendisine antibiyotik tedavisi uygulandığını, ancak yaraların geçmemesi üzerine yapılan tetkikler sonucunda Almanya’daki doktorların Türkiye’de davalılarca yapılan meme protezi işleminin tıbben hatalı olduğunu, silikonların çıkarılması gerektiğini söylediklerini, Almanya’daki hastanede silikonların çıkarıldığını ve yaralar için tedavi uygulandığını, davalı hastane ve doktoru arayarak durumu anlattığını, hastane yetkililerinin kendisine Türkiye’ye gelmesini ve 2. kez uygulama yapacaklarını belirttiklerini, bunun üzerine Türkiye’ye gelerek hastaneye başvurduğunu, maddi ve manevi giderlerini istediğini, ancak kendisine eskisinden daha iyi bir silikon yapacaklarını söyleyerek ikna ettiklerini, 2011 yılının 11. ayında tekrar silikon uygulamasının hastanece yapıldığını, ancak sonucun değişmediğini ve tekrar aynı rahatsızlıklara maruz kaldığını, tekrar Türkiye’ye
geldiğini ve davalılara müracaat ettiğinde silikonun davalılar kararıyla çıkartıldığını, uygulanan müdahale nedeniyle şu an sağ kol bölgesinde ve parmaklarında his kaybı olduğunu, bu nedenle mesleğini yapamadığını belirterek meslekte kazanma gücünü kaybetmesinden doğan maluliyet sebebiyle 1.000,00 TL, hastane gideri için 6.000,00 TL, diğer masrafları için de 3.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL maddi tazminatın ve 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … Sağlık Tesisleri Limited Şirketi savunmasında davacının 10 Nisan 2010 tarihinde hastaneye gelerek sarkık göğüslerinin toparlanmasını ve silikon konmasını, göz kapaklarının düzeltilmesini, göz altındaki torbaların alınmasını ve yüzüne yağ enjekte edilmesini isteyerek hastanenin o dönem Plastik Cerrahi Uzmanı Doktor … ile görüştüğünü, 11.04.2010 tarihinde hastaneye yatan davacının Dr. …. tarafından göğüslerinin küçültülerek toparlandığını, protez konduğunu ve göz kapaklarının düzeltildiğini, yüzüne yağ enjekte edilerek hastanın 16.04.2010 tarihinde taburcu edildiğini, söz konusu operasyonun son derece başarılı geçtiğini, birkaç gün sonra davacının göğüslerindeki direnlerin çıkartıldığını, davacının Almanya’ya dönmesinde bir sakınca olmadığının belirlendiğini, aradan 1,5 yıl gibi bir zaman geçtikten sonra davacının 2011 yılının Kasım ayı başında tekrar Türkiye’ye geldiğini, göğsüne konan protezlerin daha büyükleri ile değiştirilmesini talep ettiğini, doktorun ise daha büyük protezin göğsüne uygun olmayacağını, dikkat etmediği takdirde dikilen kısımda açma yapabileceği konusunda hastayı uyardığını, ancak hastanın büyük göğüs istediğini, dikkatli olacağını söyleyerek ısrar ettiğini, bunun üzerine göğüsteki vaki protezlerin 11.11.2011 tarihinde çıkartılarak hastanın istediği büyük protezlerin takıldığını, daha sonra hastanın Almanya’ya döndüğünü, davacının döndükten sonra yapması gerekenleri yapmadığını, dikilen kısımlarda açılma olduğunu, bunun üzerine 18.02.2012 tarihinde davacının isteği üzerine konan protezlerin hastanede çıkartıldığını, bunun için davacıdan hiç bir şekilde para talep edilmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, diğer davalı cevap dilekçesi vermemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu ile adli tıptan alınan rapor dikkate alınarak davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının talebi ile davalı tarafından yapılan operasyon davacının göğüslerine güzel bir görünüm kazandırılması işlemi olup estetik bir işlem olduğu ve sonuç olarak tedavi değil güzelleşme amaçlandığından tarafların arasındaki ilişki hizmet ilişkisi değil 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisidir. Eser sözleşmesinin varlığı halinde uyuşmazlığın da eser sözleşmesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. Eser sözleşmelerinin diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran en önemli farklı sonuç sorumluluğu, yani tarafların anlaşmaları doğrultusunda yüklenicinin bir sonucu meydana getirmeyi taahhüt etmesidir. Sonucu taahhüt eden yüklenici Türk Borçlar Kanunu’nun 471. maddesi uyarınca iş sahibinin yararını gözeterek özen görevini sadakatle yerine getirmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun
belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışları esas alınacaktır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma, zararına olacak şeyleri yapmama anlamını da ifade eder.
Eser sözleşmesinde ve somut olayda güzelleşme amaçlı estetik ameliyatta yüklenici olduğu kabul edilen doktorun yükümlülüğü taahhütlerine, tıbbın gereklerine ve iyi niyet kurallarına uygun şekilde ameliyatı yapmak, davacı iş sahibinin sorumluluğu bedeli ödemektir. Davacı, davalı yüklenicilerin edimlerini yerine getirmediği, taahhüt ve tıbbın gereklerine uygun ameliyat yapmadığı ve estetik ameliyatın başarısız olduğunu ileri sürerek davasını açmıştır.
Mahkemece alınan 13.03.2014 tarihli bilirkişi raporunda ilk onam formunun yetersiz olduğu, hastanın yani davacının yeterince aydınlatılamadığı, yapılmış operasyon sırasında yapılacak ameliyata daha titizlikle yaklaşılması gerektiği açıklanmıştır. Bu durum davalı doktorun davacıyı uyarı görevini yerine getirmediğini ortaya koymakta olup mahkemece sorumluluğunun bulunmadığının kabulü yerinde olmamıştır. Mahkemece davalıların sorumlu olduklarının kabulü ile konusunda uzman bilirkişi heyeti oluşturularak davacının talip edebileceği maddi tazminat miktarının hesaplattırılması, uygun miktarda manevi tazminat miktarını belirleyip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 23.05.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Oylayın

Estetik Ameliyat Hatalarında Tazminat Davası

Estetik operasyonların yaygınlaşmasıyla birlikte bu müdahalelerden doğan hak kayıpları sebebiyle açılan tazminat davalarının sayısı da giderek artmaktadır. Estetik müdahaleler, büyük ölçüde sonuç taahhüt eden sözleşmeler niteliğinde karşımıza çıkar. Diğer operasyonların aksine, burun estetiği, meme estetiği, yağ aldırma, gerdirme gibi operasyonlarda hekim sonuç taahhüdünde bulunmaktadır. Bu yüzden hekimin sorumluluğu ağırlaştırılmış ve sonuca yönelik olarak karşımıza çıkar. Bu kapsamda hekimin gerekli özeni göstermesi yeterli olmayıp ayrıca taahhüt edilen sonuca uygun olarak borcunu ifa etmesi gerekir.

Estetik Müdahalelerle İlgili Sözleşmelerin Hukuki Niteliği

Hekimin veya sağlık kurumunun hastaya yapacağı müdahalelerde tazminat yükümlülüğünün kapsamı sözleşmenin niteliğine göre belirlenir. Estetik müdahaleler ve diş tedavileri haricindeki operasyonlar genel olarak vekalet sözleşmesi kapsamındadır. Bu tarz operasyonlara yönelik sözleşmelerde hekim veya kurum yalnızca iyi bir hekimden beklenecek objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmekle mükelleftir. Sonuç taahhüt edilmediğinden, beklenen sonucun gerçekleşmemesi, tek başına hekimin sorumluluğunu doğurmaz.

Ancak eser sözleşmesinde olduğu gibi sonuç taahhüdüyle gerçekleştirilen estetik operasyonlarda, hekim hem iyi bir hekimden beklenen dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun hareket etmeli, hem de kararlaştırılan sonuca uygun olarak işlemi tamamlamalıdır. Zira çoğu kez estetik müdahaleler tedavi amacıyla değil, görünümü güzelleştirme amacıyla gerçekleştirilmektedir. Yani burada hasta öyle bir konumdadır ki, sonucun gerçekleşmemesi ihtimalinde sözleşmeden beklediği yararı elde edemeyecek, aksine belki de öncesinden daha dezavantajlı bir durumla karşı karşıya kalabilecektir. Bu sebeple, her ne kadar aksini savunan görüşler mevcutsa da Yargıtay’ın da katıldığı hakim görüş, estetik operasyonların eser sözleşmesi niteliğinde olduğu ve istenen sonucun elde edilmemesi halinde hekimin veya kurumun sorumluluğuna başvurulabileceği yönündedir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da hekimin sorumluluğunun kusur sorumluluğu esaslarına göre belirleneceğidir. Yani hekim, iyi bir hekimden beklenen şekilde hareket etmiş, sonucun kararlaştırılan şekilde gerçekleşmesi için ideal çabayı sergilemiş, yine de örneğin hastadan kaynaklanan sebeplerle sonuç istenilen şekilde meydana gelmemişse, hekimin kusurlu olduğundan bahsedilemez. Kusur durumu ise bilirkişi raporu ile belirlenir.

Estetik Yapan Doktorun Borçları

Öncelikle hasta, yapılacak müdahaleden önce operasyonun olası sonuçları, riskleri, müdahale sonrası dikkat edilmesi gereken hususlar ve ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında aydınlatılmış olmalıdır. Bu aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dahi tek başına hukuki sorumluluğun doğması açısından yeterlidir. Zira hastanın rızası, olabildiğince açık ve anlaşılır bir bilgilendirme sonrasında alınmış olmalıdır ki, müdahale hukuka uygun olabilsin.

Sonucun kararlaştırılması ve sözleşmenin buna uygun olarak kurulması sonucunda, hekim artık hem amaca uygun güzel bir görünüm oluşturma hem de sürecin sağlıklı şekilde sonuçlandırılması borcu altına girmiş olur. Tekrar belirtelim ki, hekimin sonuca yönelik uygun davranışları, sonuç istenilen ve kararlaştırılan şekilde elde edilmedikçe, borcun gereği gibi ifası için yeterli değildir.

Ayrıca, hekimin şahsının önem arz ettiği ve güvenin büyük rol oynadığı bu tarz operasyonlar açısından hekimin bizzat ifa yükümlülüğü bulunmaktadır. Yani hekim, operasyonu bizzat gerçekleştirmelidir. Pek tabii, operasyon sırasında ifa yardımcısı olarak hemşire veya anestezist gibi bir takım diğer kişilerin ifa aşamasında rol oynaması mümkündür. Bu kişilerin sebep olduğu zararlardan da sözleşmenin tarafı olan hekim veya kurum sorumlu tutulabilir.

Estetik Ameliyat Hatalarında Talep Edilebilecek Hususlar 

Sonucun kararlaştırılan şekle aykırı olarak meydana gelmesi, “ayıp” olarak nitelendirilir. Bu halde, hasta ek ücret ödemeksizin ayıbın giderilmesini, ödediği ücretin iadesini, ayıp oranında bedelden indirim yapılmasını ve her türlü maddi ve manevi zararlarının giderilmesini talep edebilir.

Ayrıca, cismani zararlardan, iş gücü kaybından ve ekonomik geleceğinin sarsılmasından doğan talepler de genel hükümlere göre maddi zararlar çerçevesinde talep edilebilir. Örneğin, kişi elde edilen uygunsuz görünüm neticesinde ekonomik olarak elde edeceği değerlerden mahrum kalacaksa, yahut kişinin vücudunda müdahaleden kaynaklanan bir hasar meydana geldiyse, sözleşmenin tarafı olan hekim veya kurum bunları tazmin etmekle sorumlu tutulabilir.

Elde edilen görünümün kötü veya kararlaştırılan şekle uygun olmaması durumunda hasta, duyduğu şiddetli acı veya üzüntü sebebiyle manevi tazminata hükmedilmesini de talep edebilir.

Estetik Hata Nedeniyle Dava Kime Karşı Açılacak

Davanın kime karşı açılacağı konusu ise sözleşmenin kiminle yapıldığına göre değişiklik gösterir. Özel bir klinikte bizzat operasyonu gerçekleştirecek olan hekim ile hasta arasında kurulan sözleşmelerde davalı taraf doğrudan hekim olacaktır.

Şayet özleşme bir sağlık kurumu ile hasta arasında kurulmuşsa hekim ve operasyona katılan diğer çalışanlardan kaynaklanan zararlarla ilgili talepler doğrudan kuruma yönlendirilecektir.

Estetik Operasyon Hatalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme 

Görev ve yetki, ilgili davanın hangi mahkemede açılacağını belirleyen kurallardır. Estetik operasyonlar, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamına gireceğinden görevli mahkeme tüketici mahkemesi olacaktır. Yetkili mahkeme ise genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesi veya tüketici davalarına ilişkin özel yetki düzenlemesi gereği davacının yerleşim yeri mahkemesidir. Yani dava, hekim veya sağlık kurumunun bulunduğu yer tüketici mahkemesi yahut hastanın yerleşim yeri tüketici mahkemesinde açılabilir. Eğer davanın açılacağı yerde tüketici mahkemesi bulunmuyorsa, davaya asliye hukuk mahkemesi, tüketici mahkemesi sıfatıyla bakar.

Estetik Operasyon Hatalarında Açılacak Davada Zamanaşımı

Eser sözleşmeleri, genel olarak 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Hekimin ağır ihmalinin olduğu durumlarda ise bu süre 20 yıldır. Hekimin kararlaştırılandan farklı bir müdahale gerçekleştirmesi gibi vekaletsiz iş görme kapsamına giren hallerde ise 10 yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanır.

Oylayın

Yeni Satın Alınan Evden Kiracının Tahliyesi

Üzerinde kira sözleşmesi yapılmış olan bir konut veya çatılı iş yerinin, içerisinde kiracı varken de satış veya başka bir yolla devredilmesi mümkündür. Bu halde karşımıza, kiralananı devren kazanmış olan yeni malikin (ev sahibi) kira sözleşmesini devam ettirme yükümlülüğü altında tutulup tutulmayacağı sorunu çıkar.

Hukukumuzda sözleşmeler, kural olarak yalnızca tarafları bağlar. Fakat kanun kiracının korunması amacıyla, bu şekilde kiralananın sonradan üçüncü kişiye devredilmesi hallerinde sözleşmenin ayakta tutulmasını esas kabul eder. Ancak öyle haller vardır ki, yeni maliki var olan sözleşme ile bağlı tutmak, malik açısından çekilmez bir hal alabilir. Örneğin, konut olarak kullanmak amacıyla bir taşınmazı satın alan ve bu amaçla kullanabileceği başka bir taşınmaz da bulunmayan kişi, satın aldığı taşınmazın kira sözleşmesine konu edilmiş bulunması dolayısıyla kiralanandan yararlanamayacak mıdır? Bu gibi ihtiyaçlar sebebiyle kanun koyucu, bazı şartların da varlığı halinde, yeni ev sahibine kiralananın tahliyesini talep etme hakkı tanımıştır. Türk Borçlar Kanunu 351. madde bunu açıkça belirtmiştir :

“Madde 351 – Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir.

Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.”

Görüldüğü üzere, kanun yeni malikin ihtiyacı sebebiyle, yazılı bildirim şartını da yerine getirmek kaydıyla, kira sözleşmesinin dava yoluyla sona erdirilmesine imkan tanımıştır. Bu ihtiyaç hallerini ve bildirim usulünü aşağıda detaylı şekilde inceleyeceğiz. Ayrıca unutmadan söyleyelim ki, Türk Borçlar Kanunu’nun bu maddesi, konut ve çatılı iş yeri kiraları için özel hüküm niteliğindedir. Bunlar dışında kalan kira sözleşmelerinde bu madde uygulanmaz.

Yeni Ev Aldım Kiracı Çıkmıyor 

Kanun, taşınmazı edinen kişinin kendisinin, eşinin, altsoyunun (çocuklar, torunlar vs.), üstsoyunun (anne, baba, büyükanne, büyükbaba vs.) ve kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin ihtiyaçlarına tahliyenin talep edilmesi bakımından sonuç bağlar. Bu ihtiyaç, konut bakımından olabileceği gibi işyeri bakımından da mevcut olabilir. Yargıtay içtihatlarında, bu ihtiyacın samimi olması gerektiğini birçok kez vurgulamıştır. Örneğin, kira sözleşmesine konu taşınmazı kullanmaya ihtiyacı olduğu iddia edilen kişinin, aynı veya daha iyi koşullarda kullanabileceği başka bir taşınmaz mevcutsa ve buna rağmen kiralananın tahliyesi talep ediliyorsa, bu durumda samimi bir ihtiyaçtan bahsedilemez.

Yeni Ev Aldım Kiracıyı Nasıl Çıkarabilirim ?

Öncelikle yeni ev sahibi (malik), kendisinin veya maddede sayılan diğer kişilerin ihtiyacını samimi şekilde ispat edebiliyor olsun. İspatından emin olan yeni ev sahibi kiracıya bildirim yapmalıdır. Bildirim yapmadan dava yoluna gidilemeyecektir.

İlk olarak, kiralananı iktisap ettiği tarihten başlayarak 1 ay içinde yazılı olarak kiracıya durumu bildirmelidir. Bu bildirimin sonuç doğurabilmesi için 1 aylık süre içerisinde bu bildirimin kiracının eline ulaşmış olması gerekir. Yazılı şekil şartının karşılanması için bildirimin noter aracılığıyla yapılması şart olmamakla birlikte, 1 aylık süreye uyulması ve ispat açısından kolaylık sağlayacaktır. Yoksa bildirimin geçerli olabilmesi için yalnız yazılı şekilde yapılması yeterlidir.

Bu bildirimin yapılmasından sonra kanun davanın açılması için 6 aylık bir süre belirlemiştir. Bu 6 ayın ne zaman başlayacağı konusunda kanunda açıklık bulunmamakla birlikte, uygulamada devrin gerçekleştiği tarih esas alınır. Dikkat edilirse, burada uygulanan, yukarıdaki maddenin 1. fıkrasındaki usuldür. Bu fıkra hükmü uygulanırken, sözleşmenin kalan süresinin 6 aydan uzun veya kısa olması önem arz etmez. Dava her halde iktisap tarihinden en az 6 ay sonra açılacaktır. O halde, kira sözleşmesinin kalan süresinin 6 aydan kısa olduğu hallerde, bu fıkra hükmü yerine 2. fıkra hükmünün uygulanması yeni malik açısından daha elverişli olacaktır.

Şimdi de 2. fıkra hükmünü inceleyelim. Buna göre yeni malik, dilerse sözleşmenin bitiminden itibaren 1 ay içinde açacağı dava yoluyla da sözleşmeyi sona erdirebilir. Görüldüğü üzere bu fıkra hükmü, ayrıca bir bildirim yapılmasını gerekli görmemiştir. Şimdi de 351. maddenin uygulanması bakımından bir örnek verelim.

04.09.2021 tarihinde sona erecek olan kira sözleşmesine konu taşınmaz 01.07.2021 tarihinde yeni malik tarafından iktisap edilmiş olsun. Bu durumda iktisap tarihiyle sözleşmenin sona erme tarihi arasında yaklaşık 2 aylık bir süre bulunmaktadır. O zaman 2. Fıkra hükmüne göre 04.09.2021 tarihinden itibaren 1 ay içerisinde, yani 04.10.2021 tarihine kadar ilgili davanın açılması mümkündür. Ayrıca bir bildirim yapılmasına gerek yoktur. Bu halde dahi 01.08.2021 tarihine kadar yapılacak yazılı bildirimle 01.01.2022 tarihinden itibaren 1. fıkra hükmüne göre dava açılması imkan dahilindedir. Görüldüğü üzere, hangi fıkra hükmünün uygulanacağı somut olayın şartlarına göre yeni malik tarafından belirlenebilir.

Elbette kiralayan tarafta tek bir kişi mevcut ise, bildirim bu kişiye yapılacak ve açılacak dava bu kişiye karşı ikame edilecektir. Ancak birden fazla kiralayanın olduğu durumlarda bildirim her bir kişiye ayrı ayrı yapılmalı ve davalı tarafta kiracılardan her biri bulunmalıdır. Kiralanan taşınmazın aile konutu olarak kullanılması durumunda da söz konusu bildirim hem kiracıya hem de eşine ayrı ayrı yapılmalıdır.

Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Tahliye talepli davayı açan yeni malik, bu davayı kazanması ve taşınmazı tahliye ettirmesi durumunda, belirli bir süre için bu taşınmazı nasıl kullanacağına dikkat etmelidir. Zira 3 yıllık süre geçmeden, tahliye edilen taşınmazın başka bir kişiye kiraya verilmesi durumunda, yeni malikin hakkını kötüye kullanmış olduğu iddiasıyla tazminat talep edilmesi mümkündür. Türk Borçlar Kanunun ilgili maddesini birlikte inceleyelim.

Madde 355 – Kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz.

Yeniden inşa ve imar amacıyla boşaltılması sağlanan taşınmazlar, eski hâli ile, haklı sebep olmaksızın üç yıl geçmedikçe başkasına kiralanamaz. Eski kiracının, yeniden inşa ve imarı gerçekleştirilen taşınmazları, yeni durumu ve yeni kira bedeli ile kiralama konusunda öncelik hakkı vardır. Bu hakkın, kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması gerekir; bu öncelik hakkı sona erdirilmedikçe, taşınmaz üç yıl geçmeden başkasına kiralanamaz.

Kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı takdirde, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.

İhtiyaç sebebiyle kiralananı tahliye ettiren ve henüz 3 yıl geçmeden eski kiracıdan başkasıyla sözleşme akdeden yeni malik bakımından 1. ve 3. fıkra hükümleri uygulama alanı bulur. Bu durumda malik aleyhine son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminata hükmedilebilir. Yeni malik ancak haklı sebeplerin varlığını iddia ederek tazminat ödemekten kurtulabilir. Malikin kötü niyetli olduğu durumlarda hakim daha yüksek bir tazminata da hükmedebilir

Oylayın

Kat Mülkiyeti Hukuku

Kat Mülkiyeti Nedir ?  

Kat mülkiyetinin tanımı Kat Mülkiyeti Kanunu 3. madde 1. fıkrada yapılmıştır:

Kat mülkiyeti, arsa payı ve ana gayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyettir.

Kat mülkiyeti hukukunda bağımsız bölüm üzerindeki (örneğin daire üzerindeki) mülkiyet hakkının dayanağı malik kişinin ana taşınmaz üzerinde sahip olduğu arsa payıdır. Arsa üzerindeki mülkiyet hakkı ile bağımsız bölüm üzerindeki mülkiyet hakkı birbiriyle bağlantılıdır. Yani bağımsız bölümün mülkiyeti arsa payına bağlıdır. Bu nedenle arsa payı olmadan bağımsız bölüm kazanılamaz ve devredilemez.

Bağımsız Bölüm Nedir ?

Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre bağımsız bölüm, ana gayrimenkulün ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olan ve bağımsız mülkiyete konu olan bölümlere denir. Kat mülkiyeti bağımsız bölüm üzerinde kurulabilir. Bir yapıda bulunan kat, daire, dükkan, depo, mağaza, mahzen gibi bölümler bağımsız bölümlerdir.

Kat Mülkiyeti Kurulması İçin Gereken Özellikler

Kat mülkiyetinin kurulabilmesi için yapının belli özelliklere sahip olması gerekmektedir. Kat mülkiyeti kurulabilmesi için sahip olunması gereken özellikler :

1-) Yapının Tamamının Kargir Olması 

Kat mülkiyetinin kurulabilmesi için öncelikle yapının tamamının kargir yapı niteliği taşıması gerekir. Bir yapının kargir olup olmadığını Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün izahnamesinde belirtilmiştir.

2-) Yapının Tamamlanmış Olması Gerekir 

Kat mülkiyeti kurulmak istenen yapının tamamen tamamlanmış olması gerekir. Bir yapının tamamlanmış sayılabilmesi için yapı kullanma izin belgesinin (iskan belgesi) alınmış olması gerekir.

Kat mülkiyeti yapının tümü üzerinde kurulabilir. Sadece birkaç bağımsız bölüm üzerinde kat mülkiyeti kurulamaz.

Kat Mülkiyeti Nasıl Alınır ?

Bir yapının kat mülkiyeti kurulabilmesi için ana taşınmazın maliklerinin iradesi  veya bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir.

1-) Kat Mülkiyetinin Maliklerin İradesiyle Kurulması 

Kat Mülkiyeti Kanunu 10. madde ve devamında maliklerin iradesiyle kat mülkiyetinin kurulabileceği belirtilmiştir. Buna göre;

Ana taşınmazda kat mülkiyeti kurulabilmesi için tüm maliklerin onayı şarttır. Kat mülkiyetinin kurulabilmesi için o gayrimenkulün malikinin veya bütün paydaşların tapu idaresine başvurusu gerekmektedir.

Kat mülkiyeti resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğmaktadır. Bu resmi senet tapu memurunca düzenlenir.

2-) Kat Mülkiyetinin Dava Yoluyla Kurulması 

Maliklerin irade ile kurulamayan kat mülkiyeti, ortaklığın kat mülkiyeti kurulmak suretiyle giderilmesi davası ile kurulabilir.

Oylayın

Boşanmada Ev Eşyaları

Özellikle çekişmeli boşanma davasının görülmesi sırasında taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklardan en önemlisi de kişisel eşya ve ev eşyaları konusudur. Bu durumda yaşanan uyuşmazlıklar üzerine açılacak olan eşya alacağı davaları ile eşlerden her biri diğerinde bulunan eşyasını evlilik birliğinin devamı sırasında veya evlilik birliğinin sonlanması halinde isteyebilecektir.

Okumaya devam et

Oylayın

Tüketici Hakları

Tüketici Kime Denir?

Türk Dil Kurumu’nda Tüketici “mal ve hizmetlerden yararlanan, satın alıp kullanan, tüketen kimse” olarak tanımlamıştır.

Tüketici Şikayetleri Nasıl Yapılır?

Tüketici bir değer karşılığı satın aldığı/kullandığı ürün ile ilgili bir problem olduğu takdirde öncelikle hizmeti aldığı firmaya başvurmalıdır. Problem ilgili firma aracılığı ile çözülmediği takdirde Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru yapılabilmektedir.

Tüketici Hakem Heyeti Nedir?

Tüketici Hakem Heyeti tüketici işlemlerinden ortaya çıkan sorunları çözüme kavuşturmak amacıyla kurulmuştur. İlgili işlemden ortaya çıkan sorunun çözüme kavuşmaması halinde tarafların da başvurusuyla Tüketici Hakem Heyeti devreye girecektir.

Tüketici Hakem Heyeti Başvuru Nasıl Yapılır?

Başvuru avukat aracılığı ile veya şahsi olarak yapılabilir. Söz konusu hizmet veya malda ortaya çıkmış olan sorun başvuru dilekçesinde detaylıca anlatılmalı, elde varsa delillere yer verilmelidir.

Başvuru şahsi olarak yapılacaksa e devlet üzerinden Tüketici Bilgi Sistemi sayfasından veya fiziki olarak yetkili Tüketici Hakem Heyeti’ne gidilerek yapılmalıdır. Sözlü başvuru yapılamamaktadır.

Başvuru Dilekçesinde Neler Yer Almalıdır?

  • Şikayet edenin; adı, soyadı, TC kimlik numarası, adresi ve iletişim bilgileri
  • Talep (açıkça çözüme ulaştırılması istenen konu ve sonucu)
  • Uyuşmazlık değeri (TL cinsinden)
  • Şikayet edilene ait bilgiler

Kimler Tüketici Hakem Heyetine Başvurabilir?

Tüketici Hakem Heyetine tüketiciler, üreticiler ve sağlayıcılar başvurabilir.

Tüketici Hakem Heyetine Hangi Konularda Başvurulabilir?

Konusu tüketici işlemi olan ve tüketici, üretici ve sağlayıcı tarafından sağlanan tüm işlemlerde Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurulabilir.

Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Yapılması İçin Parasal Bir Sınır Var Mıdır?

Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru yapılmasında parasal sınırlar vardır. 2021 yılı itibariyle söz konusu sınırlar şu şekildedir:

  • 7,550.00 Türk Lirası altında kalan uyuşmazlıklarda İlçe Tüketici Hakem Heyetleri’ne
  • Büyükşehir statüsündeki İller için 7,550.00 TL ile 11,330.00 TL arasındaki uyuşmazlıklar için İl Tüketici Hakem Heyetleri’ne
  • Büyükşehir statüsünde olmayan İl merkezlerinde 11,330.00 TL altında kalan uyuşmazlıklar için İl Tüketici Hakem Heyetleri’ne
  • Büyükşehir statüsünde olmayan İl ‘e bağlı İlçelerde 7,550.00 TL ile 11,330.00 TL arasındaki uyuşmazlıklar için İl Tüketici Hakem Heyetleri’ne başvurulmalıdır.

11,330.00 TL üzerindeki uyuşmazlık söz konusu olduğu takdirde Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuruda bulunulamaz. Uyuşmazlığın 11,330.00 TL’nin üzerinde olması halinde Tüketici Mahkemeleri görevlidir.

Başvurular Ne Kadar Sürede Çözüme Kavuşturulur?

Tüketici Hakem Heyeti’ne yapılan başvurular en geç altı ay içerisinde sonuçlandırılır. Uyuşmazlığın niteliğine bağlı olarak bu süre bir defa olmak üzere altı ay daha uzatılabilir.

Tüketici Hakem Heyeti’nin Kararına İtiraz Edilebilir Mi?

Tüketici Hakem Heyeti’nin vermiş olduğu kararın taraflara tebliğ edilmesinin üzerinden 15 gün içerisinde taraflar yetkili Tüketici Mahkemesi’ne itirazda bulunabilir. Tüketici Mahkemesi’nin itiraz üzerine verdiği karar kesindir. İtiraz sebebiyle Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru yapılamamaktadır.

Yetkili Tüketici Hakem Heyeti Neresidir?

Tüketicinin yerleşim yeri veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki Tüketici Hakem Heyeti yetkilidir.

Tüketici Hakem Heyeti’nin Kararı Tarafları Bağlar Mı?

Tüketici Hakem Heyeti’nin kararları bağlayıcıdır. Verilen kararın yerin getirilmemesi halinde tarafların icra takibi başlatma hakkı vardır.

Tüketici Hakem Heyeti’ne Başvurmak Ücretli Mi?

Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılması için herhangi bir ücret ödenmesi gerekmemektedir. Verilen karara Tüketici Mahkemesi’nde yapılacak olan itirazda da tüketiciler harçtan muaf tutulmuştur fakat gider avansı ödenmesi gerekmektedir.

 

 

Oylayın

Online Avukat

Küresel pandemi döneminde hem dünyada hem Türkiye’de internet ve sosyal medya kullanım oranlarında artış olduğu belirlenmiştir.

Online avukat danışmanlığı, ülkemizde özellikle yaşadığımız pandemi sonrası artış göstermiştir. Online danışmanlık; uzman bir avukatın internet üzerinden sizinle hukuki sorunlarınız üzerine konuşması ve hukuki destek ve yardım sunmasıdır. Hukuki danışmanlığın yüz yüze bir şekilde yapılması elbette ki danışmanlık alan kişi için daha iyi olacaktır. Ancak şartlar zorladığında ihtiyacı olan kişilere teknolojiden yararlanılarak yardımcı olmak faydalı olacaktır. Uzakta bulunan veya istediği etkin ve yararlı hukuki danışmanlığı bulamayan müvekkil adaylarımızın interneti kullanarak görüntülü veya sesli bir şekilde online danışmanlık hizmeti alabilirler.

Online Avukat – Online Hukuki Danışmanlık hizmeti hangi durumlarda avantajlı olur ?

  • Kişinin bulunduğu yerde hukuki danışmanlık alabileceği bir uzman avukat yoksa,
  • Kişinin zaman sorununun olması,
  • Kişinin fiziksel bir sorununun olması,
  • Kişinin işten izin alamaması,
  • Salgın hastalık veya başka nedenlerle evde vakit geçirme zorunluluğu varsa

online avukata sor, online hukuki danışmanlık kullanılabilecektir.

Evinizde, ofisinizde veya uygun olan herhangi bir yerde bile online danışmanlık hizmeti alabilirsiniz.  Sonuç olarak; online danışmanlık bir ihtiyaçtan doğmuştur ve gerektiğinde kullanılırsa bir çok yararı bulunmaktadır. 

Online Hukuki Danışmanlıkta Etik Kuralları

  • Online hukuki danışma hizmeti verecek kişinin avukat olup olmadığının danışacak kişi tarafından anlaşılması ve güven oluşturması amacıyla online danışmanlık öncesi kimlik doğrulama yapılabilir.
  • Online hukuki danışma hizmetinde gizlilik en önemli ilkelerden bir tanesidir. Danışmanlık almak isteyen kişinin paylaşacağı her türlü bilgi, belge, görüntü ve sesin korunması konusunda gerekli önlemler alınmalıdır.
  • Yüz yüze hukuki danışmanlık için geçerli olan tüm etik kuralları online hukuki danışmanlık hizmeti için de geçerli olmalıdır.

Online Hukuki Danışmanlık İçin Nasıl Randevu Alabilirim ?

Online avukat randevusu için 05443120902 telefon numaramızı arayarak randevu alabilirsiniz. Yapacağımız telefon görüşmesinde randevu tarih ve saati kararlaştırılacak.

Hangi Uygulama Üzerinden Görüşme Yapılacak ?

Telefonunuzda bulunan Whatsapp – Facetime üzerinden, veya vermiş olduğunuz Skype ya da Zoom adresinden randevu saatinizde sizi arayarak görüntülü veya sesli görüşme hizmetini başlatmaktayız.

Online Danışmanlık Ödemesi Nasıl Olacak ? 

Telefonda randevu tarihi ve saati kararlaştırıldıktan sonra size göndereceğimiz İBAN adresine danışmanlık ücreti yatırılması gerekmektedir. Aksi takdirde online danışmanlık hizmeti başlamayacaktır.

Peki Size Nasıl Güveneceğim ?

İnternet sitemizde açık adresimiz bulunmaktadır. Ayrıca İSTANBUL BAROSU LEVHA sayfasından veya TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ AVUKAT ARAMA sayfasından sizinle görüşecek olan avukatımızın bilgilerini teyit edebilirsiniz.

Oylayın

Ön Ödemeli Konut Satışı

Tamamen bitmemiş bir konutun ön ödeme alınarak satılması durumunda ön ödemeli konut satışı sözleşmesi yapılmalıdır. Ön ödemeli konut satışı sözleşmesi 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 40 ve 46. maddeleri arasında düzenlenmiştir.

Ön ödemeli konut satışı sözleşmesi, satış sözleşmesinin bir türüdür. Konutun satılmasında mülkiyet ve zilyetliğin devri söz konusu olduğu için Türk Borçlar Kanunu’nun 207/1 ve 210. maddeleri de uygulanacaktır.

Ön Ödemeli Konut Satışında Satıcının Devir ve Teslim Borcu

Ön ödemeli konut satışı, satış sözleşmesinin bir türü olduğundan dolayı satıcının asli borcu konutun mülkiyetinin ve zilyetliğinin devridir. Konutun sadece mülkiyet veya zilyetliğinin devredilmesi durumunda satıcının borcu gereği gibi yerine getirdiği söylenemez. Yapılan inşaatın ortak alanlarının veya eklentilerinin eksik olmasına rağmen tapunun alıcıya devredilmesi borcun gereği gibi ifa edilmediğini gösterir. Tam bir ifadan bahsedebilmek için, kat mülkiyeti tapusuyla beraber inşaatı tamamlanmış bir yapının zilyetliğinin devriyle mümkündür. Aksi halde satıcı borcunu eksik ifa etmiş olacaktır.

Konutun Teslim Süresi

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 44. maddesine göre; “Ön ödemeli konut satışında devir veya teslim süresi sözleşme tarihinden itibaren otuz altı ayı geçemez. Kat irtifakının tüketici adına tapu siciline tescil edilmesiyle birlikte zilyetliğin devri hâlinde de devir ve teslim yapılmış sayılır.” 

Satıcı 36 ay içinde borcunu kanunda belirtilen şekliyle kısmen ifa etmelidir. Borcun kalan kısmı için satıcı ile tüketici aralarında farklı bir vade belirleyebilir. Bu durumda satıcının 36 ay içinde ifa edeceği kısmın içeriğinin belirtilmesi gerekir.

Satıcının 36 ayda yapması gereken, konutu fiilen tüketiciye kullanımı için sunmaktır. Fiilen kullanımdan kasıt, konutun oturmaya elverişli olması, konutun bütün eklenti ve ortak kullanım alanları da dahil olmak üzere, eksiksiz olarak tamamlandığı durumlarda kat mülkiyetine geçişte herhangi bir engelin kalmamasıdır. Ön ödemeli konut satışı sözleşmesi kat irtifaklı tapulu konutlar için yapılabileceği gibi kat mülkiyetli tapuları hakkında da yapılabilir.

Kat Mülkiyetli Konutların Teslimi

Kat mülkiyetli konutlar, yapımı tamamlanmış, yapı kullanım belgesi (iskan belgesi) alınmış olan konutlardır.

Kat mülkiyetli konut tapuda yapılan ön ödemeli konut satışı sözleşmesiyle tüketiciye devredilebilir. Mülkiyet alıcı kişiye geçtiği için artık 36 aylık vadeden söz edilemez. Konutun zilyetliğinin devri konusunda ise taraflar bir vade kararlaştırabilir. Ancak bu kararlaştırılacak vade 36 aydan fazla olamayacaktır. Çünkü konutun inşası ne kadar sürerse sürsün 36 aydan fazla olamaz.

Kat İrtifaklı Konutların Teslimi

Kat irtifaklı konutlar, kat mülkiyetine konu olmak üzere inşa edilecek veya edilmekte olan konutlardır. Kat irtifakı tapuda devredilebilir. Bu sebeple ön ödemeli konut satışı sözleşmesine konu olabilirler.

Kat irtifakı başta tapuda alıcıya devredilmişse, 36 aylık süre tüketicinin kullanımına uygun konutun doğrudan zilyetliğinin devrine konu olacaktır. Ön sözleşmesinin yapılmasıyla birlikte kat irtifakı devredilmesiyse hem kat irtifakı hem de oturulabilecek konutun zilyetliğinin devri 36 aylık süreye tabidir.

Satıcının Konutu Zamanında Teslim Etmemesi 

Ön ödemeli konut satışında satıcının konutun mülkiyetini ve zilyetliğini zamanında devretmemesi durumunda satıcı kişi temerrüde düşecektir. Zamanında ifa edilmemesinin yaptırımı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda “ayıp” içinde konu edinmiştir.

Satıcı kişinin temerrüde düşmesi için 3 durumun gerçekleşmesi gerekir. Bunlar:

  • Satıcının borcunun ifası mümkün olmalı
  • Satıcının borcunun muaccel olması
  • Alıcının satıcıya temerrüt ihtarında bulunması

gerekir.

Peki, alıcı satıcıya ne zaman ihtarda bulunması gerekir ?

Ön ödemeli konut satışında taraflar borcun vadesini serbestçe kararlaştırabilirler. Ancak kat irtifakı ve konutun kullanılabilir halde tüketiciye 36 ay içinde zilyetliğinin devredilmesi gerekir.

Örneğin; tarafların 48 ay vade belirlemesi durumunda, 36 ay içinde satıcı, alıcıya kat irtifakı ve kullanıma uygun konutun zilyetliğini devretmesi gerekir. Satıcı, borcun kalan kısmı için ise 48 ayın dolmasıyla temerrüde düşecektir. Bu durumda tüketici, satıcıya temerrüt ihtarında bulunmalıdır.

Ön ödemeli konut satışında tüketicinin satıcıya kural olarak temerrüt ihtarında bulunması gerekir. Çünkü satıcı ve alıcı belirli bir vade kararlaştırmak zorunda değildir.  Borcun ifası için belirli bir vade kararlaştırıldığı durumlarda temerrüt ihtarına gerek yoktur. Ancak taraflar konutun teslim tarihini kararlaştırmak zorundadırlar. Konut teslim tarihi olmayan sözleşmeler şekle aykırılıktan dolayı hükümsüz kalacaktır. (Türk Borçlar Kanunu 12 ve 27. madde). Ancak bu geçersizlik tüketici (alıcı) aleyhine ileri sürülemeyecektir. Vadenin belirlenmediği durumlarda ifa zamanı kanunda belirtilen en üst süre olan 36 ay olacaktır. Bu sürenin geçmesiyle birlikte satıcı ihtar gerekmeksizin temerrüde düşecektir.

Satıcının Konutu Zamanında Teslim Etmemesinin Sonuçları

Satıcının temerrüdü halinde kanun (Türk Borçlar Kanunun 125. md.) tüketiciye 3 seçimlik hak tanımıştır:

  • Aynen ifa istemeye devam ederek gecikme zararının tazminini istemek,
  • Sözleşmeden dönerek menfi zararın tazminini istemek,
  • İfadan vazgeçerek müspet zararını istemek

Satıcının temerrüde düşmesinde kusurlu olması gerekmez. Alıcı yukarıda sayılan 3 haktan istediğini kullanabilir. Temerrüt kusura bağlı olmasa da tazminat kusura bağlıdır. Alıcının tazminat alabilmesi için satıcının kusurlu olması gerekir.

Oylayın

Vatandaşlık Avukatı İstanbul 

Türk vatandaşlığı çeşitli yollarla kazanılabilmektedir. Bunlardan en önemlisi doğumla kazanılan Türk vatandaşlığıdır. Doğumla kazanılan Türk vatandaşlığı, soy bağı veya doğum yeri esasına göre kendiliğinden kazanılır. Doğumla kazanılan vatandaşlık doğum anından itibaren hüküm ifade etmektedir.

Soy Bağı Esasına Göre Kazanılan Vatandaşlık

Soy bağı ile kazanılan vatandaşlık, çocuğun doğumu anında soy bağı ile bağlı bulunduğu Türk vatandaşı anne veya babanın vatandaşlığını kazanmasını ifade etmektedir.

Soy bağı ile Türk vatandaşlığının kazanılmasında; anne veya babadan yalnız birinin, doğum anında Türk vatandaşı olması yeterli olup diğerinin yabancı bir devlet vatandaşı olması Türk vatandaşlığının kazanılmasına engel teşkil etmez. Örneğin; Türk bir baba ile İtalyan bir anneden dünyaya gelen çocuk Türk vatandaşlığını kazanmış sayılır.

Doğum Yeri Esasına Göre Kazanılan Vatandaşlık

Türkiye’de doğan ve anne ve babasının belli olmaması veya vatansız olmaları ya da milli kanunları gereğince vatandaşlık kazanamaması gibi sebeplerle herhangi bir devletin vatandaşlığını kazanamayan çocuk, doğumundan itibaren Türk vatandaşlığını kazanmaktadır.

Türkiye’de bulunmuş çocuk, Türkiye dışında doğduğu sabit olmadıkça Türkiye’de doğmuş sayılacaktır. Yaşının küçüklüğü nedeniyle kendisini ifade edemeyen bulunmuş çocuklar kolluk görevlilerinin veya ilgili kurumların bu durumu belirten tutanaklarına veya ilgililerin beyanına dayanılarak bulundukları yerin nüfus kütüklerine tescil edilir.

Sonradan Türk Vatandaşlığının Kazanılması

5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 11 inci maddesi uyarınca Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda;

  1. Kendi milli kanununa, vatansız ise 4721 sayılı Türk Medenî Kanununa göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak.
  2. Başvuru tarihinden itibaren geriye doğru Türkiye’de kesintisiz beş yıl ikamet etmiş olmak.
  3. Türkiye’de yerleşmeye karar verdiğini; Türkiye’de taşınmaz mal edinmek, iş kurmak, yatırım yapmak, ticaret ve iş merkezini Türkiye’ye nakletmek, çalışma iznine tabi olarak bir iş yerinde çalışmak ve benzeri davranışlarla teyit etmiş olmak veya Türk vatandaşı ile evlenmek, ailece müracaat etmek, daha önce Türk vatandaşlığını kazanmış olan ana, baba, kardeş ya da çocuk sahibi olmak veya eğitimini Türkiye’de tamamlamak.
  4. Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak.
  5. Toplum içinde birlikte yaşamanın gerektirdiği sorumluluk duygusu ile davranarak iyi ahlak sahibi olduğunu göstermek, davranışları ile çevresine güven vermek, toplumca hoş karşılanmayan ve toplum değerlerine aykırı kötü alışkanlığı bulunmamak.
  6. Toplumsal yaşama uyum sağlayabilecek düzeyde Türkçe konuşabilmek.
  7. Türkiye’de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak.
  8. Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak.

şartları aranmaktadır.

Bu şartları taşıdığınızı düşünüyorsanız ve Türk vatandaşı olmak istiyorsanız Vatandaşlık Avukatı İstanbul olarak bize ulaşabilirsiniz.

5 / 5 ( 2 puan )

Vatandaşlık

Vatandaşlık Nedir ?

Bir ülkeye ve millete bağlı olmaya “vatandaşlık” denilebilir. Vatandaşlık hukuku ise milliyet ve yurttaşlık ile bunların kazanılması, aktarılması ve kaybedilmesi konularıyla ilgilenen hukuk dalıdır.

Vatandaşlık Numarası Nedir ?

Vatandaşlık başvuru numarası, vatandaşlık başvurusunda bulunan kişinin, vatandaşlık işleminin son durumunu doğum tarihi ile birlikte https://www.nvi.gov.tr adresi kısmından takip edebileceği “12345 – 54321” şeklindeki rastgele oluşturulmuş rakamlara vatandaşlık başvuru numarası denir.

Vatandaşlık Başvuru Numarası Nasıl Öğrenilir ?

Vatandaşlık başvuru numarasını, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Halkla İlişkiler Şubesinden, İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüklerinden ve 10/11/2014 tarihinden sonraki başvuruları Dış Temsilciliklerinden öğrenebilirsiniz.

Vatandaşlık Başvuru 

Türk Vatandaşlığının kazanılmasında yapılacak olan başvurular yurt içinde yerleşim yerinin bulunduğu valiliğe (il nüfus ve vatandaşlık müdürlüğü), yurt dışında ise dış temsilciliklere bizzat veya bu hakkın kullanılmasına ilişkin özel vekaletname ile avukat aracılığıyla yapılır. Posta ile yapılan müracaatlar kabul edilmemektedir.

Vatandaşlık Sorgulama

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün sitesinde bulunan  “Vatandaşlık Başvurum Ne Aşamada ?” sayfasından vatandaşlık başvurunuzun genel durumunu öğrenebilirsiniz. Vatandaşlık başvurum ne aşamada linkine tıklayarak başvuru numaranızı ve doğum tarihi bilgilerinizi girdikten sonra vatandaşlık sorgulamanızı yapabileceksiniz.

Türk Vatandaşlığı Başvurum Reddedildi Yeniden Başvurabilir Miyim ?

5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu‘nda aranılan şartları taşımanız halinde ikamet ettiğiniz (oturduğunuz) yer valiliğine müracaat etmeniz halinde vatandaşlık durumunuzun yeniden değerlendirilmesi mümkündür. Vatandaşlık başvurunuzun bir avukat aracılığıyla yapılması sizin her zaman lehinize olacaktır.

Anne ve babalarına bağlı olarak vatandaşlık durumları incelenen küçük çocukların, vatandaşlık işlemleri sonuçlanmadan reşit olmaları halinde, müracaat makamlarına bilgi verilerek adlarına vatandaşlık dosyasının düzenlenmesi gerekmektedir.

Türk Vatandaşlığı Nasıl Alınır ?

1-) Doğumla Türk Vatandaşlığının Kazanılması

Doğum yeri veya soybağı durumuna göre Türk vatandaşlığı kazanılabilir.

  • Doğum Yeri İle Türk Vatandaşlığının Kazanılması

Türkiye’de doğan ancak; yabancı anne ve babasından dolayı doğumla herhangi bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuk ile anne babası tespit edilemeyen bulunmuş çocuk doğumdan itibaren Türk vatandaşı sayılacaktır.

  • Soybağı Yoluyla Türk Vatandaşlığının Kazanılması

Türkiye içinde veya Türkiye dışında Türk vatandaşı anne veya babadan evlilik birliği içinde veya evlilik birliği dışında doğan çocuk Türk vatandaşıdır. Çocuğun nerede doğduğunun herhangi bir önemi yoktur. Anne veya babadan biri Türk ise çocuk da Türk vatandaşıdır.

2-) Sonradan Türk Vatandaşlığının Kazanılması

Yetkili makam kararı, evlenme, evlat edinme, istisnai durum ve seçme hakkı kullanılması yollarıyla Türk vatandaşlığı kazanılabilir.

5 / 5 ( 1 puan )